Makaleler kategorisi için arşiv

Türkiye’de anarşist olmak!

Makaleler etiketler ile - 29/01/2013 içinde Karakök tarafından

İstanbul’un sosyallikten yoksun yeri pendik’te, yirmi beşinci yılıma giriyorum. Param yetmediği için üniversiteyi terk ettim ve harç kredi borçlarım olduğu gibi duruyor. Çalıştığım şirketler maaşımı ödemedikleri için iki iş davam hâlâ sürüyor. Aileme bakma sorumluluğum var ve gelirim aybaşında elime geçmeden bitiyor. İki tane limiti dolmuş kredi kartımın icralık olmasını bekliyorum. Devletin kurumlarıysa hâlâ ellerindeki anketin sonucuna göre, gençlere sürekli gelecekten bahsediyor. Ancak geleceğin bir geleceği yok.

Anarşist terör örgütü operasyonu, Ergenekon, balyoz veya kck davaları gibi medyada yer almadı. Çünkü anarşistlerin büro, lider ya da başkanlık yapılanması gibi hiyerarşi alanları yok. Fakat birçok ülkede anarşistler tarafından Türk konsoloslukları önlerinde eylemler oldu, konserler düzenlendi, mitingler yapıldı. Aslında bu davanın sonucu başta belliydi: kamu malına zarar ve gösteri kanununa muhalefet. Davaya özel yetkili mahkeme yerine normalde olması gereken asliye mahkemesi baksa, tutuksuz yargılama olurdu. İkametgâh adresimden alındım, ancak mahkeme kaçma şüphesi var gerekçesiyle tutuklamaya karar verdi. AİHS’ye göre tutukluluk ile dosyada gizlilik bir arada yürütülemez ama özel yetkili mahkemelerin pençelerine kim karşı koyabiliyor ki. Bizde devletin bu adaletsizliğine karşı kendi sesimizi çıkarabilmek için dönüşümlü açlık grevi yaptık ve savcılık ile medyaya bildirimde bulunduk, ancak arkadaş ve ailelerimizden başka sesimizi duyan olmadı. Devlet anarşist bireylerin 1 Mayıs eylemini egemen sınıfın ayrıcalıklarına saldırdığını düşünerek cezalandırmalıydı. İnsanlığın savunmasız kaldığı duvarlar arasında üç ay kaldık.

1 Mayıs 1886’da ABD’nin haymarket meydanında gerçekleşen eylem sonrası beş anarşistin idam edilmesiyle devlet terörü başladı. 1 Mayıs 1977’de taksim meydanında otuz dört solcunun katledilmesi de terörizmdi. Her otorite özde kötü kılınır ve bu otorite, medyada anarşistleri terörist olarak lanse ederek sadece kendilerini kandırmış oldular. Gerekçesi ne olursa olsun kamu yararına yargılama, bir kimsenin hayatına bedel ediliyorsa, buna şiddet ve terörizm denir. Ama bir camın yâda pencerenin kırılması şiddet değildir, terörizm hiç değildir. Bankalar sürekli hayatımıza bir değer biçiyor. Bize borçlarımızın olduğunu ve bunun için sürekli çalışmaktan başka bir çaremizin olmadığını hatırlatıyor. Her sabah gittiğimiz zindan gibi işyerlerinden, akşam insanlıktan çıkmış halde dönüyoruz. Ne suç işledim de, hayatım boyunca çalışmak zorundayım ki!

Bir anarşist olarak, daha az çalışıp bolluk içerisinde yaşamaktan
başka bir arzum yok.

oğuz topal…

25 KASIM ” KADINA YÖNELIK SIDDETE KARSI MÜCADELE GÜNÜ”

Feminizm, Makaleler etiketler ile - 25/11/2012 içinde Karakök tarafından

Barbarlığın ve Vahşetin Özü !

Tarih: 25 Kasım 1960
Yer: Dominik Cumhuriyeti.
3 kız kardeş Clandestina Hareketi’nin öncülerinden olan Patria, Minerva ve Maria Terasa Trujillo diktatörlüğü tarafından tecavüz edilerek katledildiler.

Tarih: 1981
Yer: Kolombiya.
Ve 1981 yılında, Kolombiya’da toplanan Latin Amerika Kadın Kurultayı’nda ülkelerinde siyasal özgürlük için kararlılıkla mücadele veren bu cesur kadınlar anısına 25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” ilan edilirken, asıl hedef, Mirabel kardeşlerin katlinde simgeleşen sistemin şiddeti oldu.
Tarih: 1999
Mirabel kardeşlerin katledilmesinden 39 yıl sonra Birleşmiş Milletler 25 Kasım’ı “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” olarak karar altına aldı. Fakat aynı Birleşmiş Milletler Irak’ta, Filistin’de, Afganistan’da, Kosova’da kadınların yaşadığı tecavüz, işkence ve katliamlara yönelik herhangi bir yaptırımda bulunmayıp seyretmeyi tercih etmektedir.
Mirabel kardeşlerin mücadelesi yol gösteriyor

Patria, 1960 Haziran ayında diktatörlük karşıtı en büyük hareket olan Clandestina’yı kurdu. İki kız kardeş de ona katıldı ve mücadelelerinden ötürü hareketin sembolü haline geldiler. Mirabel kardeşler, ülkelerinde siyasal özgürlük için Devamı »

Komünizm Fikri Yeniden Hayata Dönerken…

Makaleler etiketler ile - 27/10/2012 içinde Karakök tarafından

Komünizm Fikri (Berlin Konferansı, 2010), (Hazırlayanlar: Alain Badiou ve Slovoj Žižek; çev: Okan Doğan, Savaş Kılıç, Haluk Barışcan; Metis Defterleri, 2012)

 

Mart 2009’da, Londra’daki Birbeck İnsani Bilimler Enstitüsü tarafından düzenlenen “Bir İdea Olarak Komünizm” adlı konferansa sunulan metinler Ayrıntı Yayınları tarafından aynı adla kitaplaştırılmıştı (2011, çev: Ahmet Ergenç ve Ebru Kılıç). Bu kitabı, “Žižek Ne Yaptı?” (8 Ocak 2011) adlı makalemde, ağırlıklı olarak Slovoj Žižek’in şahsında değerlendirmeye çalışmıştım. Aynı girişim bu sefer 2010 yılında yapılan Berlin Konferansı olarak çıkıyor karşımıza. Alain Badiou ve Slovoj Žižek, yine girişimin esas örgütleyicileri. Devamı »

Bunlar mizah kitabından değil Kaymakamlığın dağıttığı yardımcı kitaptan! / Ece Temelkuran

Haberler, Makaleler etiketler ile - 22/10/2012 içinde Karakök tarafından
Noel Baba haneye tecavüzden yargılanır
Bunlar mizah kitabından değil Kaymakamlığın dağıttığı yardımcı kitaptan!İstanbul Maltepe İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü emriyle 5, 6, 7 ve 8. sınıf öğrencilerine bir seri yardımcı kitap dağıtıldı. “Büyük Adım Biyografi” adlı seri kitaplardan “Her Taş Cevher Değildir” ve “Hafıza Defterine Adını Yazdıranlar” adlı kitaplardaki ifadeler şaşkınlık yarattı.
10-13 yaş arasındaki yoksul öğrencilere dağıtılan kitaplarda, 15 kitaptan oluşuyor
ve herbir kitabı 110 sayfa. Yazarı belirtilmeyen kitaplarda dahiler işte böyle anlatılıyor:‘Darwin Yahudi’dir saklanmak zorundadır’
*Charles Robert Darwin (Evrim teorisinin mucidi): “Küçük Charles’in iki derdi vardır. Birincisi Yahudi’dir ve kendini gizlemek zorundadır. İkincisi çıkık alnından, iri burnundan ve şekilsiz dişlerinden nefret eder. Okuldan ziyade hayvanat bahçesine takılır, maymunlara fıstık atar. Pasifik’te üç beş tane renkli kertenkele görünce nesli kesilmiş canlılarla yaşayanlar arasında münasebet kurmaya çalışır. Tam 20 yıl boyunca tezine uyacak malzemeler araştırır. Evet, şüphe içindedir ve kendini kandırdığının farkındadır. Devamı »

Türkiye Orta Doğu’nun yeni Pakistan’ı mı olacak?

Makaleler etiketler ile - 17/09/2012 içinde Karakök tarafından

 

17 EYLÜL 2012

 

Türkiye Orta Doğu
 Robert Fisk, ‘Bir akrebi beslersen seni sokacaktır’ deyiminden yola çıkarak yazdı…

Independent gazetesinin deneyimli Orta Doğu muhabiri Robert Fisk, Müslüman ülkelerde son yaşanan protestolar üzerinden kaleme aldığı bugünkü yazısında, yaşanan gelişmelerin Batı’nın yanlış politikalarından kaynaklandığını ileri sürerken Türkiye’yle ilgili de ilginç bir benzetmede bulundu. Devamı »

Tayfun Gönül: Hayata da Ölüme de Gülümseyerek Bakan Anarşist…

Makaleler etiketler ile - 31/07/2012 içinde Karakök tarafından

Tayfun Gönül’ü 1970’lerin sonlarından beri tanırdım. O zamanki Maocu partinin gençlik örgütlenmesinin içindeydi, Hacettepeli Aydınlıkçı gençlerden biriydi. Daha o zamandan hayata muzipçe gülümsediğini hatırlıyorum. Doktor olmak falan umurunda değildi sanki. Hayat öyle büyük, öyle derin, öyle güzeldi ki. Doktor olmuşsun ya da bir başka şey, ne önemi vardı. Bu büyük hayatın içine olduğun gibi atılmak, onun sırlarına kafa yormak ve hep birlikte yaşayıp gitmek en güzeli değil miydi?
Sonra, 1980’li yıllarda onun doktor olduğu halde hiç de bir doktor gibi yaşamadığını, anarşist olduğunu, ilk vicdani retçi olduğunu, kendisi gibi arkadaşlarıyla komünal bir hayat sürdüğünü duydum uzaktan uzağa. Daha sonra doktorluğu da bırakmış, sahil kasabalarında bileklik falan satarak yaşıyormuş. Ruhuna yabancı hiçbir hayatı kabul etmeyecek kadar özgür bir ruhtu. Devamı »

Karşıdevrim!

Makaleler etiketler ile - 30/05/2012 içinde Karakök tarafından

Devrim gibi karşıdevrim de aslında bir an değil, uzunca bir süreçtir. Devrimin aşamaları olduğu gibi (elbette MDD gibi aşamalardan söz etmiyorum; söz konusu olan, devrimin bazen bir üst aşamaya çıkması, bazen de bir alt aşamaya inmesidir) karşıdevrimin de aşamaları vardır ve devrimle karşıdevrim iç içedir. Bazen biri atağa geçer, bazen diğeri; birinin atağı, diğerinin karşı atağını doğurur. Bunların hepsi süreçler biçiminde gelişmekle birlikte, bazen belli bir atak, devrimin en parlak ya da karşıdevrimin en karanlık anını simgeler gibidir. Devamı »

Faşist Diktatörlüğe Doğru…

Makaleler etiketler ile - 09/03/2012 içinde Karakök tarafından

 

Bir başka açıdan baktığımızda politik iktidar ve toplumsal iktidar olarak iki iktidar biçimi ve bu iki iktidar biçimine bağlı dört rejim türü saptayabiliriz:

1. Politik iktidarın toplumsal iktidara hakim olduğu tek parti diktatörlükleri; 2. Politik iktidarın toplumsal iktidarı kendine tabi kıldığı vesayet rejimleri; 3. Toplumsal iktidarın politik iktidarı kendine tabi kıldığı burjuva “demokrasi”leri; 4. Toplumsal iktidarın politik iktidara hakim olduğu faşist diktatörlükler.

“Hakim” ve “tabi” kelimelerinin altını çizdim, çünkü bu iki kelime arasında ilk bakışta sanki önemli bir fark yokmuş gibi görünmesine rağmen aslında toplumsal pratikte aralarında çok büyük bir farklılık vardır. “Hakim olmak” derken tam bir hegemonyadan; “tabi kılmak” derken kısmi bir hegemonyadan söz etmek istiyorum ki, bu, aşağıda sözünü edeceğim gibi, rejimler açısından çok önemli bir farklılığa işaret etmektedir. Devamı »

Örgüt/lenme Gün Zileli

Makaleler - 27/12/2011 içinde Karakök tarafından

26 Aralık 2011, 00:06

Özinisiyatife dayalı, ademimerkeziyetçi, tamamen tabana dayanan bir örgütlenme olmalı. Yönetsel görevlere seçim yoluyla ve rotasyon usulüyle gelinmeli. Yani iki devre görev yapanlar üçüncüsünde görevi devretmek zorunda olmalı. Örgütler çeşitli toplumsal işlevleri yerine getiren, parçalı yapılar olmalı. Yani tek bir örgüt değil, binlerce farklı örgüt, bunların birbirleriyle serbestçe ilişki kurması ve dayanışması.

Bu ayki temayı  “örgüt/lenme” olarak seçtik. Bu bağlamda solun var olan ve geçmişteki örgütlenme modellerinin bir değerlendirmesini yapmanızı ve günümüzde denenen modeller üzerine görüşlerinizi almak istiyoruz.

 

1-Sol geçmişte (ülkemizde ise hâlâ) öncü-parti modelli parti  ve iç işleyiş olarak da demokratik merkeziyetçiliğe dayanan dikey örgütlenmeyi tercih etmektedir. Ne dersiniz merkezi olan bir örgütün demokratikliği olabilir mi? Öncü-parti modeli ezilenlerin derdine deva olabilir mi?

 

Bu modeli ortaya atan Lenin’dir. Kendisinden önceki devrimlerin yenilgisinden dersler çıkararak kolay kolay dağıtılmayacak, merkeziyetçi bir devrimci örgüt modeli geliştirmiştir. Sovyetler Birliği’nin iç savaş deneyi, gerçekten de böyle bir örgütün eski düzenin savunucularıyla başa çıkmakta başarılı olduğunu göstermiştir.

 

Ne var ki, dağılmayan bu örgütün bizzat kendisi devrim için bir sorun haline gelmiştir. Çünkü dayattığı merkeziyetçilik giderek merkeziyetçi-bürokratik bir yapıyı doğurmuş ve en başta devrimi kendi elleriyle ezmiştir.

 

Aslında Lenin, öncü örgüt modeliyle, henüz iktidara gelmemiş minyatür bir devlet örgütü öngörmüştür. Sıkı disiplinli, aynı devlet gibi emir komuta mekanizmalarına dayanan bu örgüt, uygun koşullar olduğunda iktidara sıçrayacak ve bir parti-devlet modeli kurarak bütün iktidar rakiplerini daha baştan ezecektir.

 

Bu partinin polis sızdırmayan bir çelik çekirdek olduğu palavradır. Çarlık polisi Bolşevik partisinin en üst görevlerine bile sızabilmiştir. Bolşevik önderlerin sürgünden kaçtıktan sonra en fazla dört beş ay dışarda kaldıktan sonra yakalanmaları da “çelik çekirdeğin” bir efsane olduğunu ortaya koyar. Aslında Lenin’in sıkı disiplini, polise karşı bir önlem değildir, sadece parti üyelerini dağılmadan tutabilmeye yarar. Bugün bu tür örgütlenmeye sahip çıkanların da derdi bu örgütü kullanarak devrim yapmak değil, devrimci militanları kendi örgütlerinin çevresinde tutabilmektir. Bu tür örgütlerde ne demokrasi ne de özgürlük olabilir. Her şey politbüronun, hatta tek liderin iki dudağının arasındadır. Devamı »

Şiddet içermeyen toplumsal muhalefet

Makaleler etiketler ile , - 06/11/2011 içinde Karakök tarafından

yaprak zihnioğlu’nun yazısı

Şiddet içermeyen toplumsal muhalefet
İnsan olduğumuzu unutmadan siyaset yapmak…
Şiddet içermeyen muhalefet, şiddetsiz eylem, şiddetsiz toplantı, şiddetsiz örgütlenme süreçlerini ve yöntemlerini düşünmeye, tartışmaya ihtiyacımız var. Şiddetsizlik bir yaşam tarzı/felsefesini uygulama çabası. Şiddetsiz düşünüşü/edimi yaygınlaştırmamızın ilk adımı bu anlayışı/düşünce biçimini bir yaşam tarzı olarak benimsemek.   Devamı »
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 71 takipçiye katılın