Aralık, 2009 için arşiv

ENVER AYDEMÝR’LE DAYANIÞMA ÝNÝSÝYATÝFÝ BASIN AÇIKLAMASI

Posted in Direnis, Duyurular with tags on 30/12/2009 by Karakök

Vicdani Redci Enver Aydemir Askeri Cezaevinde, Ýþkencede!

Vicdani redci Enver Aydemir, 24 Aralýk’tan beri tutuklu bulunduðu Maltepe Askeri Cezaevi’nde, tektip kýyafet giymeyi reddettiði için iþkence görmektedir. 26 Aralýk’ta kendisini ziyaret eden ve bu durumu zapta geçiren avukatýna, açlýk grevinde olduðunu söylemiþtir.
27 Aralýk Pazar günü, saat 12.30’da, Galatasaray Meydaný’nda biraraya gelen ailesi, avukatý ve destek verenler bir basýn açýklamasý yaptýlar. 20 yýldýr süren vicdani ret mücadelesinde, askeri cezaevlerinde uygulanan baský ve iþkencenin hiç bitmediðini, askeri cezaevlerinin militarizmin birer iþkence kampýna dönüþtüðünü söylediler.

Sevgili Dostlar,

Ýslami inancý nedeniyle askerlik yapmak istemediði için 31.07.2007 tarihinde tutuklanarak Eskiþehir Askeri Cezaevi’ne hapsedilen Enver Aydemir, 04.10.2007 günü Eskiþehir Askeri Mahkemesi’nde 2 gün içinde mevcutsuz olarak birliðine teslim olmasý istenerek tahliye edildi.

Tahliye olduktan sonra yaptýðý basýn açýklamasýnda Aydemir: “TSK Seçkinlerinin laik deðerlere dayanarak dini inançlarýna karþý hasmane duygular beslediðini, bu yüzden laik bir ülkede askerlik yapmayacaðýný ve böyle bir düzenin asla ve asla bir neferi olmayacaðýný “ beyan etmiþ ve vicdani reddini tekrarlamýþtýr.

Enver Aydemir, 24 Aralýk Perþembe günü Kabataþ vapur iskelesinde yapýlan GBT yoklamasýnda hakkýnda çýkarýlan “yakalama emri”ne istinaden gözaltýna alýnarak askeri mahkemeye çýkarýlmýþ ve buradan tutuklanarak Maltepe Askeri Cezaevine gönderilmiþtir. Aydemir 26 Aralýk Cumartesi günü görüþmeye giden avukatýna baþýndan geçenleri anlatmýþ ve bu durum avukatý tarafýndan tutanakla tespit edilmiþtir.

Anlatýmýna göre; kendisinden tektip cezaevi kýyafetini giymesini isteyen görevlilere, “asker olmadýðýný, olmayacaðýný; bu yüzden de bu kýyafeti giymeyeceðini” söyleyen Aydemir, görevliler tarafýndan coplanmýþ ve kaba dayaða maruz kalmýþtýr. Sonrasýnda üzerindeki kendi kýyafetleri çýkarýlarak, sabaha kadar iç çamaþýrlarýyla, soðukta bekletilmiþtir. Bu durumu protesto etmek için ve elbiselerinin kendisine iadesi amacýyla Aydemir açlýk grevine baþlamýþtýr.

Zorla cezaevi kýyafeti giydirilen Aydemir, 25 Aralýk Cuma günü öðle saatlerinde, bulunduðu yere gelen bir cezaevi yetkilisi tarafýndan, tektip kýyafet giymeyi reddettiði ve açlýk grevi yaptýðý için tekrar dayaða maruz kalmýþtýr.

26 Aralýk Cumartesi günü, açlýk grevini sonlandýrmasý amacýyla zorla revire götürülen Aydemir’e, yine zorla serum baðlanmýþtýr.

Aydemir’le kýsa bir süre görüþme olanaðý bulan avukatý, Aydemir’in sað gözünün altýnýn morardýðýný; yorgun ve bitkin olduðunu görmüþtür.

Türkiye, altýna imza attýðý uluslararasý sözleþmelerce de tanýnan vicdani ret hakkýný uygulamamaktaki ýsrarýný sürdürmektedir. 20 yýldýr süren vicdani ret mücadelesinde, askeri cezaevlerinde uygulanan baský ve iþkence hiç bitmedi. Daha önce vicdani retçi Ýsmail Saygý yine ayný Maltepe askeri cezaevinde, vicdani retçi Mehmet Bal Adana ve Hasdal askeri cezaevlerinde; vicdani retçi Mehmet Tarhan Sivas askeri ceezaevinde iþkence görüp lince maruz kaldý. Ve bugün vicdani retçi Enver Aydemir’le bunu bir kez daha yaþadýk. Askeri cezaevleri; militarizmin birer iþkence kampýna dönüþmüþtür.

Bizler Aydemir’e uygulanan baský ve iþkenceyi protesto ediyor, ulusal ve uluslararasý planda insan haklarýndan yana olan bütün güçlerle birlikte vicdani retçi Enver Aydemir’le dayanýþmamýzý sürdüreceðimizi bir kez daha ilan ediyoruz.

VÝCDANÝ REDCÝ ENVER AYDEMÝR’LE DAYANIÞMA ÝNÝSÝYATÝFÝ

Fotoðraflar: ahali.info

Reklamlar

İyi Yahudi olmak için Filistinlileri desteklemek gerek

Posted in Haberler, Makaleler with tags on 30/12/2009 by Karakök


İyi Yahudi olmak için Filistinlileri desteklemek gerek

İsrailli sanatçı yönetmen Udi Aloni, şehirden şehre bölümü için Tel Aviv’i seçen 2009 Toronto Film Festivali’ni protesto eden bildirgeye imza atmış ve filmini festivalden çekmişti. “Gazze saldırısı bu kadar tazeyken bunu kabul etmek mümkün değildi” diyen Aloni ile bir konferans için geldiği İstanbul’da görüştük

Bugün, 1500 kişinin ölmesine ve 5300’ün üzerinde kişinin yaralanmasına sebep olan ve Gazze’yi bir enkaza dönüştüren İsrail saldırısının yıldönümü. Saldırı dünyanın her yerinde, çeşitli biçimlerde kınandı. Bunların içinde en ilginci şüphesiz İsraillilerin protestolarıydı. Bunlardan biri de Udi Aloni. Tel Aviv’i şehirden şehre bölümünde ağırlamak isteyen Toronto Film Festivali’ni protesto eden Toronto Deklarasyonu’na imza attı ve filmi Bağışlama’yı festivalden çekti. Encore Yayınları’nın davetlisi olarak İstanbul’a gelen Aloni’yle görüştük.

ESAS SORUMLU ABD

• Sinemayla ilginiz nasıl oldu?

Aslında görsel sanatlarla ilgileniyordum ama Tel Aviv’de Sinematek’te çalışıyordum ve Passolini, Godard gibi yönetmenleri tanıdım. O yıllarda İsrail’in Filistin’i işgaline karşı gösteriler yapıyorduk sürekli. Muhammed Bakri’nin Cenin Cenin adlı filmi sansür edildiğinde Sinematek başkanı işini tehlikeye atarak filmi gösterdi.

• Bu protestoya nasıl karar verdiniz?

Solcu bir ailenin çocuğuyum. 1970’ten beri işgali protesto ediliyordu. Yoksul semtlere gider, orada yaşayan Yahudilere ‘Bu savaş size de karşı’ diye anlatırdık. Bu onların savaşı değil. Filistinlilerin toprağı işgal edildiğinde bakın bakalım kime veriyorlar o toprakları? İsrailli, soyguncu zenginlere. İki tarafın da aynı biçimde mağdur olduğunu söylemek istemiyorum tabii çünkü gerçek mağdurlar Filistinlilerdir. Ama Filistinlilerin yaşadığı bu mağduriyetin gerçek sorumlusu sadece İsrail’in değil ABD’dir de. Tutup da İsveçli insanları İsrail’e götürsek ve ‘Bundan sonra burada Batılı sömürgeciliğin temsilcisi sizsiniz’ deyip ABD’nin gönderdiği bütün parayı ve silahı göndersek onlar da aynı şekilde davranmaya başlar. İsviçrelilerin şu aralar şu cami meselesinde nasıl hareket ettiklerini görüyorsunuz. Ben bunları İsrail’i sevdiğim, İsrail’e yardımcı olmak istediğim için söylüyorum.

NAKBA’YI KONUŞALIM

• Ama İsrail kuruluşundan itibaren işgalci bir devlet.

Bağışlamak adlı filmimin İsrail’de neredeyse boykot edilmesinin sebebi 1948’i, Nakba’yı yani Büyük Felaket’i ele almasıdır. Kimse Filistin-İsrail meselesini 1948’de başlatamaz. Oysa bunu görmeyen ya yalancı ya aptaldır. Geri dönüş hakkını kabul etmeye yanaşmasanız bile geri dönüş talebini anlamanız gerekir. 1948’de Filistinliler büyük bir felaket yaşadı. İsrail, başka sömürgecilerle kıyaslandığında çok zalim değil. Ama Filistinlilerin yaşamış olduğu felaket dünyanın en büyük felaketlerinden biri. İsrailliler dünyanın en zalim işinin Şoa yani Soykırım olduğunu düşünür. Dünya İsrail’e karşı büyük bir suç işlemiştir ve bu suçu Filistinlilerin sırtından temizlemeye çalışır. Bu Avrupa’nın, ABD’nin suçudur. Yahudiler büyük bir travma yaşadı. Ama Filistinliler de bir günde her şeyi kaybetti. Kaç kişi öldü, kaç ev yıkıldı falan diye soruluyor. Ayrıntıların ne önemi var? Bir günde biri her şeyi kaybetti, biri her şeye sahip oldu ve bu değişmedi.

• Ya 1967?

İbranicenin en güzel sözüdür; tikkun. Onarmak anlamına gelir. Bu onarmaktır ve. Kökeninde şu vardır, Tanrı dünyayı yaratırken çok fazla ışık sunmuş ve bu yüzden her şey kırılmış. Ve her şeyi onarmak zorunda kalmışlardır. Bunu 1967’de de yapabilirdik.

1967 HİÇ AFFEDİLEMEZ

• Nasıl?

Diyebilirdik ki ‘1948’de biz bir travma yaşamıştık, size çok kötü şeyler yaptık ama artık güçlüyüz size yaptığımız yanlışı tamir edebiliriz. Hadi birlikte yeni bir devlet kurarım, evlerinize geri dönün.’ Filistinliler buna hazırdı. Ama ne yaptık? 1948’de yaptığımızı tekrar ettik. 1948’de bir travma vardı ama 1967’de kibir dışında hiçbir sebep yok. Mülteciler var, onların evlerinde yaşıyorsunuz. Ve onları geri çağıracağınıza, onları bir kere daha mülteci haline getiriyorsunuz. Bağışlanmayı isteyeceğinize yeniden suç işliyorsunuz. 1948 Filistinliler için büyük felaket ama belki İsrail’i anlayabilirsiniz. 1967 Filistinliler için büyük felaket değil ama İsrail’i affetmek mümkün değil.

• Toronto’yu protesto etmenizi anlatır mısınız?

Toronto Film Festivali’nin yöneticisi bu yıl şehirler bölümünü Tel-Aviv’e ayırdıklarını ve Yerel Melek filmimi göstermek istediklerini söyledi.  Gazze’nin üzerinden altı ay geçmişti. ‘Tel-Aviv’i bu yıl seçmeniz kötü bir tat bırakıyor’ dedim. ‘Eleştirel bir şey yaparsanız katılırım ama sanırım İsrail’in yeniden markalaştırılmasına katkıda bulunacaksınız. İsrail’i liberal göstermek için bizi kullanacaksınız.Filmim Toronto’da gösterilsin istiyordum ama bunu da istemiyordum. Derken Naomi Kelin’in bir mail geldi. Durumun tam da dediğim gibi olduğunu anlatıyordu. Bunun üzerine birlikte bir mektup yazdık, İsrailli herhangi bir sanatçıyı boykot etmemizin söz konusu olmadığını ama İsrail’in sanat aracılığıyla normalleştirilmesine karşı olduğumuzu anlattık. Bize başkaları da katıldı.

Her milletin Yahudisi var İsrail’inki de Filistinliler

Ben manevi olarak Yahudiyim çünkü insan neyse odur. İbranice biliyorum, Tevrat’ı 3 bin yıl önce yazıldığı dilde okuyorum. İsrail’de doğdum. Ve bugün Yahudiliğime sadık kalmanın yolu Filistinlileri savunmak. Çünkü Tevrat’ta binlerce kere, ‘Aranızda yaşayan yabancıyı sevmek zorundasınız’ denir. Çünkü sen de Mısır ülkesinde yabancıydın. Sadece eşit görmek değil sevmek de zorundasın. Niye Yahudiliğin o tarafını değil de bu tarafını seçiyorlar? Bugün Yahudi olmak Primo Levy olmaktır. Austwitch’ten çıkmış ve orayı tanık olarak yazmayacağım, demiş. Oraya döneceğim, insanlığın öldüğü yerde insanlığı kuracağım. ‘Her milletin Yahudisi vardır’ demiş, bugün ‘İsrail’in Yahudisi Filistinlilerdir’ diyen odur.

BU KEZ KOMİK DEĞİLSİNİZ

Aloni, Toronto Deklarasyonu’nu kınayan Sacha Baron Cohen ve Jerry Seinfeld’e yönelik açıklamasında “Bu kez hiç de komik değilsiniz”  diyor.

AYŞE DÜZKAN

aduzkan@stargazete.com

İHD Diyarbakır Şubesine Yönelik Baskılar Son Bulsun

Posted in Direnis, Duyurular with tags on 30/12/2009 by Karakök

  Sistem, o arada siyasi iktidar, benimsenmeyen düşünce sahiplerine yönelik baskılarına yenilerini ekledi. Bugün, sabahın erken saatlerinden itibaren benimsenmeyen düşünce sahipleri olarak insan hakları savunucuları ve İHD, İHD’nin Genel Başkan Yardımcısı ve aynı zamanda Diyarbakır Şubesi Başkanı Muharrem Erbey, eski Demokratik Toplum Partisi Belediye Başkanları, Demokratik Toplum Kongresi sözcüsü Hatip Dicle ve demokratik kurumlara baskınlar yapıldı. Sekiz ilde 30′un üzerinde siyasetçi, belediye başkanı, kanaat önderi, insan hakları savunucusu gözaltına alındı. Güya bu kişiler ve kurumlar KCK adlı örgütlenmenin uzantılarıymış. İHD Diyarbakır Şubesi hakkında arama kararı bulunmadığı halde, Şube aranmaya kalkışıldı ve itiraz üzerine beş dakikada yargıç kararı çıkartılarak arama işlemine geçildi. Daha önceleri de olduğu gibi her iki-üç yılda bir İHD basılıp arşivlerimiz dağıtılmakta, belgelere el konmaktadır. Diyarbakır Şubesi son bir yıldır faili meçhul siyasal cinayetler ve zorla kaybetmelerle ilgili aktif bir şekilde çalışmaktaydı ve 21 yıllık arşivimizi toparlamıştı. Çok sayıda toplu mezarların açılması İHD’nin belgeli çalışmaları sayesinde gerçekleşmiştir. Böyle hukuk dışı bir uygulama olabilir mi? Böyle arama kararı verilebilir mi? Polisten gelen talep yargı tarafından hiçbir incelemeye gerek görülmeden karşılanırsa, o ülkede insan haklarının yargısal koruma altında olduğu söylenebilir mi? Bir tarafta hükümete yani yürütme gücüne bağlı polis kuvvetleri diğer yanda yargı gücü elbirliği ile baskıcı tutumlar geliştirmekteler. O nedenle bu tür baskıları sistemin baskıları olarak nitelendiriyoruz. Sistem, başvurduğu bu yöntemlerle, Kürt sorunun barışçıl ve demokratik yollarla çözümünü tıkamaktadır. Bir yandan Anayasa Mahkemesi eliyle siyasi partiler kapatılmakta, öte yandan yerellerden itibaren polis ve yargısal mekanizmalar devreye sokularak siyasi partilere, insan hakları ve demokratik örgütlere gözdağı verilmektedir. İhlallerde hem yürütme hem de yargı gücünün sorumluluğu açıktır. İnsan hakları savunucularına ve demokratik kamuoyuna yönelik baskılarla, gözaltılarla, arama ve el koyma kararlarıyla barış ve demokrasi fikri çelişir. O zaman ‘demokratik açılım, Kürt açılımı’ söylemi yalnızca söylem düzeyinde kalır. Baskıları protesto ediyoruz. Özgürlük istiyoruz. İHD Diyarbakır şubesinin belgelerine el koyma işlemine son verilmelidir! Şube Başkanımız ve gözaltına alınanlar derhal serbest bırakılmalıdır.

İHD GENEL MERKEZİ      TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VAKFI

Yesil Gazete

Yuvarlakçay’da Direniş Çadırları

Posted in Direnis, Eko yazilari with tags on 30/12/2009 by Karakök

yuvarlakMuğla’da HES’e karşı direniş sürerken, santral alanındaki kesilen ağaçları yüklemeye çalışan orman işçilerini engelleyen grup, bölgeye çadır kurdu.

MUĞLA’nın Köyceğiz İlçesi’ne bağlı Beyobası Beldesi’nden geçen Yuvarlakçay Irmağı’na kurulacak hidro elektrik santraline (HES) tepki gösteren çevreciler ve köylülerin direnişi sürüyor. Santral alanındaki kesilen ağaçları yüklemeye çalışan orman işçilerini engelleyen grup, bölgeye çadır kurdu.

Santral yüzünden 300- 400 yıllık anıt çınarlar da dahil binlerce ağacın kesilmesine isyan eden çevreciler ve köylüler, bu kez kurulacak HES’in şantiye alanındaki kütüklerin kaldırılmasını önlemeye çalıştı. Sabah erken saatlerden itibaren şantiye alanında toplanan 100 civarında kadın, erkek, genç, yaşlı Pınarköy Köyü sakini ile çevreciler, Köyceğiz Orman İşletme Şefliği’nden gelen 10’dan fazla orman işçisiyle tartıştı. Kamyona kütüklerin yüklenmesi engellendi. Gerginliğin büyümesini jandarma ekipleri önledi. Kamyonların önüne geçip kütüklerin yüklenmesine karşı çıkan gruptan Yuvarlakçay Koruma Platformu üyesi iki kişi ifadelerine başvurulmak üzere Köyceğiz İlçe Jandarma Komutanlığı’na götürüldü.

Kütüklerin üzerine oturdular

Çevreciler ifadelerinin ardından serbest bırakılırken, alanda kaldırılmak istenen kütüklerin üzerine oturup bekleyişlerini sürdüren köylüler de çadır kurmaya başladı. CHP Muğla Milletvekili Ali Arslan’ı telefonla arayıp durumdan haberdar eden köylüler, hiçbir şekilde kütüklerin yüklenmesine izin vermeyeceklerini söyledi. Direnişle karşılaşan orman işçileri ve yevmiye karşılığı ağaç kesimi işini üstlenen Pınarköy Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Ramazan Dallı köylülerin üzerine yürümesinin ardından bölgeyi terk etti. Gerginliğin yatışmasının ardından jandarma da bölgeden ayrıldı.

‘Sonuna kadar direneceğiz’

Alana çadır kurup, HES çalışmaları durdurulana kadar eylemlerini sürdüreceklerini açıklayan köylüler adına konuşan 39 yaşındaki Mustafa Taşkın, “Sonuna kadar direneceğiz. Santral kurmak isteyen şirketi asla ve asla bu alana sokmayacağız. Dozerler bedenimizi çiğnemeden buraya giremez. Orman İlçe Şefliği ile bizim derdimiz yok. Derdimiz, suyumuzu ve ağaçlarımızı yok etmeye çalışan şirketle. Çoluğumuzla çocuğumuzla sonuna kadar direneceğiz. Çadırlarımızı kuruyoruz, burdan ayrılmayacağız” dedi.

Akfen Holding’e bağlı Beyobası Enerji Üretim A.Ş. tarafından kurulup 48 yıl işletilmesi planlanan santral yüzünden, Yuvarlakçay Irmağı’nın suyunun azalacağını düşünen ve binlerce ağacın kesilmesine isyan eden köylülerin geçen pazar günü yapılan eylemine Muğla Belediye Başkanı CHP’li Osman Gürün, Köyceğiz Belediye Başkanı CHP’li Salih Erbay ve CHP Muğla milletvekillerinin yanı sıra sanatçı Leman Sam da destek vermişti. (dha)

Yesil Gazete

Enver Aydemir Eskişehir’e Gönderiliyor

Posted in Direnis, Duyurular with tags on 30/12/2009 by Karakök

enver2

Vicdani Retçi Enver Aydemir, daha önceki direnişinden sonra verilen ceza dolayısıyla, Eskişehir Askeri Cezaevi’ne gönderilmek üzere, jandarmaya teslim edildi.

TMK MAĞDURU ÇOCUKLARA SELAMINIZI YOLLUYORUZ !

Posted in Direnis, Duyurular with tags on 29/12/2009 by Karakök

Barış için sanat girişimi İzmir inisiyatifi olarak 30 Aralık Çarşamba günü
Konak-Kemeraltı postahanesinin önünde saat:16.00’da buluşarak TMK Mağduru
çocuklara yeni yıl kartlarında umudumuzu gönderiyoruz.
siz dostlarımız da onlara kartatabilir ya da 30 Aralık çarşamba
saat:12.00’ye kadar bizimle onlara ileteceğiniz bir cümleyle
paylaşabilirsiniz. bizde cümlelerden uçurtmalarla kaplarız onların
gökyüzünü…

Barış İçin Sanat Girşimi İzmir İnisiyatifi
İzmir Yenikapı Tiyatrosu

“yılbaşı kartı eylemi” çağrı metni/basın duyurusu

Posted in Duyurular with tags on 29/12/2009 by Karakök

2010’a gireceğimiz şu günlerde, Biz Erkek Değiliz İnisiyatifi katılımcısı
olan biz “erkek”ler huzursuzuz. Çünkü 2009 yılı yine erkeklik adına icra
edilen taciz ve tecavüz olaylarıyla tıka basa dolu geçti. Toplum içindeki
erkekegemen yapılanmanın avantajını kullanan milyonlarca erkek, üstüne
üstlük bu avantaja bir de patron ya da amir olmanın tahakküm gücünü ekleyen
yüzlerce, binlerce tacizci dolaşıyor aramızda. Tacize ve tecavüze maruz
bırakılanların çoğunluğu, büyük bir baskı altında kalarak muhtemelen
seslerini çıkaramadılar, çıkaramıyorlar. Ama belki yeni yıl vesilesiyle
onlar için hazırladığımız yılbaşı tebrik kartlarını bildikleri, tanıdıkları
“tacizci”lere göndermek isteyebilirler. Bu nedenle Biz Erkek Değiliz
İnisiyatifi katılımcıları *30 Aralık Çarşamba günü saat 19:30’da Taksim
tramvay durağı yanındaki ışıklı yılbaşı ağacının altında* biraraya gelerek
bir basın açıklaması yapacağız ve hazırlamış olduğumuz yılbaşı kartlarını
isteyenlere ücretsiz olarak dağıtacağız. Katılımınızı bekliyoruz.

TACİZ VE TECAVÜZ ERKEKLİKSE, BİZ ERKEK DEĞİLİZ !

Biz Erkek Değiliz İnisiyatifi – BEDİ