Ocak, 2010 için arşiv

A-Laden Experience – ALEx: Programm 2/2010

Posted in Avrupa haberler, Deutschsprachige Artikel with tags on 28/01/2010 by Karakök

A_hoy! —- [ Aktuelle ALEx-Termine weiter unten! ] —- Die auf den plötzlichen Tod unseres Freundes und webadmin Uli Melcher (+ 12/2007) zurückzuführenden, leider noch anhaltenden Unzulänglichkeiten der website http://www.a-laden.org bitten wir zu entschuldigen! Das Problem ist verschärft in Bearbeitung. Auch eine neue Termin@tor site ist under construction: http://www.terminatorberlin.wordpress.com Es dauert ehrenamtlich halt seine Zeit … Person_A_lmangel … G.E.L.D. …

SEID REALISTISCH: FÖRDERT DAS UNMÖGLICHE! – Sponsort was das Zeug hält!
(Die monatlichen nackten Fixkosten des A-Ladens betragen z.Zt. 300 €
!!!)
Freunde der direkten Aktion (FddA), KontoNr. 489 767 107, BLZ 100 100 10,
Postbank Berlin

Unsere Termine findet ihr neben dem Stressi – http://www.squat.net/stressfaktor
auch auf mySpace: http://www.myspace.com/aladenberlin und
http://www.venyoo.de sowie in Programmzeitschriften und Zeitungen. Und natürlich
auf der BAIZ-site http://www.baiz.info

Seit 2. JUNI 😉 2009 ist unsere Veranstaltungsreihe “ALEx” neu benannt:

“A-Laden Experience” = ALEx

“A-Laden im Exil” hat damit ausgedient, denn der A-Laden hat längst in
Mitte mit Sichtverbindung zum Alex(anderplatz) angedockt. Moabit liegt uns
zwar immer noch am Herzen aber 20 Radminuten weiter. “Experience” weil wir
damit an die Zeiten des Aufbruchs vor gut 40 Jahren anknüpfen und erinnern
wollen und weil der A-Laden Euch die “experiences”, die Erfahrungen, die
wir in gut einem Vierteljahrhundert gemacht und zusammengetragen haben,
allen zur Verfügung stellen will und mit Euch neue Erfahrungen er-leben
will und wird.

Das System macht keine Fehler – es IST der Fehler! – Der Fehler ist
SYSTEMisch.

ALEx-FEBRUAR-PROGRAMM 2010 im BAIZ

Alle ALEx-Veranstaltungen in der Kulturschankwirtschaft BAIZ
(Ecke Tor/Christinenstr., Nähe U Rosa-Luxemburg-Platz – http://www.baiz.info)
Eintritt frei – Spenden erwünscht.

Freie Kultur Aktion e.V. / ALEx (A-Laden Experience) presents:


29. Januar: Internationaler Protesttag gegen Angriff auf Gewerkschaftsfreiheit

Posted in Avrupa haberler, Deutschsprachige Artikel, Direnis, Duyurular with tags on 28/01/2010 by Karakök
Solidarität mit der FAU Berlin am 29./30. Januar!

Am 5. Januar wurde gerichtlich bestätigt, dass die FAU Berlin sich weiterhin nicht als „Gewerkschaft“ oder „Basisgewerkschaft“ bezeichnen darf. Zuvor wurden ihr bereits gerichtlich Arbeitskampfmaßnahmen untersagt. Für den Fall, dass die FAU Berlin dennoch eines von beiden wagen sollte, wurden ihr Strafen in Höhe von mehreren hunderttausend Euro oder Haftstrafe angedroht. Jetzt ist breite Solidarität gefragt.

Dieser juristische Angriff auf die Gewerkschaftsfreiheit in Deutschland ist nicht zuletzt das Ergebnis eines Arbeitskampfes, den die FAU Berlin seit Monaten mit den Beschäftigten gegen das Management des Kino Babylon Mitte in Berlin führte. Die FAU ist der Ansicht, dass es allein Sache von uns ArbeiterInnen ist, zu definieren, was eine Gewerkschaft ist oder welche Gewerkschaft wir für uns wollen. Das Urteil, das in dieser Hinsicht einen Präzedenzfall darstellt, betrifft uns alle.

AKP iktidarını TSK ittifakıyla yürütüyor üçüncü cephe

Posted in Duyurular, Makaleler with tags , on 28/01/2010 by Karakök

Okunma Sayısı : 16

AKP iktidarını TSK ittifakıyla yürütüyor

Eski DEV-GENÇ başkanlarından Kürkçü’ye göre hükümet TSK ile ittifakla tek parti iktidarını koruduğunu öne sürdü
15 Ocak 2010 / 12:18

Vatan Gazetesi’nin başlattığı Türkiye Nereye Gidiyor yazı dizisinin bugün ki konuğu Ertuğrul Kürkçü’ydü.
68 kuşağının liderlerinden Ertuğru Kürkçü’ye göre Türkiye 1930-1960 arasındaki statükoya geri dönüyor. Kürkçü, “Çıkış yolu halkın, yoksulun, emekçinin, kadının, gencin siyasete girerek çürümüş partilere karşı kendi seçeneğini yaratması” diyor.

STATÜKOYA GERİ DÖNÜLÜYOR
68 kuşağının liderlerinden ve Eski DEV-GENÇ Başkanı Ertuğrul Kürkçü’ye göre Türkiye 1930-1960 arasındaki statükoya geri dönüyor. Bianet haber portalının koordinatörlüğünü yapan Kürkçü, Başbakan Erdoğan’ın kendisini milletin tamamının yerine koymaktan ve politik farklılıkları hastalık saymaktan kurtulamadığını vurguluyor. “Çıkış yolu halkın, yoksulun, emekçinin, kadının, gencin siyasete girerek çürümüş partilere karşı kendi seçeneğini yaratması” diyen Kürkçü’nün sorularımıza yanıtları.

Türkiye nereye doğru ilerliyor?
Mart 2008’de Bianet’te şunları yazmıştım: “AKP hükümeti iktidar olanaklarını, özellikle dış politika alanında ısrarlı bir biçimde kullanarak, ’Kürt Sorunu’na ilişkin yaklaşımını Washington arabuluculuğuyla Genelkurmay’a benimsetmeyi başardı. Yeni bir denge oluşuncaya kadar Silahlı Kuvvetler ile hükümet artık el ele yürüyecekler. Bu ordunun gücüyle paranın ve dinin gücünün halkın tepesinde birleşmesi demek. Geçmişte bu güçler arasında belli bir gerilimin mevcudiyeti, kırılgan da olsa bir denge olanağı sunuyordu. Bu aralıktan işçi hareketi ve öteki ezilenlerin toplumsal muhalefeti uç verebiliyordu. Oysa şimdi bütün çatlakların en aşağıdan muhtarlıklar düzeyinden başlayarak Siyasal İslam’ın oluşturduğu dokuyla sıvanacağı bir sürece evriliyoruz. Bir kez daha 1930-45 ve 1950-60 arasındaki statükoya farklı koşullarda iade oluyoruz. Bir tek parti devleti kuruluyor tepemizde.”

Geçmişteki statükoya nasıl dönüyoruz?
CHP ve DP’nin parti olarak devlet organlarıyla özdeşleşmeleri, valilerin hükümet partisinin organı gibi çalışması ve idarenin tamamen hükümetle kaynaşmasını kastediyorum. Bu, hükümetten farklı düşünen vatandaşların, bu devletin kendilerinin de haklarının güvencesi olabileceği duygusunu ortadan kaldırıyor. AKP 12 Eylül Anayasası’nın sunduğu manivelayla yürütmeyi bütün öteki güçlerin tepesine koyuyor. Doğrusu, bu anayasa yürürlükte kaldıkça parlamentoda çoğunluk olan her parti de bu tek parti devletini kurabilir.

Hükümete bu derece yakın kamu görevlileri var mı?
Belediyeler tamamen böyleler. Esas olarak İçişleri Bakanlığı teşkilatı bu yönde çok hızlı bir evrim geçirdi. Geçtiğimiz seçimlerde Tunceli Valisi’nde simgelenen ve herkesin gözüne batan davranışları hatırlayalım. Her ilde valilerin, emniyet müdürlerinin AKP temsilcileri gibi davrandığına dair çok fazla belirti var.

Bahsettiğiniz ordu ve hükümet ilişkisi nasıl yaşanıyor?
Tek parti hakimiyetini AKP “her şeye rağmen” değil, TSK ile ittifak halinde kuruyor. Silahlı Kuvvetler’in özellikle “Kürt Sorunu” bağlamında hükümetle kurduğu ittifak AKP’ye bu inisiyatifi sağlıyor.

Karargah aramaları, tutuklanan ve gözaltına alınan emekli paşalar, orduyla ilgili yapılan açıklamaları nereye koyuyorsunuz?
Ordu yekpare değil. Silahlı kuvvetler yeniden NATO bünyesinde istikrarlı bir konuma yerleşmek için kendisi de “Ergenekon” temizliğine katılıyor. Dolayısıyla hükümete bu kovuşturmalar için yol vermek zorunda. Böyle olmasa hiçbir hükümet bu kapıdan içeri giremezdi.

Ordu bütün yaşananlar için yol verdi yani.
Aynen öyle. AKP, TSK’nin kendisine tanıdığını düşündüğü marjı zaman zaman fiilen aşıyor, birtakım sürtüşmeler doğuyor olabilir ama Yaşar Büyükanıt bunu açıkça “TSK bir suç örgütü değildir ama suçlular varsa bunları veririz” diyerek ortaya koymuştu. Aynı çizgi bugün devam ediyor. TSK yüksek komuta kademesinin genel düzenlemeler bakımından hükümetle mutabık olduğu kanaatindeyim.

CHP’nin bu süreçte suçu var mı ve ne yapmalı?
CHP solundan zorlanmadıkça hiçbir şey yapamaz. Daha soldan ve güçlü itirazlar ve rekabet belki CHP’yi kendine getirebilir. Kendi raporlarını AKP’ye terk etmezlerse ne yapacakları hakkında bir fikirleri olacaktır. Bir parti böyle bir duruma düşer mi? AKP hegemonyasında Baykal’ın CHP’sinin başrolü oynadığını söylemek yersiz olmaz. Parlamentoda özgürlüğün, çoğulculuğun, barışçılığın, hak savunuculuğunun yerine, baskıcılığın, tekçiliğin, savaşın, katliamcılığın sözcülüğünü yaparak MHP ile milliyetçilik yarışına girdi.

İktidar nasıl davranıyor?
AKP fırsat varken bütün karşıtlarını dize getirme çabasında. Erdoğan kendisini milletin tamamının yerine koymaktan, farklılıkları hastalık saymaktan kurtulamadı; onun kişisel mağrurluk ve nobranlığı partisine, hükümetine, polisine, bürokrasisine, belediyelerine de sirayet etti. AKP’nin başka bir meşru güçle dengelenmedikçe, otoriterlik yönünde seyredeceği apaçık. AKP “garip gureba ” ve “fakir fukara” ile aynı dünyayı paylaşmıyordu. Aynı hissiyat alemini de paylaşmıyor artık.

Hangi farklılıkları kastediyorsunuz?
Hükümet emekçilerin talep ve itirazlarını ve politik muhalefeti bir hastalık, anormallik sayıyor. Erdoğan’ın politik farklılıkların meşruluğuna hiçbir inancı yok. Kürtlerin haklarından bahsediyor ama Kürtlerin hakları için siyaset yapan partiyi ve Alevilerin haklarının Alevilerce dillendirilmesini gayri meşru görüyor. Başbakan Türkiye’deki etnisitelerin tamamını, dinleri, mezhepleri ve meşrepleri kendisinin temsil ettiğini düşünüyor ve inanıyor. Bir tek adam partisinde bu daha da büyük bir problem.

Bu durum nasıl düzelir?
Yoksulların, ezilenlerin, kadınların, Alevilerin, Kürtlerin, emekçilerle neo -liberalizmle mücadele programını esas alan bir üçüncü kutupta buluşması AKP karşısında şimdi öngörülemeyecek ölçüde güçlü bir muhalefet odağı oluşturabilir. Tek çıkış yolu halkın, yoksulun, emekçinin, kadının, gencin siyasete girerek çürümüş partilere karşı kendi seçeneğini yaratmasıdır.

MF-DB yargılamaları bugün başladı

Posted in Direnis, Duyurular, Haberler with tags on 28/01/2010 by Karakök

Tutuklu IMF karşıtları serbest bırakıldıİSTANBUL (27.01.2010)- İstanbul’da 6-7 Ekim’de düzenlenen IMF ve

Dünya Bankası toplantılarını protesto ettikleri gerekçesiyle tutuklanan
antiemperyalistler serbest bırakıldı.

6-7 Ekim 2009 tarihinde gerçekleştirilen IMF-DB toplantılarını
proteto etmek için Taksim ve civarında düzenlenen gösterilere
katıldıkları iddiasıyla yargılanan 83 kişinin yargılanmasına bugün
başlandı.

Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, tutuklu 2
kişiyle birlikte, tutuksuz yargılananların çoğu katıldı. Duruşmada
ifade veren antiemperyalistler iddiaları kabul etmedi.
Antiemperyalistler, ayrıca gözaltında uğradıkları kötü muameleyi
anlattı. Gözaltına alınırken polisin fiziksel şiddetine maruz
kaldıklarını belirten antiemperyalistler, 8 saat araç içerisinde
bekletildiklerini, nezarethanede kötü muameleye uğradıklarını belirtti.

Mahkeme heyeti, Murat Duru ve Emre Genç adlı sosyalistlerin tahliye
edilmesine karar verdi, duruşmayı 12 Mayıs 2010 tarihine erteledi.

Ezilenlerin Hukuk Bürosu Avukatı Ayşe Kaymak, davadaki
hukuksuzluklara dikkat çekti. Kaymak, “Polisler sokaktan topladıkları
sapan, molotof, taş gibi maddeleri rastgele müvekkillerimiz üzerine
yazmıştır. Ve bundan dolayı yargılanıyorlar” dedi.

Atılım

ek olarak;

yargılanan 83 kişi arasında anarşistler de var. haber de
belirttiği gibi herhangi bir tutuklama olmadı. duruşma 12 mayıs’a ertelendi.

geçen sene 1mayıs’tan alınan bazı arkadaşlar da SMS mesajıyla mart ayında
mahkemeye çağırıldı.

Söyleşi- Tekel Iscileri Direnisi, İsci Hakları, Gelecek Perspektifleri

Posted in Direnis, Duyurular with tags , , on 28/01/2010 by Karakök

*Beyoglu Yesil Ev’de Söylesi:*

Tekel Iscilerinin Direnisi – Ozellestirmeler, Isci Haklari, Gelecek
Perspektifleri
*
Konusmaci: Aziz Celik*
(Yrd. Doc. Dr.,  Kocaeli Üniversitesi, İktisadi İdari Bilimler Fakültesi,
Calisma Ekonomisi ve Endüstri Iliskileri Bölümü Ogretim Uyesi, Birgun ve
Birikim Yazari)

*Tarih: 30 Ocak 2010 Cumartesi
Saat: 18:00*

Adres: Yeşil Ev, İstiklal caddesi Balo sokak 21/1 Beyoğlu – İstanbul
212-244 77 80

Anarşist tutsak Volkan Sevinç’le dayanışmaya

Posted in Direnis, Duyurular with tags on 28/01/2010 by Karakök

Arkadaşlar bir  üzere Yoldaşımız Volkan Sevinç Ankara’da Vicdani Retçi Enver
Aydemir’le dayanışmak için Yüksel Caddesindeki basın açıklamasına ve
protestoya katılmıştı.Olay günü bir çok kişi keyfi şekilde gözaltına alınıp
darp edilmiş ve bir sonraki gün Volkan Sevinç hariç herkes serbest
bırakılmıştı.Şimdi Volkan yoldaşımız Sincan L tipi cezaevinde
bulunmaktadır.Dünyanın bir çok yerinde Volkan yoldaşımızla dayanışmak için
protestolar,basın açıklamaları yapılmıştır.31,01,2010 Pazar günü saat 5’te
Anarşist tutsak Volkan Sevinç’le dayanışmaya bekliyoruz…Şimdiki süreçte
İstanbul’da ne yapabilir,nasıl İstanbuldan sürece dahil olabilirizi tartışıp
Volkan yoldaşımıza destek olmayı planlıyoruz.Bu amaçla bastıracağımız
kartlarla elde edeceğimiz parayı Volkan yoldaşımıza ulaştıracağız.

Anarşist tutsak Volkan Sevinç Özgürleşiyor.

Adres:Rengahenk Sanat Evi

İstiklal Caddesi Olivo Han Geçidi Olivo Han No:5,Kat:2 Beyoğlu
Galatasaray(Galatasaray Lisesinden Tünele doğru inerken sağ tarafta
Barcelona ve Madrid Cafe’nin ara sokağında)

Mekan İletişim:0212 292 23 47

Dayanışmayla!!!
Volkan Sevinç:

L-1, B12 Koğuşu
Sincan- Ankara

TEKEL İŞÇİLERİ İHTİYAÇ LİSTESİ

Posted in Duyurular with tags on 27/01/2010 by Karakök

*HİJYENİK PED *ANTİ-GRİPAL İLAÇ *ANTİ-BİYOTİKLER *MUKOLİTİK ÖKSÜRÜK ŞURUBU *ANTİ-VİRAL POMAD *SCATRİZAN NEMLENDİRİCİ *RİF AMPUL *ŞEKER İLACI MAKİNASIYLA BİRLİKTE *EL DEZENKFEKTANI *BEPANTEN POMAD *MASKE Yardımlarınızı Tekgıda-İş Sendikası Genel Merkezini arayarak ulaştırabilirsiniz. TEL: 0212 264 49 96

TMK MAĞDURU ÇOCUKLARIN AİLELERİ ADINA

Posted in Duyurular, Haberler with tags on 27/01/2010 by Karakök

B.S  15 YAŞINDA Batmanlı bir Kürt kızı ailesi İstanbul da ikamet ediyor Batmana misafirliğe geldiği 9 ekim 2009 tarihinde Batmanda yapılan gösteride göz altına alınıyor. Ve tutuklanıyor Diyarbakır E tipi kadın koğuşuna getiriliyor idaname hazırlanıyor 29 12 2009 tarihinde yapılan ilk duruşmada savunma hakı bile tanınmadan mahkeme delilerin tamam olduğunu karar veriyor verilen ceza 7.5 yıl ve bu çocuğun yaşı 15 ilk duruşmada 7.5 yıl ile cezalandırılan ilk 15 yaşındaki kız çocuğu  sadece gösterilere katıldığı için 7.5 yıl ve şu anda DİYARBAKIR  E TİPİ  B 1 KADIN KOĞUŞUNDA CEZASINDAN HABERSİZ 7.5 YILINI DOLDURMAYA ÇALIŞIYOR TÜRKİYEDEKİ adalet sistemi çocuklara ne çabuk ve hızlı çalışıyor avukatlar cezayı AHİM’me götürecekler aile halen avukat tutmuş değil.

TMK MAĞDURU ÇOCUKLARIN AİLELERİ ADINA

ARİF AKKAYA

—————————–

27.01.2010

yarın saat 11 00 de İHD diyarbakır şube binasında son çocuklara yönelik tutuklamalara yargıtayca verilen cezaların onanması savunma hakı verilmeden tek celsede özel yetkil ağır ceza mahkemeleri tarfından verilen cezalar hakında biz TMK. Mağduru çocukların aileleri olarak basın açıklaması yapacağız tüm basın la ilgisi olan yazar ve cizerleri bu basın açıklamasına davet ediyoruz
yer:İHD Diyarbakır şube binası
28.01.2010

saat:11.00
konu:çocuklara yönelik hak ihlali
kimler: TMK mağduru çocukların aileleri
Ailelerin temsilcisi ARİF AKKAYA

Halil Berktay Yazısına Zeyil

Posted in Makaleler with tags on 26/01/2010 by Karakök

Halil Berktay Yazısına Zeyil

Tribünlerden korkarım. Lehte tezahürat yapan tribünlerden özellikle korkarım. Küçüklüğümde, bir gladyatör dövüşünün temsili resmini görmüştüm ve o çocuk yüreğim kanamıştı. Gladyatörlerden biri öbürünü yenmiş, ayağını yenilen gladyatörün boğazına dayamış ve başını tribünlere çevirmişti. Tribünlerin kararını bekliyordu. Tribünlerdekiler baş parmaklarını yukarı kaldırırsa kendisi gibi köle olan arkadaşını öldürmeyecekti. Eğer tribünlerdekiler baş parmaklarını aşağı çevirirlerse, kurbanını öldürecekti. Tribündeki bütün ellerin başparmakları aşağı dönüktü.

En korktuğum ise, “Özeleştiri tribünleri”dir. Eugenia Ginzburg, Kirov’un öldürülmesinden sonra Sovyetler Birliği’nde başlatılan, kurbanlarından biri olduğu günah çıkartma ayinlerini anlatır Anafora Doğru (Pencere Yayınları) adlı kitabında. Hem korkunç, hem de iğrençtir bu ayinler, Tribünlerdeki seyirciler bir yandan sıranın kendilerine gelmeyeceğini sanarak, bir yandan da sıranın kendilerine geleceği korkusuyla en gayretli manevi (aslında kurban partiden atılıp kısa süre sonra tutuklanacağından fiilen de) linçcilerdir.

On gün kadar önce yazdığım yazıda Halil Berktay’ın kendi geçmişini entelektüel bir dürüstlükle ele almadığını söylerken kastım asla günah çıkartmasını istemek değildi. Bu, eski arkadaşım Berktay’ı daha tutarlı olmaya davet etmeye yönelik bir girişimdi sadece. Ama gördüm ki, bu toplumda, özellikle siyasi arenada manevi lince (bugün koşullar bu kadarına izin verdiği için sadece manevi lince) yatkın çok sayıda insan var. En başta da Stalinciler ve ulusalcılar ki, zaten bu iki kesim bugün önemli ölçüde iç içe geçmiştir. Ulusalcıların önemli bir yekûnu Stalinisttir, Stalinistlerin oldukça önemli bir bölümü de ulusalcı.

Şimdi alalım şu Odatv denen “netpâre”yi (eski varakpârenin modern çağa uydurulmuş hali diyelim). Efendi adlı ırkçı bestselleri ile tanınan Soner Yalçın’ın yönetimindeki bu odak tipik gazeteci çarpıtmalarına başvurarak benim yazımı, rakibi olduğu Halil Berktay’ın ve onun yazdığı Taraf gazetesinin aleyhinde kullanmaya kalkmış. Özellikle internet ortamında, herkes çeşitli yazıları alıp amaçları doğrultusunda kullanabilir, bunu engellemek mümkün değildir. Ne var ki, dürüst bir tutum, eğer başlıkları ve ara başlıkları siz atmışsanız, bunu belirtmeyi gerektirir. Yoksa, bilmeyen insanlar başlıkları ve ara başlıkları yazarın attığını sanacaklardır doğal olarak. Hele hele bu başlık ve ara başlıklarda kasıtlı çarpıtmalar varsa durum daha da vahimdir. İşte örnekleri: “Yale’den Maocu olarak döndü”. Çok masum bir ara başlık gibi görünüyor, değil mi? Hiç de değil. Benim anlatmak istediğimin çok ötesinde bir ima var burada. Okuyucu şu şekilde şartlandırılmak isteniyor: Aslında Amerikan yetiştirmesi bir Maocuydu. Evet, kasıt kesinlikle bu ve daha baştan okuyucu bu yönde kanalize edilmek isteniyor. İkinci bir ara başlık: “Polis ifadesi”. Bu parafrafta benim anlattığım konunun esası Berktay’ın polis ifadesinin şu ya da bu olması değil, partinin Berktay konusundaki iki yüzlü tutumuyken, becerikli gazetecilerimiz okuyucunun dikkatini polis ifadesi meselesine kaydırmaya çalışıyor. Çarpıtmanın zirvesi ise şu ara başlık: “12 Eylül onu unuttu”. Halbuki ben hiç de böyle bir şey söylemiyorum ve Berktay’a böyle bir suçlama yöneltmek aklımın köşesinden bile geçmez. Yazım ortadadır, açılıp bakılsın. Ben orada, tam tersine, Halil’in takibata uğramadığı halde biz arananla uyumlu bir çalışma yürüttüğünü anlatıyorum. Bu engizisyoncu ya da Gestapocu ya da GPU’cu mantıkla 12 Eylül’de takibata uğramamış herkesi töhmet altında bırakabilirsiniz. Utanmazca polisiye çarpıtmalardır bunlar! Bir başka ara başlık: “Sovyetçi oldu”. Burada okuyucu pekâla benim anti-komünist bir suçlamada bulunduğumu düşünebilir. Oysa benim bu paragraftaki kastım tamamen farklıdır. Halil Berktay’ın Sovyetçi ya da şucu bucu olması değil, güçlü devletlerin otorite ve manevi desteğinden yararlanarak ideolojik hegemonya arayışı içinde olmasıdır. Sanırım OdaTV yöneticilerinin bilinç ve zekâ düzeyleri böylesi incelikleri kavrayacak düzeyde de değil. Başka bir ara başlık: “Oral Çalışlar’la kavgası.” Tamamen uydurma. Ben böyle bir şey anlatmıyorum. Tersine, Halil’le Oral’ın genelde aynı çizgide olduğunu söylüyorum. Ve sonuncu ara başlık: “Siyasetten kopmuştu”. Burada da Stalinvari bir suçlama havası var. Oysa ben yazımda Halil’in siyasetten kopmasını hiç de olumsuz bir şeymiş gibi vermiyorum. Dikkatli okuyucu bunları görmüştür muhakkak ama sayıları o kadar az ki.

Şimdi, bu çapıtmacılara söyleyeceğim son bir söz kaldı: Halil Berktay’ı ve sizi kıyaslayarak ele alacak olursam, Berktay’ı sizden yüz kere daha olumlu görürüm. Halil Berktay’ın burjuva liberalizmine doğru aldığı yol, sizin ırkçılığa ve nasyonal sosyalizme doğru katettiğiniz yolun yirmide biridir ancak. Halil Berktay’ı ve Taraf gazetesini hâlâ devrim ve özgürlük ufuklarında görebiliyorum ki, onları eleştiriye layık buluyorum. Hele o “efendi” ve “sabetaycılık” zırvalamalarınızdan sonra sizinle hiçbir ortak tartışma zemininin bile kalmadığını gördüğümden neredeyse eleştiriye bile değmeyeceğinizi düşünüyorum. Taraf gazetesinin çığırtkanlıkları, sorumsuz yayıncılık çizgisi ne olursa olsun, bu gazeteyi bir bütün olarak ulusalcı sayıklamalardan çok daha üstün tutarım. Tabii ki durumun böyle olması liberalizmle bir ateşkes yapılması anlamına gelmemelidir.

Gerçek bir toplumsal devrimden yana olanlar iki cephede birden mücadele etme sanatını öğrenmek durumundadırlar. Devrimcilerin, hem liberalizmle, hem de her türlü ulusalcılıkla arasına net bir çizgi çekip bu ikisinden de bağımsız üçüncü bir mihrak, üçüncü bir cephe oluşturmaları zorunludur.

Gün Zileli
26 Ocak 2010