*Deprem, Nefret ve İnkâr*

*Deprem, Nefret ve İnkâr*

Van depreminin gösterdiği en temel siyasi gerçek, iktidarın depremi bir
siyasi yatırıma dönüştürmesi ve Kürtlerin ne denli ötekileştirildiğinin
altının çizilmesidir. 

Bölgenin en büyük partisi BDP’li vekiller ve belediyeler çalışmaların
dışında tutuluyor, dışlanıyorlar. Türk medyası tek ses olmuş gibi, hükümet
yetkililerinin açıklamaları ile Başbakan ve Bakanların Van ziyaretlerine
odaklanmış durumdalar. Medya, bir tek BDP’li belediye başkanını ve
milletvekilini göstermiyor. Oysa daha ilk günden Selahattin Demirtaş ve
arkadaşları ile Diyarbakır Belediyesi ve diğer bölge Belediye Başkanları
Van’daydılar. Deprem felaketinin sonuçlarının en aza indirilmesi için ilk
günden çalışmalar yaptılar.

Depremi, egemenliğin inşasına dönüştürenler ve resmi AKP ideolojisinin
kuruluşuna alet edenler,  özgür, barışçıl ve demokratik bir gelecek inşa
edemezler.

Sosyal medyada Van depremine yapılan yorumlardan bazılarını sizlerle
paylaşmak istiyorum: *”Beter olun inşallah!, Ohhh, serinledim biraz.
Şehitlerin
kanı yerde mi kalacaktı? Hakkari ve Şirnak da toprağın altına gömülmüştür
umarım. Allah Diyarbakır’a da nasip eder inşallah. Kullandıkları kaçak
elektriğin ve devlete sıktıkları kurşunların hesabını versinler!. Van’lıya
para göndereceğime sokak köpeklerine mama alır yediririm. Bu adiler devleti
sevmez, devlete kurşun sıkarlar, şimdi çıkar bağırırlar, devlet bize elini
uzatsın yardım etsin, yaralarımı sarsın diye…” * Reyting kumkuması Müge Anlı
benzer sözler etti. Kitleler onu ciddiye alıyorlar. Ben bu sözleri ciddiye
alıyorum. Müge Anlı’nın televizyondaki dili, şehitlerin kanı için intikam
isteyen Cumhurbaşkanı’nınkiyle aynı… Deprem vergisi adı altında toplanan 40
milyar dolar nereye gitti diye soranlara “Hadi oradan” diyen dille aynı…
Yani bütün bu sözlerin anlamı şu: Acıdan nefret üretiliyor, acıda ayrımcılık
yapılıyor. Tüm bunlar Wilhelm Reich’in şu sözlerini akla getiriyor: “*Kitleler
aldatılmadı, faşizmi arzuladılar”.*

Van depreminin simgesi haline gelen Yunus enkaz altından çıkartılırken CNN
Türk televizyonu; *”Yunus o anlarda şoktaydı birkaç kelime söyledi ama
anlaşılamadı”* dedi. Halbuki Yunus’un söyledikleri gayet anlaşılırdı, ama
akıllarına bile gelmedi o ‘anlaşılamayan dilin’ Yunus’un anadili
olabileceği… Yunus Kürtçe *”mırım, mırım, mırım”* diyordu, yani; *”Ölüyorum,
ölüyorum, ölüyorum!”.* Hala bu ülkede Kürtlerin dili “anlaşılamaz” olarak
işaretleniyor. Van’daki Kürt nüfusu açıkça bilindiği halde “biz ve onlar”
ayrımının altını çizmemek için Kürtlük dile getirilmiyor. Oysa tüm bu
çabalara rağmen, daha depremin ilk gününde ırkçı ayrımcılık çirkin yüzünü
nefret söylemleriyle medyada, sosyal medyada ve sokakta gösterdi.**

Bu çirkin yüze dayanamayanlar ise tam bir inkâra gittiler.  Van’ın
Kürtlüğünün değil “yardıma ihtiyacı olan insanın-canın” altını çizdiler.
Oysa Kürtlere yardım etmenin veya bu ayrımın farkında olarak yardım etmenin
anlamı, “insani yardımdan” daha az hümanist değildi. Kürtlere yardım
etmenin, Filistinlilere, Suriyelilere yardım etmekten bir farkı yoktu.

Anlaşılan Türkiye hükümetinin ve Türk halkının Kürtler’e gönül rahatlığıyla
yardım etmesinin  tek yolu, yine inkardan geçiyor!  Bu sefer dilleri
“anlaşılmaz” olarak işaretlenerek, Kürt oldukları yadsınarak, Belediye
Başkanları Hükümet çalışmalarının dışında bırakılarak, vekillerinin çabası
yok sayılarak, nefretin ve ayrımcılığın önüne geçmek amacıyla vicdanları
rahatlatmak için onları sadece “kayıp canlara” indirgeyerek inkar
ediliyorlar.

Türkiye’de deprem hiç bu kadar siyasi olmamıştı!

Halil SAVDA (yeni özgür politika gazetesi 28 Ekim 2011)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: