Sevgili Wall Street İşgalcileri: Anarşistlerden mektup

Sevgili Wall Street İşgalcileri: Anarşistlerden
mektup<http://internationala.org/index.php/isyan/anarsist-hareket/2948-sevgili-galciler-anaristlerden-mektup.html>

<http://cloudfront.crimethinc.com/images/occupy/1b.jpg>17 Eylül’de Wall
Street’in yanındaki bir parkın işgaliyle başlayan ve sosyal eşitsizliklere
karşı ülke çapında umumi alanlarda insanların bir araya gelip eylem
yaptıkları yeni bir hareket yayılıyor. Şimdi bu fenomene dair kısaca tam bir
analizi takdim edelim; bu arada, şu ana kadar zuhur etmiş bazı sorunlara
angaje olan işgal hareketine açık bir mektubu okuyacaksınız. 

*Sevgili İşgalciler,
Anarşistlerden mektup*

Destek ve dayanışma! Ülke çapında Wall Street’te ve başka yerlerde zuhur
eden işgal eylemlerinden esinlendik. Nihayetinde, insanlar yeniden sokaklara
çıktılar! Bu eylemlerin etrafındaki canlılık bu ülkedeki protesto ve
direnişi canlandırma potansiyeline sahip. Bu işgallerin hem sayıda hem de
özde artacağına inanıyoruz ve buna katkıda bulunmak için en iyisini
yapacağız.

Neden bizi dinlemelisiniz? Kısaca, çünkü biz bu işlerle uzun zamandır
meşgulüz. kapitalizme karşı mücadele, işgal örgütlenmelerinde ve konsensüsle
karar alma işlerinde on yıllarımızı harcadık. Eğer bu yeni hareket
öncekilerin hatalarından ders çıkarmıyorsa, aynılarını tekrarlama riskine
girmiş bulunuruz. Burada bazı zor kazanılmış bazı dersleri özetleyeceğiz.

İşgal yeni değildir. Üzerinde bulunduğumuz ülke çoktan işgal edilmiş bir
topraktır. Amerika Birleşik Devletleri, yüzyıllarca süren kölelik ve
sömürüyü geçersek yerli halkların imhası ve topraklarının
sömürgeleştirilmesiyle kurulmuştur. Bir karşı-işgalin anlamlı olabilmesi
için, tarihten başlamamız gerekmektedir. Daha da iyisi, hareket bugünkü
küreselleşme karşıtı hareketlere kadar çeşitli işçi ve savaş karşıtı
hareketlerden yerli öz-savunmalarına uzanan direniş tarihini de
kucaklamalıdır.

“99%” sosyal gövdede tek değil, çoktur. Bazı işgalciler “99%”u homojen bir
kitle olarak karakterize ettiği bir anlatıyı kullanıyorlar. Yüzler, “sıradan
halkın” ağırlıklı olarak , televizyon programlarında görmeye alışık
olduğumuz beyaz insanları temsil etme eğilimindedir, halbuki böyle insanlar
genel nüfusun azınlığını oluşturur.

Bu bizim çeşitliliğimizi örtbas edecek bir hatadır. İnsanlar ilk defa
kapitalizmin adaletsizliklerine karşı uyanmıyor; bazı halklar yıllar ve
nesillerce iktidar yapıları tarafından hedef alındı. Şu an sosyal
statülerini kaybeden orta-sınıf işçiler çok daha uzun süredir yaşadıkları
adaletsizliğe karşı ellerinden bir şey gelmeyenlerden çok şey
öğrenebilirler.

Problem sadece bir kaç “çürük elma” değildir. Kriz bir kaç yatırım
bankacısının bencilliğinin sonucu değildir; toplumun her seviyesindeki
kıyasıya rekabeti mükafatlandıran bir ekonomik sistemin kaçınılmaz
sonucudur. Kapitalizm durağan bir yaşam biçimi değil, dünyayı çıkar ve
enkaza çevirerek herşeyi tüketen dinamik bir süreçtir. Bu yüzden şimdi
herşey ateşle beslenirken, sistem kendi eski yararlanıcılarını da soğukta
bırakarak çökmektedir. Bunun yanıtı kapitalizmin eski bir aşamasına geri
dönmek değildir–altın standardına dönmek değildir mesela; bu sadece imkansız
değildir, o eski aşamalar o”99%”a herhangi bir çıkar sağlamaz. Bu karmaşadan
çıkmak için, birbirimizle ve çevremizdeki dünyayla alakalı başka yolları
yeniden keşfetmeliyiz.

Polise güvenemeyiz. Belki onlar da “sıradan insanlar”, ancak yaptıkları iş
yöneten sınıfın çıkarlarını korumaktır. Polis olarak çalışmaya devam
ettikleri sürece, ne kadar arkadaşça davranacakları üzerinde düşünemeyiz.
Bunu bilmeyen işgalciler yakında toplumumuzun dayandığı zenginlik ve güç
dengesizliklerini tehdit ettikleri gibi ilk elden öğreneceklerdir. Polisin
sırıdan insanları korumak ve onlara hizmet etmek için varolduğunda ayak
direyenler muhtemelen ayrıcalıklı ve itaatkar bir yaşam sürdüler.

Yasalara itaati fetişleştirmeyin. Yasalar zenginliğin ve güçlünün
ayrıcalıklarını korumaya hizmet eder; yasalara uymak ille de ahlaken doğru
değildir–ahlaksızlık da olabilir. Kölelik yasaldı. Nazi’lerin de yasaları
vardı. Yasalara rağmen en doğrusu olduğunu bildiğimizi yapmak için vicdan
gücümüzü geliştirmeliyiz.

Katılımcılarının çeşitliliği için bir hareket çeşitli taktikler için alan
açmak zorundadır. Herkesin daha iyi bir dünya arayışında nasıl eylemesi
gerektiği bildiğinizi düşünmeniz kontrolccülük ve kendini beğenmişliktir.
Diğerlerinin aleyhine konuşmak sadece hareketi bir bütün olarak
gayrimeşrulaştırır, böler ve parçalar. Eleştiri ve tartışma vşe hareketi
ileri sürükler, ancak iktidarı ele geçirme girişimi onu sakatlar. Hedef
herkesi tek bir taktiği benimsemeye zorlamak olmamalı. Daha çok farklı
yaklaşımların karşılıklı nasıl yarar sağlayacaklarını keşfetmek olmalı.

Yasaları çiğneyen ve polise karşı gelenlere ajan provokatör yakıştırmasında
bulunmayın. Bir çok insanın öfkeli olması için nedeni vardır. Yasalcı
pasifizme herkes boyun eğmiş değil; bazı insanlar kendileri için nasıl
dimdik duracaklarını halen hatırlıyorlar. Polis şiddetinin amacı sadece bizi
kışkırtmak anlamına gelmez, aynı zamanda bize zarar vermek ve etkisiz hale
getirmeyi amaçlar. Bu bağlamda, öz-savunma zaruridir.

Otoritelerle yapılan çatışmaların ön saflarındakileri bir şekilde
otoritelerle işbirliği içerisinde olduğunu varsaymak sadece mantıksız
değildir–statükoyla mücadele eden ruhun meşruiyetini bozar ve buna hazır
olanların cesaretlerini kırar. Bu iddia, otoritelere güvenmeleri gerektiği
ve otoritelere itaat etmeyen herkesten korkması öğretilen tipik ayrıcalıklı
insanlardan gelir.

Hiçbir hükümet–başka bir deyişle, hiçbir merkezi olmayan iktidar–güçlünün
çıkarlarından önce sıradan insanların çıkarını düşünmez. Bu hareketteki
çekimin merkezi özgürlüğümüz ve otonomimiz ve bunları destekleyen karşılıklı
yardımlaşma olmalı–”sorumlu” merkezi bir iktidar arzusu değil. Daha önce
böyle ir şey gerçekleşmedi; 1789′da bile, devrimciler zengin ve fakirleri
geçersek “demokrasiyi” kölelerle kontol ettiler.

Bu, en önemli olanın yöneticilerimizden sadece bir şeyler talep etmek
olmadığı ama taleplerimizi kendi kendimize gerçekleştirmemiz için gücümüzü
toplamamız anlamına gelir. Şayet bunu etkili bir şekilde gerçekleştirirsek,
güçlüler dikkat ve sadakatimizi korumak için taleplerimizi ciddiye
alacaklardır. Kendi gücümüzü geliştirecek baskı gücüne ulaştık.

Aynı şekilde, sayısız geçmiş hareketler “demokratik” olsa bile kendi
bürokrasilerini oluşturarak ve ilksel amaçlarının altını kazıyarak zor yolu
öğrendiler. Ne yeni otoriter liderlere ne de yeni karar alma yapılarına
yatırım yapmalıyız; bize dayatılan eşitsizlikleri lağvederek özgürlüğümüzü
savunacak ve genişletecek yollar bulmalıyız.

İşgaller yaptığımız eylemleri geliştirecektir. Bizler –güçlü olanın bize
kulaklarını tıkadığından bahsederken-”iktidara gerçeği konuşmak” için burada
değiliz. Otonom inisiyatif için alan açalım ve sosyal eşitsizlik ve
adaletsizliklerin kaynağıyla karşı karşıya gelmek için doğrudan eylemler
örgütleyelim.

Okuduğunuz, entrika çevirip eyleme geçtiğiniz için teşekkürler. Her
hayaliniz gerçek olsun.

*Alıntı: Crimethinc.<http://www.crimethinc.com/blog/2011/10/07/dear-occupiers-a-letter-from-anarchists/>
*
http://internationala.org/index.php/isyan/anarsist-hareket/2948-sevgili-galciler-anaristlerden-mektup.html

Bir Yanıt to “Sevgili Wall Street İşgalcileri: Anarşistlerden mektup”

Bir Yorum Yaz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 136 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: