Düzen Üzerine

 

Pek çok insanı fazlasıyla korkutan bu “anarşi” sözcüğünü yakamızda taşıdığımız için çoğu kez sitem ediliyor. “Düşünceleriniz harika” deniliyor, “ancak kabul etmelisiniz ki topluluğunuzun adı talihsiz bir seçim. Ortak dilde anarşi, düzensizlik ve kaos ile eş anlamlıdır.; bu sözcük akla çatışan çıkarlar, uyumun oluşmasına yol açamayan, didişen bireyler fikrini getiriyor.”

 

Eyleme yönelmiş bir topluluğun, yeni bir eğilimi temsil eden bir topluluğun kendisi için bir ad seçme fırsatına nadiren sahip olduğunu belirterek işe koyulalım. Brabant’lı “Dilenciler” (Beggars), daha sonra popüler olan adlarını kendileri oluşturmadılar. Fakat bir takma ad olarak başlayan ‘Beggars’ topluluk tarafından ele alındı, çoğunlukla kabul gördü ve hemen topluluğun onurlu ünvanı oldu. Ayrıca bu sözcüğün tüm bir fikri özetlediği görülecektir.

 

Ve 1973’ün ‘Donsuzlar’ına (Sans-culottes) ne demeli? Bu adı uyduran halk devriminin düşmanlarıydı, fakat bu ad da tüm bir fikri-tantanalı konuşmaları ve burjuva tarihçilerince onlara gösterilen hürmete rağmen yoksullukları, özgürlükçü ve eşitlikçi ruhları ve devrimci coşkuları nedeniyle halkı küçümseyen, halkın gerçek düşmanları olan iyi giyimli ve süslü kralcılara, sözde vatanseverlere ve Jacobinlere karşıt olarak çullar giyen, yoksunluktan yorgun düşmüş, halkın isyanı fikrini özetliyordu.

 

Tuhaf -neredeyse dinsel- bir mezhebe değil, gerçek bir devrimci güce gönderme yaptığı anlaşılana dek, gazetecileri fazlasıyla şaşırtan ve sözcüklerle, iyi ve kötü çok fazla oynanmasına izin veren Nihilistler’in adında da durum aynıydı.

 

Turgenyev’in ‘Babalar ve Oğullar’ romanında yaratılan Nihilist sözcüğü, “Oğullar”ının itaatsizliğinin öcünü almak için takma ad kullanan “babalar” tarafından benimsendi. Ancak oğullar bu adı kabullendiler ve daha sonra yanlış anlaşılmaya yol açtığını anlayıp defetmeye çalıştıklarında da çok geçti. Basın ve halk Rus devrimcilerini başka bir adla tanımlamayacaktı. Ne olursa olsun ad kötü seçilmemişti, çünkü yine bir fikri özetliyordu; bir sınıfın başka bir sınıf tarafından ezilmesine dayalı varolan uygarlığın tüm etkinliğinin yadsınmasını -varolan ekonomik sistemin yadsınması; yönetim ve iktidarın, burjuva ahlakının, sömürenler yararına sanatın, grotesk ya da tiksindirici biçimde iki yüzlü olan alışkanlık ve davranışların, varolan toplumun geçmiş yüzyıllardan devraldığı tüm herşeyin yadsınmasını: kısaca, bugün burjuva uygarlığının saygıyla davrandığı her şeyin yadsınmasını açıklıyordu.

 

Anarşistler açısından da durum farklı değildi. Enternasyonal içerisinde Birlik’in otoritesini reddeden ve de tüm otorite biçimlerine karşı çıkan bir topluluk ortaya çıktığında, bu topluluk ilkin kendisini ‘federalist’, daha sonra ‘devlet karşıtı’ ya da ‘otorite karşıtı’ olarak adlandırdı. O dönemde, ‘anarşist’ adını kullanmaktan gerçekten kaçındılar. ‘An-archy’ sözcüğünün (o zamanlar böyle yazılıyordu) topluluğu, ekonomik reforma ilişkin düşüncelerine Enternasyonal tarafından karşı çıkılan Proudhoncular ile çok yakından özdeşleştirdiği görülüyordu. Düşmanlarının bu adı kullanmaya karar vermesi kesinlikle kargaşa yaratmak içindi; her şeyden öte, anarşist adı, anarşistlerin tek heveslerinin, sonuçlarına aldırmaksızın düzensizlik ve kaos yaratmak olduğunun tanıtlanmasını olanaklı kılıyordu.

 

Anarşist topluluk kendisine takılan adı hemen kabullendi. Önceleri, Grekçe ‘an-archy’ sözcüğünün ‘düzensizlik’ değil ‘otoritenin olmaması’ anlamına geldiğini göstermek için ‘an’ ve ‘archy’ arasındaki çizgide ısrar etti; fakat ardından sözcüğü olduğu gibi kabul etti ve düzeltmenlere fazladan iş yüklemeyi ve halka da Grekçe dersi vermeyi bıraktı.

 

Böylelikle bu sözcük, 1816’da İngiliz filozof Bentham’ın şu sözlerle açıkladığı temel, normal, yaygın anlamına geri döndü: “kötü bir yasa için reform yapmayı dileyen filozof” diyordu, “ona karşı ayaklanmayı öğütlemez… Anarşistin karakteri oldukça farklıdır. Yasanın varoluşunu yadsır, geçerliliğini reddeder, insanları onu yasa olarak tanımayı reddetmeleri ve onun yürütülmesine ayaklanması için kışkırtır.” Sözcüğün anlamı bugün daha da genişlemiştir; anarşist sadece varolan yasaları değil, tüm kurulu iktidarı, tüm otoriteyi de yadsır; ancak özü aynı kalmıştır: o, iktidara ve tüm otorite biçimlerine karşı çıkar -ve buradan, işe başlar.

 

Ancak bize bu sözcüğün, düzenin yadsınmasını, çoğunlukla düzensizlik ya da kaos fikrini akla getirdiği söyleniyor.

 

İlk önce çöpü samandan ayırdığımızdan emin olalım -hangi düzenden söz ediyoruz? Söz edilen düzen, biz anarşistlerin düşlediği; insanlığın birinin diğeri yararına  iki sınıfa bölünmesi ortadan kalktığında serbest olarak kurulacak insan ilişkilerindeki uyum mudur; tüm insanlar tek ve aynı aileye ait olduklarında, her bir kişi herkesin yararına ve herkes de herbir kişinin yararına çalıştığı zaman çıkarların birliğinden kendiliğinden ortaya çıkacak uyum mudur? Kesinlikle değil. Anarşiyi düzenin yadsınması olmakla suçlayanlar gelecekteki bu uyumdan söz etmiyorlar; onlar, varolan toplumumuzda düşünüldüğü kadarıyla düzene ilişkin konuşuyorlar. Anarşinin yıkmak istediği bugünkü düzenin ne olduğunu görelim.

 

Bugün düzen -“onların” düzenle anlatmak istedikleri şey -bir avuç aylağa lüks, zevk ve en iğrenç tutkularının doyumunu sağlamak üzere insanlığın onda dokuzunun çalışmasıdır.

 

Düzen, onda dokuzun iyi bir yaşamdan, zihinsel yetilerin uygun gelişimi için gerekli koşul olan her şeyden yoksun bırakılmasıdır. İnsanlığın onda dokuzunu, bilimsel araştırmalar ve sanatsal yaratım ile insana sağlanmış hazları düşünmeye kalkışmadan, günü gününe yaşayan yük hayvanı durumuna indirmek -işte düzen!

 

Düzen yoksulluktur ve kıtlık toplumun normal durumu haline gelmiştir. Düzen, açlıktan ölen İrlandalı köylülerdir; -silolardaki buğdayın yurt dışına gönderildiği bir zamanda- Rus köylülerinin üçte birinin difteriden, tifodan ve kıtlığı izleyen açlıktan ölmesidir. Kendi verimli topraklarını terk etmeye zorlanıp, Avrupa’da, sadece birkaç ay var olduktan sonra toprağa gömülme riskine karşın kazacak tünel arayan İtalyan halkıdır. Zenginleri beslemek üzere hayvan yetiştirmek için köylülerden alınan topraklardır; ekip biçmekten başka şey istemeyenlere geri vermek yerine boş bırakılan topraktır.

 

Düzen çocuğunu beslemek için kendisini satan kadındır, bir fabrikaya kapatılan ya da açlıktan ölmeye zorlanan çocuktur, bir makine durumuna indirgenen işçidir. Zengine karşı ayaklanan işçinin hayaleti yönetime karşı ayaklanan halkın hayaletidir.

 

Düzen, iktidar konumlarına yükselmiş, bu nedenle çoğunluğa kendisini zorla kabul ettiren, ve hile, yozlaşma, şiddet ve kasaplık yoluyla aynı ayrıcalıkları sürdürmek için daha sonra aynı konumları dolduracak çocuklar yetiştiren son derece küçük bir azınlıktır.

 

Düzen; insanın insana, ticaretin ticarete, sınıfın sınıfa, ülkenin ülkeye karşı yürüttüğü sürekli savaştır. Gürlemesi Avrupa’da asla durmayan toptur, patronların hırsı tarafından her yıl havaya uçan ya da yanan yüzlerce madencinin yaşadığı patlamalardaki gibi ani ölüm, ya da havasız kalarak yavaş ölümdür -şikayet etmeye başlar başlamazsa vurulurlar ya da süngülenirler.

 

Sonuçta düzen kanda boğulan Paris Komünü’dür. Top gülleleri tarafından parçalanmış, vurulmuş, Paris sokaklarının altında sönmemiş kireç içine gömülmüş otuz bin erkek, kadın ve çocuğun ölümüdür. Hapishanelerde üzerlerine kilit vurulmuş, Sibirya’da karlara gömülmüş celladın ilmiğinde can vermiş -en iyi, en saf ve en adanmış durumdaki- Rusya gençliğinin yüzüdür.

 

İşte düzen!

 

Peki ya düzensizlik -‘Onlar’, neye düzensizlik diyorlar?

 

Düzensizlik zincirlerini kırarak, prangalarını parçalayarak, daha iyi bir geleceğe doğru yönelen halkın, bu utanç verici düzene karşı ayaklanmasıdır. İnsanlık tarihindeki en şanlı eylemlerdir.

 

Devrimin öncesinde düşüncenin isyanıdır; değişmeden süren yüzyılların onayladığı varsayımların altüst olmasıdır; yeni fikirler ya da gözü pek buluşlar selinin aniden başlamasıdır, bilimsel sorunların çözümüdür. Düzensizlik, eski köleliğin ortadan kaldırılmasıdır, komünlerin ortaya çıkışıdır, feodal serfliğin kaldırılmasıdır, ekonomik serfliğin kaldırılma çabalarıdır.

 

Düzensizlik mezbelelikleri terk edip ev yapmak için yer açmak üzere şatoları ateşe veren köylülerin, din adamlarına ve toprak sahiplerine karşı isyanıdır. Monarşiyi kaldıran ve tüm Batı Avrupa’da serfliğe ölümcül bir vuruş yapan Fransa’dır.

 

Düzensizlik kralları titreten ve çalışma hakkını ilan eden 1848’dir. Yeni bir fikir için savaşan ve katliamlarda öldükleri zaman insanlığa özgür komün fikrini bırakan ve yaklaştığını hissedebildiğimiz, Toplumsal Devrim olacak bu devrime doğru yollar açan Paris halkıdır.

 

Düzensizlik -‘onlar’ın düzensizlik dedikleri şey- tüm tüm kuşakların bitimsiz bir mücadeleye katıldıkları ve geçmiş köleliği kovarlarken insanlığı daha iyi bir varoluş için hazırlamak uğruna canlarını esirgedikleri dönemlerdir. Halkın dehasının özgürce devindiği ve birkaç yıl içinde gerçekleşmese insanın eski bir köle, yoksulluğun alçalttığı sürüngen bir yaratık durumunda kalacağı devasa ilerlemeleri kaydettiği dönemlerdir.

 

Düzensizlik, en güzel tutkuların, ve en büyük feda etmelerin aniden ortaya çıkmasıdır, insanlığın en yüce aşkının destanıdır!

 

Bu düzenin yadsınmasını belirten ve halkların yaşamlarındaki en güzel anların anısını çağrıştıran ‘anarşi’ sözcüğü -daha iyi bir yaşamın fethine doğru yönelen bir topluluk için iyi bir seçim değil mi?

 

Pyotr Kropotkin

 

1881

 

Çeviri: R. G. Ö.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: