Tutuklu uyemiz yazar ve avukat Muharrem Erbeyin mektubu

Kamuoyuna

2,5 y?ld?r Diyarbak?r D Tipi Cezaevi’nde tutuklu olan yazar, avukat ve
Insan Haklar? Dernegi Diyarbak?r Subesi Baskan? üyemiz Muharrem
Erbey’in aç?k mektubunu yazar?m?z?n derhal serbest b?rak?lmas?
talebimizle aktar?yoruz. Mektubun yay?lmas?, çesitli yerlerde
yay?mlanmas? dilegiyle. Özgürlük ve bar?s için.

Dünya Yazarlar Birligi PEN Türkiye Merkezi

*

ÖZGÜRLÜGE, BARISA KAÇ ZAMAN VAR?   Muharrem ERBEY

Diyarbak?r D Tipi Cezaevi

Sair Cahit Koytak, Ibrahimce Sorular adl? siir “Tanr? inanc?,
öncelikle küllî bir uyum ve güzellik aray?s?n?n m?, yoksa bir güç
alg?s?n?n m? sonucu?”  diye sorar. Her siir, mesel, kutsal kitaplar?n
baslang?çlar?, uyumdan, ahenkten bahseder. Ahenk her seyin
baslang?c?d?r. Ahengi bozmak s?k?nt? demektir. Masallardan,
mesellerden, yasanan yüzlerce felaketten, derin tecrübelerden bir
sonuç ç?karmaya al?sm?s dogunun kadim halklar?ndan olmam?za ragmen
bazen de bu yasanan ac?lardan ders ç?karmamaya, kutsal kitaplar?n
içindeki sözleri yanl?s yorumlamaya yeminliyiz. Oysaki dogu
masallar?n?n nasihat ve ders ç?karma bölümüyle bittigini herkes bilir.
Benim bu yaz?m yasananlardan ders ç?karmayanlarad?r.   

Hayat?n kime, ne zaman, ne getirecegi bilinmez. Garip tesadüfleri
vard?r, sürprizleri, inisleri ve ç?k?slar?. Agr? esigi düsük olanlar
için hayat zor çekilmez olur. Kolayc? olmamak ve zorluklara kars?
direnmek gerek. Daglar?n çocuklar? Kürtler kadar, hayat?n zorluklar?n?
bilen, yeryüzünde kaç kavim vard?r bilinmez ama bizler hayat?m?z? hep
b?çak s?rt?nda yasad?k. Son iki yüzy?lda dünyam?za dönüp bakt?g?m?zda,
politik vaatlere, aray?slara ve büyük y?k?mlara, zorbal?ga dayal?
degisim ve dönüsümlere, farkl? kimliklerin, gruplar?n, halklar?n
esitlik ve özgürlük taleplerine, bu taleplerden dolay? yasanan büyük
y?k?mlara, kitlesel boyutta insan haklar? ihlallerine tan?k olduk.
Gücü, iktidar? elinden bulunduranlar kendi kültürü, dilini, yasam
tarz?n? zorla kabul ettirmeye ahengi bozmaya çal?st?. Buna itiraz
edenleri ise kars? basvurulan araçlar hep ayn?yd?: göç, sürgün,
asimilasyon, zindanlar ve ölüm. Neredeyse basvurulmayan yöntem
kalmamas?na ragmen bask? alt?nda olan halklar itirazlar?n? hep
yükselttiler.

Yüzy?l?n bas?nda Türkler, Kürtler, Çerkezler, Lazlar ve daha birçok
halk da Anadolu’yu özgürlestirmek için uzun bir yola birlikte
ç?kt?lar. O y?llarda Kürtler Anadolu nüfusunun üçte biriydi. Kurtulus
savas?nda birlikte öldüler. Savas sonras? tüm yasal düzenlemeler
sadece Türk etnik kimligini, kültürünü, dilini, varl?g?n? kutsad?, öne
ç?kard?. Öteki halklar, diller, kültürler düzenlemelere göre bir anda
yok say?ld?lar. Iste buna yap?lan itirazd?r bizleri sorun haline
getiren. Herkesin “Kürt sorunu” dedigi mesele “ortak vatanda esit
yurttas olma itiraz?d?r” asl?nda.

‘En büyük ask, Allaha duyulan askt?r, Allah’? arayal?m ve bulal?m diye
kendi suretinde yaratt? bizleri’ der kutsal kitaplar. Biz ise güce,
iktidara tap?nd?k, hakikati aramaktan uzaklast?k, ötekileri kendimize
zorla benzetmeye çal?st?k. Herkes benzerini sak?nd? ve Allahtan
uzaklast?, yeni bir güç odag? olmaya çal?st?. Allah ask?na size,
sessiz çogunluga, sagduyulu Türkiyelilere ve dünyal?lara sesleniyorum:
Ölümlere “Dur!” deyin art?k.

On iki y?ld?r, hak savunucusu olarak Diyarbak?r’da güvelik güçlerinin
isledigi ihlallere dair tespitler, raporlar tanzim ettim, elestirdim,
itiraz ettim diye 2,5 y?ld?r gücün tutuklusuyum. Cezaevi süreci hayat?
yeniden tan?mama vesile oldu. Içerde dört mevsimi nas?l geçirdigimi
sizlere anlatmak istiyorum.

SONBAHAR. Sabahlar? alt? yedi metre olan duvar?n üstündeki dikenli
telleri as?p, burnunun ucuyla havaland?rmam?za öylesine ugray?p giden
günes, dikenli tellere konan ve att?g?m?z ekmek k?r?nt?lar?n? al?p
uçusan serçelerin sesi, havada uçusan kumrular?n gugurdamalar?, silik
soguk bir maviye bulanm?s gökyüzü, ara ara ugulday?p, kuruyan ot
parçalar?n? havaland?rmam?za getiren rüzgâr, yaln?zl?k s?z?s?n? içime
isleyip naksederken, titreyen bedenimin tutsakl?g? bir kat daha
art?yor. Rüzgâr?n sesini dinliyorum. Çamas?r ipine as?l? mandallar?n
s?k?rt?s?, ortal?kta dolanan pet su bidonlar?n t?ng?rt?s?, uçusan
gazete parçalar?, sessizce dolanan hayaller, f?s?lt? halinde ugultuya
dönen umutlar, duvarlara çarp?p duruyorlar.

KIS. C?l?z, ?s?tmayan bir günes var. Hava soguk. Buras? hayattan uzak,
her yer beton, demir, tel örgü. Duvarlar?n dökülmüs gri renkli boyas?,
nemi, solugunuzu kesiyor. Toza ve ise bulan?yor hayalleriniz. Odalarda
dört kisi, saat alt?da demir kap?lar?n metalik sesiyle uyan?r, uyanmaz
bunun bir rüya olmas?n? istiyoruz, ama rüya degil, gerçek her sey.
Insan?n uyand?g?nda bulunmak istemeyecegi tek yer mahpushaneymis. Biz
o ayr?cal?ga sahibiz. Hapishane duvarlar? zaman hariç her seyi
geçiriyor. Üsüyorum, bogaz?m kuruyor, gözlerim yan?yor, üzerimde
tonlarca ag?rl?k var, çelik halatlarla baglam?s?m sanki. Öksürüyor,
haps?r?yorum. K?s?n cezaevi de cezaevi oluyor, uzad?kça soguk mevsim.
Geceleri onlarca kez tuvalete gidiyoruz.

BAHAR. Rüzgâr?n, duvarlar?, dikenli telleri as?p getirdigi tohumlar
k?r?k beton yar?g?na yerlesip, yesermesi dogan?n yasak tan?maz gücünü
sergiliyor. Ilk bak?sta fidenin betonu yar?p ç?kt?g?n? san?yorsunuz.
Ama doga her türlü yasaga ragmen betonlar? yararak yasam? inatla devam
ettiriyor. Inan?lmaz igde kokusu sar?yor her yeri, bahar?n geldigini
kus seslerinden, çiçek kokular?ndan anl?yorsunuz. Bir de gökte uçusan
kus sürülerinden ve mavinin p?r?lt?s?ndan.

YAZ. Günes yak?p y?k?yor, duvarlar ve zemin kor atese dönüsüyor.
May?s?p kal?yorum. Bas?m? havaland?rmada volta atarken kald?r?p,
duvar?, tel örgüleri as?yor, mavi gökyüzüne, akvaryumdaki bal?g?n,
suyun yüzüne ç?k?p, can havliyle bak?p nefes almas? gibi nefes almaya
çal?s?yorum. Geceleri gözetleme kulesindeki askerin ara ara çalan
düdük sesi, baykus sesine kar?s?yor. Yak?ndaki köyde dügün var. Davul
sesi, kad?nlar?n z?lg?tlar?, neselenip havlayan köpek sesleri, aç?k
pencereden içeriye s?zar s?zmaz, bir gülümseme gelip yerlesiyor
yüzüme. Yasam? görmesek de duymak ne güzel!

Keske insana, hayat?n ne kadar güzel oldugunu cezaevi ögretmeseydi.
Oglum Robin(10) ve Rober(5) ‘Baba, burada ne zaman isin bitecek? Eve
kaç zaman sonra geleceksin?” diyorlar. “Az kald?,” diyorum, “az
kald?.” Asl?nda ben de bilmiyorum ne kadar isimiz var. Bizleri burada
tutan zihniyete soruyorum: “Özgürlüge, bar?sa kaç zaman var?”

Bakmalar?m hep k?sa, duvarlara, uzaga bakamay?nca gözlerim bozuldu.
Bas agr?s? yap?yor. O kadar kalabal?k ki buras?, yerde yogurt
kutular?n?n üstünde yat?yorum, korkunç bel agr?lar?m olustu. Burada
s?rt agr?s? çekmeyen yok gibi. Sürekli betonda dolasmaktan diz
kapaklar?m s?zl?yor. Bak?slar?m, sesim duvarlara degil, hayata,
çocuklara, agaçlara çarps?n istiyorum. D?sar?da hayata, dogaya,
gölgeme ne kadar yabanc?lasm?s?m! Burada kendimden uzak olan kendimi
gördüm.

“Cografya Kaderdir” diyen Ibn-i Haldun geliyor akl?ma. Benim
yasad?klar?m, bu cografyada hak ve esitlik talep edenlerin kaderi.
Oysa esit olmak ve farkl?l?g?m?zla onay görmekti tek istegimiz.

Islam dini ötekiyi d?slamaz. Hûd suresi, 118-119 ayette “Rab dileseydi
bütün insanlar? tek bir millet yapard?..” der. Her insan ayr? bir
dünyad?r. Öyleyse neden “tek dil, tek renk, tek kültür, tek millet”
diyor hâlâ birileri?

Yasar Kemal “Anadolu’daki kültürler bir bahçede güller, çiçekler
gibidir. Hepsinin ayr? güzel kokusu vard?r. Birisini kopar?rsan?z bir
renk, bir koku eksilmis olur bahçeden.”  Sahi kimdir dünyan?n en eski,
köklü ve zengin Anadolu medeniyetler bahçesinden bir çiçegi kopar?p
yere atmak isteyen kisi, ç?ks?n ortaya.

IHD çal?smalar? s?ras?nda dernegimize gelen herkesi güler yüzle
kars?lay?p, derdine derman olmaya, yard?m etmeye çal?st?k, kimsenin
kalbini k?rmad?k, hiç kimseyle yüksek sesle bile konusmad?k.
Basvuran?n etnik kimligine, siyasal tercihine bakmadan, magdur
kimligini, esas alarak yard?m ettik. Ben, siddeti hep reddettim,
hayat?mda bir çak? bile tas?mad?m. Ama bana simdi “silahl? örgüte
üyesin” diyorlar. IHD ‘nin çal?smalar? tek bas?na yeterince yasad?s?
olarak inand?r?c? olmay?nca, benim üzerime “Mercek” ad?nda gizli bir
tan?k insa etmisler. Gizli tan?ga göre ben “iskence raporu tanzim
ediyormusum, Roj TV’ye kat?l?p “Insan haklar? ihlalleri var,” diyerek,
örgüte moral ve motivasyon verip, askeri ve polisi küçük düsüren
aç?klamalarda bulunuyormusum, yoksullarla mücadele eden bir dernege
üyeymisim, IHD’deki isimi iyi yap?yormusum, dernege basvuranlar?n
islerini paras?z yap?yormusum.

Ben kimsenin mahremiyetini ifsa etmedim, ortada yanl?s varsa
‘yanl?st?r’. Siddeti hep reddettim. Ölümleri bar?sperest bir yürekle
hep k?nad?m. Yasam? kutsad?m. “K?zg?n davranan?n dostu olmaz,” demisti
eskiler; ondan ötürü, sorunlar?n güler yüzle, bar?sç?l yöntemlerle
diyalog ile çözümünden yana oldum. Hep insanl?k onurunu korumaya
çal?st?m. B.M Insan haklar? Evrensel beyannamesinde yaz?l? olan
“Herkes için Esitlik Özgürlük ve Adalet” i esas ald?k. Dünyaya hep
kalp gözüyle, gönül gözüyle bakt?k. “Herkes esit ve özgür insan
olmal?,” mücadelesini yürüttüm, simdi kefaretini ödüyorum.

Bu dünyada tüm ac?lar ortakt?r. Ac? paylas?ld?kça azal?rm?s. Biz özgür
degilsek, siz, siz özgür degilseniz biz özgür degiliz. Üç y?ld?r yedi
bin civar?nda Kürt siyasetçi, belediye baskan?, milletvekili,
gazeteci, insan haklar? savunucusu, avukat, akademisyen, BDP üye,
çal?san ve aktivistleri, farkl? ve elestirel durusuyla Kürtlerin
yan?nda yer alan, feministler, ekolojistler, akademisyenler haks?z
hukuksuz yere tutuklu. Siyasi rehine oldugumuzu söylüyor havadisler.
“Korku duyarsan düsersin,” der, bir Afrika sözü. Korkmadan bar?s?, hep
bar?s? istedik. Ölümlerin son bulmas?n?, herkesin kardesçe dilini,
kültürünü ortak vatanda yasayacag? bir bar?s? istedik.

Mezopotamya’n?n en kadim ve otokton (yerlesik) halklar?ndan olan, k?rk
milyon nüfusuyla Türkiye’de, Iran, Irak, Suriye ve dünyan?n yüzlerce
ülkesinde zorunlu olarak dag?n?k yasayan Kürtlerin yüzü ne zaman
gülecek? Son iki yüzy?ld?r, hep öteki olarak görülen, bask?ya, zulme,
sürgüne, göçe, asimilasyona, cezaevine, daragaçlar?na, toplu k?y?mlara
reva görülen Kürtler, kendi köyüne, çiçegine, çocuguna kendi diliyle
isim vermek, sark? söylemek, kültürünü yasamak ve kendini yönetmek
istiyor. Hepsi bu. Hayat ölümsüz degil, yapt?klar?m?z, ortaya
ç?kard?klar?m?z, sözlerimiz ölümsüzdür. Biz yanl?s politikalar? teshir
ettik diye, buraday?z. Son üç y?lda cezaevlerine giren hiç kimse
tahliye olmuyor. On binlerce Kürt bu zulmün son bulmas?n? bekliyor.
Yunus der ki: “Gönlün degisirse dünya degisir.”  Gönlünüzü, zihninizi
yenilemedikçe, ayn? yöntemlerde ?srar ettikçe hep ac? çekecegiz.

Ac?m?z? paylasacak dostlar, neredesiniz?

Yeni sivil anayasan?n ilk kelimeleri yaz?lmaya baslam?s. Ilk
kelimeleri “insanl?k onuru ve hürriyet” imis. Bize göre su anda
cans?z, ruhsuz ve içi bosalt?lm?s iki kavram. Hayat?m boyunca hep
hosgörü ve diyalogu esas ald?m. Öteki ile empati kurmaya çal?st?m.
IHD’ye gelen kim olursa olsun, asker, polis, korucu, PKK’li ailesi
aras?nda ayr?m yapmad?m basvurusunu ald?m ve elimi vicdan?ma koyup is
yapt?m. Hiç kimse siyasi görüslerinden, etnik kimliginden dolay?
IHD’nin kap?s?ndan geri dönmemistir.

Devleti d?slamad?k, kötülemedik. Baz? güvenlik güçlerinin orant?s?z ve
as?r? uygulamalar?n? magdurun yapt?g? basvuruyu esas alarak yer,
zaman, belirterek elestirdik, magduru savc?l?ga yönlendirdik, hükümeti
de bu konuda duyarl? olmaya çag?rd?k. Demokratik aç?l?m sürecini
destekledik ama sonra yetersiz oldugunu görünce bunu dilendirdik.
Bizler siyasi taraf degiliz. Bizler magdur olan?n taraf?nday?z.
Kaç?r?lan asker ailesi IHD’ye basvurmussa magdur olan asker ailesinin
taraf?nda yer alarak girisimlerde bulunduk. Ölen PKK’linin cenazesi
ailesine verilmesi için savc?l?ga basvurduk. Biz, bize yans?yan
iddialar? savc?ya tas?yarak adaletin tecelli etmesine yard?mc? olmaya
çal?st?k.

IHD kuruldugu 1986’dan beridir kimsesizlerin kimsesi oldu. Sayg?n,
onurlu durusuyla dünyada hep örnek oldu. Herkesle toplumsal sorunlar?
konustuk, tart?st?k, hiçbir otoriteden emir, talimat almad?k, hiçbir
yere, güce tabi olmad?k, siddeti, ölümleri, sald?r?lar? elestirirken,
k?narken hiç kimseden de çekinmedik. Bizler toplumsal sorunlar?n
güvenlik, askeri tedbirlerle degil, uluslararas? bar?sç?l çözüm
yöntemleriyle çözülmesi gerektigine inand?k. Kimsenin kimseden üstün
olmad?g?na, herkesin kendi diliyle, kültürüyle, rengiyle esit ve özgür
bir sekilde yasamas? gerektigine inand?k. Sivil, esitlikçi bir anayasa
istedik. Askeri vesayete, darbelere kars? ç?kt?k. Toplumda inanç
özgürlügüne, basörtüsü önündeki yasaklar?n kald?r?lmas? gerektigine
inand?k. Inançlar? dolay?s?yla insanlar?n fislenmesinin, d?slanmas?n?n
kars?s?nda durduk. Herkes için, her inanç için insan haklar? dedik.

Baskalar?n?n özgürlüge ve adalete erisimi için kendi özgürlügümüzü
yitirdik ve simdi biz adalet istiyoruz. Dogu masallar?n?n, mesellerin,
kitabelerin, tabletlerin diliyle son sözümüz sizedir ey okuyucu. “Biz
özgür degilsek, siz, siz özgür degilseniz biz özgür degiliz.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: