Türkiye’nin İlk Vicdani Retçisini Hatırlayın

Türkiye, Tayfun Gönül’le 7/13 Ocak 1990 Haftalık Sokak Dergisi’nde çıkan bu röportajla tanıştı. Türkiye’nin ilk vicdani retçisi Gönül’ün bu röportajını ve kararının nedenlerini anlattığı manifestosunu hatırlamak gerek.
Tayfun GÜNÜL

İstanbul – BİA Haber Merkezi
18 Şubat 2012, Cumartesi
Fotoğraf: Mehtap Yücel “Tayfun Gönül’ün şiddete yatkın olmayan kişiliğinin resmidir.”

Türkiye, Tayfun Gönül’le 7/13 Ocak 1990 Haftalık Sokak Dergisi’nde çıkan bu röportajla tanıştı. Türkiye’nin ilk vicdani retçisi Gönül’ün “Askerliğe Savaş Açan Adam” başlıklı bu ilk röportajını ve kararının nedenlerini anlattığı manifestosunu yayımlıyoruz.

Tayfun Günül doktor. Onu Sokak’a zaman zaman yazdığı telif yazılardan hatırlayabilirsiniz. 32 yaşındaki Gönül, “Beni zorla askere almaları vicdan özgürlüğünün ihlalidir” savıyla devleti mahkemeye veriyor.

Askerliğe karşı tepkin ne zaman başladı?

Çocukluğumdan beri diyebilirim. Çünkü ben kendimi bildim bileli, var olan dünyadan çok, olması ge­reken üzerine düşündüm. Bir takım değer yargılarım var. Bunlar kendimi bildim bile­li vardı. Özgürlük gibi, adalet gibi, eşitlik gibi. Uzunca bir süre bu yargıları, mesela Müslümanlık içinde aradım. Birçok insan gibi.

Ortaokulda, kolejde okuyordum, kole­je gelenler hep üst orta sınıf ailelerinin ço­cuklarıydı. Orda hayat, din dışı düzenlen­mişti. O insanların yaşam tarzları öyleydi. Sahurda niye yemek çıkmıyor diye idareyle kavga ettiğimi hatırlıyorum.

O ruh hali bu­gün de devam ediyor. Hiçbir zaman disipli­ne uymadım. Her zaman başım disiplin ku­rulları ile derde girdi. Doğru bulmadığım bir şeye, kurallar böyledir diye uymadım, çoğu zaman sessiz de kalmadım.

Kaç yaşındasın?

Şu anda 32 yaşındayım. Birisinin bana emir vermesine çok tepki duyuyorum. Aynı şekilde başka birine bir şey emretmeye de çok zorlanıyorum. Gar­sondan çay istemeye bile. Genelde şiddete yatkın olmayan bir kişiliğim var.

Bugüne kadar askere gitmemeyi nasıl başardın?

Sonuna kadar yasal olanakları kullan­dım. Bakaya suçundan mahkemeye veril­dim. Mahkemeye gitmeyerek ve adresimi değiştirerek mahkemeyi uzattım. Bu arada paralı askerlik hakkı çıktı, iki yıl da böyle geçti.

Neden paralı askerlik yapmadın, üç ay­da kurtaracaktın?

Yaşamımda her zaman düşüncelerimle, davranışlarım arasında bu uyumu gözetmişimdir. Sonuçta benim askerliğe karşı çık­ma nedenim; askerliğin zor ve uzun olma­sından değil, çünkü ben bir doktorum, her­kes bilir ki doktorlar zaten sıradan erler gibi bir askerlik yapmazlar, hayli rahat geçer. Tam tersine askerlik yapmayı reddetmek, bir doktor için yaşamını daha zor koşullar­da sürdürmektir.

Benim karşı çıkışımın nedeni ahlaki. Bu açıdan paralı ya da parasız, uzun ya da kısa dönem benim için fark etmez. Orduya katılmak militarist aygıtın bir parçası olmak demektir. Bunun ahlaki sorumluluğunu üstlenmek istemiyo­rum.

Doktorum diyorsun ama doktorluk da yapmıyorsun?

Doktorluk yapmamamın birçok nedeni var. Bu nedenlerden biri şaşabilirsin belki ama militarizmle ilgili. Militarizm sadece orduyla sınırlı değil, toplumun bütün doku­larına, bütün kurumlarına yayılmış. Zaten bütün kurumlar oluşurken, iç işleyişlerinde kışla yönetmeliklerini örnek almışlar. Okul, hastane de buna dahil. (Foucault bu­nu ayrıntılarıyla gösteriyor.) Bunun en be­lirgin göstergelerinden biri beyaz önlüktür. Üniforma her yerde aynı işlevi görür, insan­ları tek tipleştirmek, kişiliksizleştirmek, salt işlevini yapan robotlar haline dönüştür­mek. Bana göre üniformanın rengi önemli değil. Haki ya da beyaz olabilir.

Biraz daha kendini anlatsana…

Erkek olarak iktidar doğmuş olmaktan başka, aslında eğitimim açısından da mutlu azınlık tabir edilen kesimdenim. Türki­ye’nin en iyi okullarında okudum. Ortaoku­lu, Kadıköy Anadolu Lisesi’nde, liseyi An­kara Fen Lisesi’nde, üniversiteyi Hacettepe Tıp Fakültesi’nde okudum.

Belki megalomanlık ediyorum ama, isteseydim seçkinle­rin arasında yerimi alabilirdim gibi geliyor. Ancak, yaşadığım ortamda her zaman eğre­ti durmuşumdur. Sonuçta devlet babanın onca para harcamasına rağmen ona nankör­lük edip hep kendi içinde bulunduğum ko­num dahil haksızlığa karşı değişik tepkiler göstermişimdir. İşi sonunda ihanete kadar vardırdım.

Hiç doktorluk yapmadın mı?

Yaptım. Aç kaldığımda kaçak gece nö­betleri tuttum. Bu arada, eski kitapçılık, ka­feterya işletmeciliği, çevirmenlik, dericilik, balıkçılık gibi çeşitli işlerde çalıştım. Şu sı­ralarda hasbel kader Sokak’a telif yazılar yazıyorum.

Pekiyi, siyasi kimliğin?

Lise yıllarından itibaren sosyalist hare­kete katıldım ve uzun bir sosyalist geçmi­şim var. Ama içinde olduğum yapıların da askeri olmadım. Hep çıbanbaşıydım. Daha sonra, sosyalizme eleştirel bakmaya başla­dım. Ve dünyayı değiştirmenin bilimsel yo­lu olamayacağı kanaatine vardım.

Fakat devrimci olmama yol açan sebepler aynen ortada duruyordu. Bireysel inisiyatiflere dayanan ahlaki yeni bir devrimciliği hem yaşamımda hem de düşünsel olarak tasarla­maya giriştim. Ve tarihi olarak bu olanağı anarşist gelenek içinde buldum. Kafanızda ne canlanır bilmiyorum ama kendimi anar­şist olarak tanımlıyorum.

Ne kadar ciddi konuşuyorsun Tayfun, kampanya nedeniyle mi?

Biraz öyle… Çünkü sözünü duyurabil­mek için biraz molla olup tumturaklı laflar etmen gerekiyor. Aksi takdirde sosyalistle­rimiz dahil hiç kimse seni ciddiye almıyor. Gülmenin bile teorik izdüşümünden söz et­mek zorundasın.

Yani anarşist olduğun için mi askerli­ğe hayır diyorsun. Anarşistlerden aske­re gitmeyen yok gibi.

Bir tür anarşizm yorumu diyelim. Tabii, anarşist olmanın koşullarından biri milita­rizmi olumsuzlamak. Ama bu konuda atı­lacak pratik adıma herkes kendisi karar ve­rir.

Benim için hayatta direnme noktaları var. Örneğin seçimlerde oy vermem. Polise ve mahkemeye başvurmam. Devleti yatak odama sokmam. Bütün bunlar direnme noktaları. Askere gitmemek de bunlardan biri. Aksine davransaydım, kendime olan saygımı yitirirdim. Kimileri için en iyi anarşist kendine olan saygısını yitirmiş anarşisttir, çünkü hiçbir işe yaramaz.

Ama yürütmek istediğin kampanya­nın anarşizmden öte pek çok insana hitap etmesi gerekmiyor mu?

Zaten manifesto öyle kaleme alınmıştır. Bence askere gitmek istemeyen herkesi kapsıyor.

Bu kampanya başını belaya sokmaya­cak mı?

Bu kararı vermeden önce bir yıl kadar dü­şündüm. Birçok arkadaşımın yaptığı gibi gözden uzak, kıyıda köşede durup askere gitmemek de vardı. Ancak ben yaşamın an­lamını hiçbir zaman salt kendi yaşantım üzerine kurmadım.

Dünyayı değiştirmek mücadelesiyle kendimce bir bağ kuramadı­ğım zaman, huzursuz oluyorum. Böylesi gizli saklı yaşamak bana onursuz geliyor. Bunun pratik sonuçlarının farkındayım.

Beni zorla askere alabilirler. Saçlarımı ke­sip elbise giydirebilirler. Ama hiçbir zaman emredersiniz komutanım dedirtemezler. Elime silah verip al bir düşman diye karşım­daki insanları öldürtemezler. Selam verdirtemezler. Yapabilecekleri en fazla şey, beni öldürmek.

Doğrusu ölüm beni korkutuyor ama, insan yaşamını nereye ka­dar ölüm korkusuna göre düzenleyebilir?

Bu kampanyadan ne bekliyorsun?

Bu kampanyanın yaratacağı etkileri as­lında ben de merak ediyorum. Türkiye Devleti Avrupa topluluğu ile ilişkilerinde bir demokratikleşme gösterisindedir. 141-142-163’ü bile inşallah 10 yıl içersinde kaldıra­caklar. Bence bu kampanya devletin bam teline basıyor. Ve tahammül sınırlarını zorluyor.

Öncelikle ne kadar hoşgörülü ol­duğunu göreceğiz. Daha sonra, toplumda 12 Eylül’ün onca tahribatından sonra, mili­tarizmin itibarının sarsılıp sarsılmadığı da somut olarak ortaya çıkacak. Ve en önemli­si, bir tabunun yıkılıp tartışılır kılınması­dır ki, örneğin Kürt sorunu da böylesi bir ta­buyken birileri bu meseleyi gündeme getirmeseydi, bugün bu kadar açıklıkla konuşu­labilir miydi? Pratik sonuçları açıkçası beni pek ilgi­lendirmiyor.

Somut olarak ne yapmayı düşünüyor­sun?

Öncelikle devleti mahkemeye verece­ğim. Biraz evvel, direnme noktaları olan bi­ri olarak mahkemelere başvurmadığımı söylemiştim.

Söylemek istediğim, pratik yarar umarak başvurmamaktı. Mahkeme­den hiçbir şey beklemiyorum, amacım ko­nunun tartışılmasını sağlamak.

Bir vicdan özgürlüğünden bahsediliyor. İnsanlar vic­dani kanaatlerine aykırı davranmaya zorlanamazlar deniyor. Beni zorla askere almak, vicdan özgürlüğünün ihlali değildir de ne­dir? Tabii, devletten özgürlüklere saygılı olmasını beklemiyorum ama bu kendileri­nin çözmek zorunda olduğu açık bir çelişki.

Kimlerden destek umuyorsun?

Öncelikle kadın hareketinden. Çünkü militarizm hiç tartışmasız bir erkek ideolojisidir. Militarizme karşı mücadele (bazı fe­ministler gene kendileri adına politika üret­tiğim için kızacaklar ama) kadın hareketi­nin asli meselelerinden biridir.

Ayrıca, bu­gün Kürt ulusuna karşı ilan edilmemiş bir iç savaş vardır. Ben nasıl erkek olmama rağ­men cinsiyetime ihanet ediyorsam, bu sa­vaşa katılmamakla kendi ulusal kimliğime de bir anlamda ihanet ediyorum.

Dolayısıy­la Kürt hareketinden destek bekliyorum. Özellikle merak ettiğim bir konu sosyalistlerin tutumu. Acaba, bir anarşisti destekleyecek kadar “özgürlükçü” olabildiler mi?

Hemen söyleyeyim, bir sosyalist ülkede de yaşasaydım, aynı kampanyayı yürütürdüm. Benim için ordunun kızılı da sarısı da beya­zı da hepsi bir. Ayrıca, Müslümanların tu­tumlarını da merak ediyorum. Bana öyle geliyor ki inançlarında samimilerse, bu la­ik devlette askerlik yapmak onlara da ters geliyor olmalı. (IC)

Tayfun Günül’ün manifestosu:
Zorunlu Askerliğe Hayır

1990’ların dünyasında özgürlük arayışlarının giderek artacağı­nın ipuçları var. Özgürlük ve ta­bular, birbirleriyle asla bağdaşa­mayacak iki kavram. Yıkılması gereken tabuların başında da ordu ve militarizm geliyor.

Militarizm, bütün insan ilişkilerinde tahakkümü ve sistematik şiddeti meşru gören, olumlayan, toplumun bütün dokula­rına sinmiş bir hastalık. Bu yüzden insanlık özgürlük arayışında milita­rizmle hesaplaşmak zorunda.

Ordu, Türkiye’de bir tabu. Üstelik şimdiye kadar pek dokunulmaya cesaret edilemeyen bir tabu. Hepimiz askeri marşlarla, cafcaflı bayram kutlamalarıyla büyüdük. Kendi tarihimi­zi, fetihçi, asker bir millet olduğumu­zu ve bunun erdemlerini vazeden, resmi tarihin ağzından öğrendik. Or­du, bütün politik çekişmelerin ötesin­de saygın bir konumdaydı.

12 Eylül’le birlikte ordunun bu ko­numu sarsıldı. Sivil politik güçler kendi açılarından militarizmi eleştir­meye başladılar. Kuşkusuz bu eleştiri ordunun darbe yapma geleneği ile sı­nırlıydı.

Ancak, artık ortada çok daha önemli bir gerçek var. Militarist değerler, basında açıkça dile gelmese de, yer yer alay konusu olmaya başla­dı. Gençler artık geniş ölçüde askere gitmek istemiyor.

Askere gitmeyenin erkek sayılmadığı dönemler geride kalmak üzere. İnsanlar artık askerlikten kurtulma­nın yolları üzerinde ciddi ciddi kafa yoruyorlar.

Dünyanın bütün orduları, kendi varlık nedenlerini yurt savunması kavramının arkasına gizlenerek meşrulaştırırlar. Herkes savunmadaysa kim saldıracaktır, o za­man? Gerçek ise ordunun sistematik şiddet ve yok etme­ye yönelik bir örgütlenme olduğudur.

Her ne kadar güç dengeleri ve hükümet politikaları zaman zaman frenleyici olsa da her profesyonel askerin kafasında bir fatih olmak yatar. Bu yüzden, kalıcı bir dünya barışı orduların olduğu koşullarda mümkün değildir.

Savaş gerekçesiyle varlığını meşrulaştıran ordunun asıl işlevi ise “barış” dönemine ilişkindir. Ordu, bir ülke­deki statükoyu korumakla yükümlüdür her şeyden önce. Statüko ise, o toplumdaki tahakküm ilişkilerinin bütünü­dür.

Yönetenlerin yönetilenler, mülk sahiplerinin mülksüzler, erkeklerin kadınlar, egemen ulusun diğer uluslar üzerindeki tahakkümüdür statüko.

Ve en sonu ordu bir eğitim kurumudur. Herkese üni­forma giydirir, kişiliksizleştirir. Emirlere mutlak itaati öğ­retir. Kendi astlarına emretme yeteneği kazandırır. Var olan makinenin çarklarının dönmesi için kişiyi kendi yaşa­mından vazgeçecek ölçüde duygusuzlaştırır, mantıksızlaştırır, robotlaştırır. Otoritelerin tanımladığı bir “düşmanı” yok etmeyi, farklı olana nefretle bakmayı öğretir.

İnsanların özgürlük arayışı, “Ben devletim, canımın istediğini yaparım” demeyi giderek güç­leştiriyor.

Bir “vicdan hürriyeti” varsa, in­sanlar başkalarına doğrudan zarar vermemek koşuluyla kendi vicdani kanaat­lerine aykırı davranmaya zorlanamazlarsa ve devletler de bu “hürriyeti” kabul et­mişlerse, artık kendi ordularını oluştur­manın “zorunlu askerlik hizmeti” dışında yollarını bulmak zorundalar.

Askerlik yapmanın, orduya katılmanın kişinin vicdani kanaatlerine aykırı oldu­ğu durumda hiçbir güç bu kişilere “zo­runlu askerlik” yükümlülüğünü dayata­maz.

Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yaygınlaşan ve giderek insan hak­larının ayrılmaz bir parçası olan bu hakka “Vicdani red” hakkı diyoruz. Vicdani red hakkı doğal hukukun gereğidir ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti imzaladığı İnsan ‘ Hakları Bildirgesiyle ve 1982 Anayasası ile bu hakkı zımnen kabul etmiştir.

Bu kabulünde samimiyse yapması gereken zorunlu askerliği öngören yasa ve yönetmeliklerini değiştirmektir. Kişinin vicdani kanaati çok değişik et­kenlerle oluşabilir. Örneğin kimileri Hıristiyan, Budist, Taoist, Yehova Şahidi olduğu için dini inancı gereği eline silah almayı ve askeri bir örgütte yer almayı reddebilir.

Yada din dışı bir nedenle, poli­tik olarak, şiddetin her türüne karşı bir pasifist, tahakkümün bütün biçimlerine ve kurumlaşmış şiddete karşı bir anarşist olabilir.

Kendini Allah’ın askeri sayan bir radikal Müslüman olabilir ve laik devlete “hizmet etmek istemeyebilir. Veya burjuva ordusuna karşı çıkan bir devrimci sosyalist, egemen ulus ordusunu sömürgeci bir kuvvet olarak niteleyen bir başka ulusun bireyi olabilir.

Böylesi radikal politik ve dini inançları da olması gerek­mez. Ordunun varlığını gerekli ve yararlı gören, ancak kendi kişiliğinin askerlikle bağdaşmadığını ordunun pro­fesyonellerden oluşması gerektiğini düşünen bir liberal, bir sosyal demokrat hatta bir muhafazakâr olabilir.

Ayrıca, vicdani kanaat, tamamen pratik nedenlerden de kaynaklanabilir. Kişi belki sevgilisinden ayrılmak, ya da bilimsel kariyerine ara vermemek, kurduğu işi yarıda bırakmamak istiyordur.

Ve bütün bu insanlar, bu toplumda yaşamaktadır. Yok sayılamazlar. Türkiye Devleti şu anki uygulamasıyla bu insan­ları yok saymakta ve “zorunlu askerlik hizmetiyle” onları vicdani kanaatlerine aykırı davranmaya zorlamaktadır. Bu ağır bir insan haklan ihlalidir.

Benzer düşünenleri bu insan hakları ihlaline karşı di­renme hakkını kullanmaya çağırıyoruz. Kampanya­da bundan sonra bir yandan militarizmin teşhiriyle birlik­te askerlikle ilgili yasa ve yönetmelikleri değiştirmeye yö­nelirken diğer taraftan mağdurlar arasındaki somut daya­nışmayı yaratmaya ve geliştirmeye çalışacağız. (IC)

Bir Yanıt “Türkiye’nin İlk Vicdani Retçisini Hatırlayın”

  1. Türkiye’de VR Açıklayanlar – 150 kişi
    31-05-2011 Benim de söyleyecek sözüm var! İlgili diğer dökümanlar

    1-1989 Aralık-Tayfun Gönül-İSTANBUL-155. maddeden yargılandı, aldığı ceza, para cezasına çevrildi.
    2-1990 Şubat-Vedat Zencir-İZMİR-1 Aralık 1997’de reddini tekrarladı.
    3-1993 16 Ocak-Erkan Çalpur-İZMİR-24 Ocak 2003’de reddini tekrarladı
    4-1993 16 Ocak-Atilla Akar-İZMİR
    5-1993 16 Ocak-Yusuf(Doğan?)-İZMİR
    6-1993 Mart-Yavuz Atan-İSTANBUL-24 Ocak 2003’de reddini tekrarladı
    7-1994 17 Mayıs-Gökhan Demirkıran-İSTANBUL
    8-1994 17 Mayıs-Arif Hikmet İyidoğan-İSTANBUL-155. madde nedeniyle, ‘sivil’ olarak konduğu Mamak Askeri Cezaevi’nde, direnişini sürdürdü ve bir duruşması sırasında kendisine giydirilmiş olan ‘tek tip elbise’yi mahkeme heyeti önünde çıkartttı.
    9-1995 1 Eylül-Osman Murat Ülke-İZMİR-Vr açıklaması nedeniyle tam bir yıl sonra tutuklanarak Mamak Askeri Cezaevine kondu. Kesintilerle toplam 2,5 yıl süren tutukluluğu boyunca, pek çok seferinde Bilecik’te bulunan birliğine ‘mevcutlu’ götürüldü.
    10-2000 15 Mayıs-Uğur Yorulmaz-İSTANBUL-24 Ocak 2003’de reddini tekrarladı
    11-2000 15 Mayıs-Timuçin Kızılay-İSTANBUL-24 Ocak 2003’de reddini tekrarladı
    12-2000 15 Mayıs-Hasan Çimen-İSTANBUL-24 Ocak 2003’de reddini tekrarladı. Asker kaçağı olduğu gerekçesiyle, Mehmet Tarhan’ın 26 Mayıs’taki mahkemesinin ardından, gece yarısı askerlik şubesine götürüldü, kimliğine el konup ertesi gün askerlik şubesine gitmesi istendi
    13-2001 27 Ekim-Mehmet Tarhan-İSTANBUL-24 Ocak 2003’de reddini tekrarladı. 8 Nisan 2005 günü asker kaçağı olduğu gerekçesiyle İzmir’de tutuklanarak, Tokat’taki askeri birliğe gönderildi. Yargılamalar sonucunda 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ancak Askeri Yargıtay bu kararı bozdu. 11 ay tutuklu kalan Tarhan 29.04.2006 da tahliye edildi. Yeniden yapılan yargılama sonucunda ise 10.10.2006 da ceza 25 ay hapse çevrildi.
    14-2001 27 Ekim-Erdem Yalçınkaya-İSTANBUL-24 Ocak 2003’de reddini tekrarladı. Asker kaçağı olduğu gerekçesiyle, Mehmet Tarhan’ın 26 Mayıs’taki mahkemesinin ardından askerlik şubesine götürüldü, kimliğine el konup ertesi gün askerlik şubesine gitmesi istendi.
    15-2003 22 Ocak-Mehmet Bal-MERSİN-9,5 aylık askerliğinin ardından, vicdani reddini açıkladı ve tutuklanarak Adana Askeri Cezaevi’ne kondu. 155. maddeden yapılan yargılamada beraat ettiği için serbest bırakıldı. 22 Ocak 2003’de tekrar tutuklandı, Mersin’deki birlikten “3 ay hava değişimi” gerekçesi ile bırakıldı. Şu anda hakkında devam eden 6 dava var. (firar, izin ‘tecavüzü’ ve 4 emre itaatsizlikte ısrar)
    16-2003 24 Ocak-Erkan Ersöz-İSTANBUL
    17-2003 24 Ocak-Sertaç Girgin-İSTANBUL
    18-2003 24 Ocak-Emir Üner-İSTANBUL
    19-2003 24 Ocak-Mustafa Şeyhoğlu-İSTANBUL-Asker kaçağı olduğu gerekçesiyle, Mehmet Tarhan’ın 26 Mayıs’taki mahkemesinin ardından askerlik şubesine götürüldü, kimliğine el konup ertesi gün askerlik şubesine gitmesi istendi
    20-2003 15 Mayıs-Sami Serkan Kazak-İSTANBUL
    21-2003 15 Mayıs-Ahmet Cem Öztürk-İSTANBUL
    22-2003 20 Kasım-Tuğkan Tuğ-İZMİR
    23-2004 15 Mayıs-Mahmut Elkuş-İSTANBUL
    24-2004 15 Mayıs-Cemal Karakuş-İSTANBUL
    25-2004 15 Mayıs-Ersan Uğur Gör-İSTANBUL-Asker kaçağı olduğu gerekçesiyle, Mehmet Tarhan’ın 26 Mayıs’taki mahkemesinin ardından askerlik şubesine götürüldü, kimliğine el konup ertesi gün askerlik şubesine gitmesi istendi.
    26-2004 15 Mayıs-Yaşar Öner-İSTANBUL
    27-2004 15 Mayıs-İnci Ağlagül-İSTANBUL
    28-2004 15 Mayıs-Ebru Topal-İSTANBUL
    29-2004 15 Mayıs-Yöntem Yurtsever-İSTANBUL
    30-2004 15 Mayıs-Nazan Askeran-İSTANBUL (24 Ağustos 2005 günü kanserden öldü)
    31-2004 15 Mayıs-Hürriyet Şener-İSTANBUL
    32-2004 27 Haziran-Doğan Özkan-İSTANBUL
    33-2004 27 Haziran-İsteği üzerine, 04.09.2010’da listeden çıkarıldı-İSTANBUL
    34-2004 5 Eylül-Ömer Sezer-ANKARA
    35-2004 5 Eylül-İmdat Şanlı-ANKARA
    36-2004 5 Eylül-İsmail Sabancı-ANKARA
    37-2004 5 Eylül-Salih Arıkan-ANKARA
    38-2004 5 Eylül-Hasan Akyürek-ANKARA
    39-2004 5 Eylül-Levent Duranyan-ANKARA
    41-2004 04 Ekim-Şahin Özbay-İSTANBUL-14 Mayıs 2005’te reddini tekrarladı. Mehmet Tarhan’ın duruşması sonrası gözaltına alındı ve bıraklıdı.
    42-2004 28 Ekim-Necdet Özaktın-İSTANBUL
    43-2004 26 Kasım-Halil Savda-ÇORLU-Siyasi tutsaktı. Cezaevinden çıkışında askerlik yapması için Çorlu’daki birliğe götürüldü. Burada vicdani reddini açıkladı. Tekirdağ Askeri Cezaevi’nde 1 ay yattı ve tahliye oldu.
    44-2004 18 Aralık-Veli Akdağ-İZMİR
    45-2005 03 Ocak-Necati Balbay-LÜLEBURGAZ-Halil Savda’nın mahkemesi sonrasında, daha sonra da bayram ziyaretine gittiği ailesinin evinden gözaltına alındı ve bırakıldı. Her ikisinde de vicdani retçi olduğunu açıkça söyledi.
    46-2005 14 Mayıs-Ferda Ülker-İZMİR
    47-2005 14 Mayıs-Ayten Demir-İZMİR
    48-2005 14 Mayıs-Yahsan Çatak-İZMİR
    49-2005 14 Mayıs-Hilal Demir-İZMİR
    50-2005 14 Mayıs-Bülent Bektaş-İZMİR
    51-2005 14 Mayıs-Ayşe Girgin-İZMİR
    52-2005 14 Mayıs-Mehmet Öd-İZMİR
    53-2005 14 Mayıs-Fikret Yetişener-İZMİR
    54-2005 14 Mayıs-Eylem Barış-İZMİR
    55-2005 14 Mayıs-Ercan Aktaş-İZMİR
    56-2005 03 Ağustos-Figen-İSTANBUL
    57-2005 03 Ağustos-Erkan Yertutan-İSTANBUL
    58-2006 14 Mayıs-Ahmet Özdemir-Ankara
    59-2006 15 Kasım-İsmail Saygı-İstanbul
    60-2007 19 Nisan-Gökhan Aydın-Kocaeli(İlk kez 2001’de, denizcilik okulundan ayrılırken açıkladığı vicdani reddini tekrar ediyor.)
    61-2007 13 Mayıs-Ahmet Aslan-İstanbul
    62-2007 20 Mayıs-Özlem Mollamehmetoğlu-İstanbul
    63-2007 24 Temmuz-Enver Aydemir-İzmit – İslami inancı nedeniyle askerlik yapmak istemediği için 31.07.2007 tutuklanarak Eskişehir Askeri Cezaevi’ne hapsedildi. 04.10.2007 tarihinde yapılan 2. duruşmada tahliye edildikten sonra 2 gün yol izni verilerek serbest bırakıldı.
    64-2008 15 Mart-Hakan Filizlibay-İstanbul
    65-2008 18 Mayıs-Deniz Özgür-İstanbul
    66-2008 18 Mayıs-Eylem Polat-İstanbul
    67-2008 18 Mayıs-İbrahim Yılmaz-İstanbul
    68-2008 18 Mayıs-Özkan Kuru-İstanbul
    69-1994 Mayıs-Özkan (Kalın) Kılıç-İstanbul (Özel-tip cezaevinde “olmayan duvar” isimli bir bülten aracılığı ile vicdani reddini açıkladı)
    70-2008 15 Ağustos-M.Ali Avcı-(İstanbul- İHD İstanbul Şubesinde basın açıklaması yaptı)
    71-2006 Mayıs-Tufan Demir-(Konya-Meram Askerlik Şubesine mektup yolladı)
    72-2008 27 Eylül-İnan Mayıs Aru -(İstanbul-Şeyh Beddrettin’in mezarı başında, 30 arkadaşının katılımıyla yaptı. Basını çağırmak istemedi)
    73-2008 10 Ekim-Ahmet Karayay -(Ankara-Yüksel Caddesinde yapılan basın açıklamasında reddini okudu ve polis tarafından gözaltına alındı. Hakkında, “halkı askerlikten soğutma” suçlamasıyla soruşturma açıldı ve serbest bırakıldı.)
    74-2009 7 Mart-Ali Aydın Çiçek-(İstanbul-İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde açıkladı)
    75-2009 16 Mayıs-Gizem Altınordu-(İstanbul-15 Mayıs Etkinliklerinde açıkladı)
    76-2009 26 Mayıs-B.Kaan Kavlak-(İzmir Asker Alma Daire Başkanlığının yanısıra, Asker Alma Dairesi Baskanlığı Merkezi, Bornova ve Karşıyaka Askerlik Şubelerine de gönderilmiştir)
    77-2009 9 Ekim-İnan Suver-(Askerlikten kaçtıktan 8 ay sonra vicdani redci olmaya karar verdi ve bağlı olduğu Van Askerlik Şubesi’ne mektup yolladı.)
    78-2009 27 Ekim-Özgür Bircan-(Bağlı olduğu Samsun-Bafra Askerlik Şubesi’ne mektup yolladı. 30 Ekim’de, İsrail Konsolosluğu önündeki eylemde tekrar açıkladı)
    79-2009 15 Mayıs-Ahmet M. Öğüt-(Lefkoşe’de gerçekleştirilen 15 Mayıs Dünya Vicdani Redciler Günü’nde açıkladı)
    80-2009 24 Aralık-Süleyman Aytaç-(Barış İçin Vicdani Retçiler Kurultayı’nda açıkladı)
    81-2009 24 Aralık-İbrahim Kaya-(Barış İçin Vicdani Retçiler Kurultayı’nda açıkladı)
    82-2009 24 Aralık-Seyda Can Yılmaz-(Barış İçin Vicdani Retçiler Kurultayı’nda açıkladı)
    83-2009 24 Aralık-Zeynep Varol-(Barış İçin Vicdani Retçiler Kurultayı’nda açıkladı)
    84-2009 24 Aralık-Elif Akgül-(Barış İçin Vicdani Retçiler Kurultayı’nda açıkladı)
    85-2009 24 Aralık-Deniz Küçükbumin-(Barış İçin Vicdani Retçiler Kurultayı’nda açıkladı)
    86-2009 24 Aralık-Rıdvan Coşkun-(Barış İçin Vicdani Retçiler Kurultayı’nda açıkladı)
    87-2010 8 Ocak-Ümit Yiğit Ilgın-(Taksim’de yapılan etkinlik sırasında açıkladı)
    88-2007 10 Nisan-Necip Fazıl Kocaoğlu-(Sivas Askeri Cezaevi’nde yazdığı bir dilekçe ile reddini açıkladı)
    89-2010 2 Mart-Muhammed Serdar Delice-(Malatya’da 5 aylık asker, İHD-İstanbul Şubesi’nde reddini açıkladı)
    90-2010 15 Mayıs-Ali Ekber Toprak (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    91-2010 15 Mayıs- Aslı Candan (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    92-2010 15 Mayıs-Berk Yeter (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    93-2010 15 Mayıs-Ceyhun Erdem (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    94-2010 15 Mayıs-Deniz Erbak (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    95-2010 15 Mayıs-Eray Güven (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    96-2010 15 Mayıs-Ezgi Aydın (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    97-2010 15 Mayıs-Furkan Çalik (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    98-2010 15 Mayıs-Mazlum Çelik (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    99-2010 15 Mayıs-Onur İşitmaz (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    100-2010 15 Mayıs-Ozan Gökşin (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    101-2010 15 Mayıs-Sercan Kerinç (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    102-2010 15 Mayıs-Hüseyin Şirin (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    103-2010 15 Mayıs-Murat Aydın (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    104-2010 15 Mayıs-Banu Yıldız (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    105-2010 15 Mayıs-Furkan Mustafa (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    106-2010 15 Mayıs-Burcu Aslan (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    107-2010 15 Mayıs-Ali Haydar Akdeniz (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    108-2010 15 Mayıs-Onur Can Sönmez (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    109-2010 15 Mayıs-Deniz Şimşek (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    110-2010 15 Mayıs-Yaren Bozkuş (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    111-2010 15 Mayıs-Utku Aydın (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    112-2010 15 Mayıs-İlyada Erkuş (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    113-2010 15 Mayıs-Canan Özyılmaz (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    114-2010 15 Mayıs-Gürşat Özdamar (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    115-2010 15 Mayıs-Ahmet Ertuğrul Güneş (İST. 15 Mayıs Etkinliği)
    116-2010 15 Mayıs-Yusuf Şahin Serdaroğlu(Etkinliğe Hatay’dan mektup yolladı)
    117-2010 15 Mayıs-Eyüp Rol(İzmir’den SK’ya mektup yolladı)
    118-2010 15 Mayıs-Hayri Kamalak(İntihar ettiği söylenen Er Volkan Kamalak’ın babası. Etkinliğe Adana’dan mektup yolladı)
    119-2010 29 Mayıs-Mutlu Haner (İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde bir basın açıklaması yaparak vicdani reddini açıkladı.)
    120-2010 6 Haziran-Sezai Ozan Zeybek (http://ozanoyunbozan.blogspot.com adlı sitesinde vicdani reddini açıkladı ve SK’ya bilgi verdi)
    121-2010 26 Haziran-Şendoğan Yazıcı (İstanbul’da Harbiye Ordu Evi önünde açıkladı)
    122-2010 30 Eylül-Önder Durmuş (http://www.lestioni.com adlı sitede vicdani reddini açıkladı ve SK’ya bilgi verdi)
    123-2011 03 Mart-Burcu Çiçek Eken (Amargi’de, vicdani retçi Halil Savda’yla dayanışma etkinliğinde reddini açıkladı)
    124-2011 03 Mart-Nebiye Arı (Amargi’de, vicdani retçi Halil Savda’yla dayanışma etkinliğinde reddini açıkladı)
    125-2011 03 Mart-Esmeray (Amargi’de, vicdani retçi Halil Savda’yla dayanışma etkinliğinde reddini açıkladı)
    126-2011 15 Mayıs-Reyhan Arslan (15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler Günü’nde reddini açıkladı)
    127-2011 15 Mayıs-Canan Soylu (15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler Günü’nde reddini açıkladı)
    128-2011 03 Mart-Mehmet Lütfü Özdemir (15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler Günü’nde reddini açıkladı)
    129-2011 03 Mart-Deniz Benol (15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler Günü’nde reddini açıkladı)
    130-2011 03 Mart-Kumru Gök (15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler Günü’nde reddini açıkladı)
    131-2011 03 Mart-Merve Arkun (15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler Günü’nde reddini açıkladı)
    132-2011 03 Mart-Mine Selin Sayarı (15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler Günü’nde reddini açıkladı)
    133-2011 03 Mart-Selin Ever (15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler Günü’nde reddini açıkladı)
    134-2011 22 Haziran-Nedim Arslan (İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde bir basın açıklaması yaparak vicdani reddini açıkladı.)
    135-2011 27 Ağustos-Burcu Barakacı (Vicdani Retçi Kadınların Eyleminde, Taksim’de reddini açıkladı)
    136-2011 1 Eylül-Zozan Özgökçe (İnsan Hakları Derneği Van Şubesi’nde bir basın açıklaması yaparak vicdani reddini açıkladı.)
    137-2011 26 Eylül-Sevgi Bedük (Diyarbakır’da yapılan MSF etkinliğinde vicdani reddini açıkladı)
    138-2011 10 Kasım-Ayşegül Şora (Email ile vicdani reddini açıkladı 17.11.2011 de Radikal’de röportaj verdi.)
    139-2011 10 Kasım-Uğur BiLKAY (Email ile vicdani reddini açıkladı. Daha sonra BINGOL/ Karlıova Askerlik Şubesine bir mektup gönderdi.)
    140-2011 21 Kasım-Umman Deniz Karabay (İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde yapılan basın açıklamasında vicdani reddini açıkladı)
    141-2011 03 Aralık-Nur Sürer (Kasımpaşa Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Önü’nde gerçekleştirilen basın açıklamasında vicdani reddini açıkladı)
    142-2011 03 Aralık-Can Gürola (Kasımpaşa Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Önü’nde gerçekleştirilen basın açıklamasında vicdani reddini açıkladı)
    143-2011 05 Aralık-Banu Güven (Takism Hill Otel’de gerçekleştirilen basın açıklamasında vicdani reddini açıkladı)
    144-2011 05 Aralık-İlhan Gökçe (Mardin`in Nusaybin İlçesinde “Barış için bir ses, vicdani ret” konulu panelde vicdani reddini açıkladı)
    145-2011 17 Aralık-Kazım Birdal Tüfekci (Eşitlik ve Demokrasi Partisi Çorum Şubesi’nde düzenlenen basın toplantısında vicdani reddini açıkladı)
    146-2011 24 Aralık-Okan Şahin (Lise Anarşist Faaliyet’in Galatasaray Lisesi önünde yaptığı etkinlikte vicdani reddini açıkladı)
    147-2011 24 Aralık-Oğul Akdoğan (Lise Anarşist Faaliyet’in Galatasaray Lisesi önünde yaptığı etkinlikte vicdani reddini açıkladı)
    148-2011 24 Aralık-Abdulmelik Yalçın (Lise Anarşist Faaliyet’in Galatasaray Lisesi önünde yaptığı etkinlikte vicdani reddini açıkladı)
    149-2011 24 Aralık-Yusuf Akşeker (Lise Anarşist Faaliyet’in Galatasaray Lisesi önünde yaptığı etkinlikte vicdani reddini açıkladı)
    150-2010 07 Aralık-Onur EREM (MSB.ASAL D.Bşk.lığı’na yazdığı bir email ile vicdani reddini açıkladı)

    * (Reddini açıklamış 2 kişinin ismi, özel durumu ve kendi isteği ile listeden çıkarıldı. 17.05.2007)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: