Ekim, 2013 için arşiv

Sen 1915 için ne yapacaksın baba?..

Posted in Haberler with tags on 30/10/2013 by Karakök

musta_ogretmen_margarit_ermeni_soykirimi

Sen 1915 için ne yapacaksın baba?

Ragıp Zarakolu, 28 Ekim 2013

FOTOĞRAF: Öğretmen Margarit öğrencileri ile… (MUŞ)

Kimi liberal tarihçiler, 1915’te yaşanan olgunun bir soykırım olduğu noktasına geldiler sonunda. Ama bir çeşit, insanlığa karşı işlenen suçu Osmanlının üstüne yıkarak, bu suçun sorumluluğunu mümkün olduğunca, modern cumhuriyeti bu “kirli” işten arındırmak diye de anlayabiliriz bunu. Bu konuya, Özgür Gündem’de yeni çıkan yazımda, Ali Kemal’in asıl linç edilme nedeninin, Ermeni soykırımının faillerinin tutuklanması emrini vermesi olduğunu belirtirken değinmiştim.

Şimdi de, 1915’te başlatılan soykırımcı politikaların, Cumhuriyete giden yolda da izlendiğini göstermek istiyorum. Dr. Mark H. Ward’ın 1922 yılında yayınlanan “The Deportations in Asia Minor. 1921-22” başlıklı raporu Anadolu’da 1921 ve 1922 yıllarında yapılan tehcir’in dökümünü yapar.

Örneğin 29 Mayıs 1921’de Bilecik’ten yola çıkarılan 300 kişiden, yalnızca 30 Ermeni ve 110 Rum Mezre’ye ulaşabilir, geri kalanlar yolda ölür. Ertesi gün Dr. Ward’ın oradaki hastanesine, korkunç bir halde başvururlar yakalandıkları tifüs nedeniyle, çoğu ölür.

3 Haziran’da Eskişehir ve Kütahya’dan 320 kişi ulaşır. Yolda soyuldukları için ot yiyerek hayatta kalabilmişlerdir. 25 gün karantinada tutulurlar, salgının Elazığ bölgesine yayılmaması için. Hükümet yiyecek sağlamadığı için, yerli Hıristiyanların onlara yiyecek götürmesine izin verilir. Bunlar 125’i Rum, 187’si Ermenidir.

13 Haziran’da ise, 574 kişi getirilir Kütahya, Afyon, Bilecik, Eskişehir, Sivrihisar’dan. Bunların 200’ü Rum, 374’ü ise Ermenidir. 35 gün karantinadan sonra, Harput çevresindeki köylere dağıtılırlar. Yolda soyuldukları için 5 kuruşları bile yoktur. Hastane onların konuldukları kamplara ekmek yollar.

20 Haziran’da Hastaneye Konya’dan bu kez seçkin bir grup getirilir. Grup içinde bir Rum din ruhani, zengin bir tüccar ile eşi, ve de ünlü Profesör Haygazyan bulunmaktadır. Bu satırları okurken 2010 Eylül’ünde Beyrut’ta sunum yaptığım, onun anısına kurulmuş olan Haygazyan Üniversitesi’ni hatırladım. Kütüphanesinde hayranlıkla dolaşıp, Konya’daki Amerikan Kolejinin kurucusunun Prof Haygazyan olduğunu öğrenmiş ve binanın ve öğrencilerinin resimlerine bakmıştım.

Daha sonra Konya’daki Kolejin tehcir sırasında Polis Kolejine dönüştürüldüğünü; daha sonra kolejin 1922 yılında, daha büyük olan Rum Okuluna taşındığını öğrenecektim.

Prof. Haygazyan Columbia Üniversitesi mezunu idi, doktorasını ise Yale Üniversitesinde yapmıştı. 1915 tehcirinden sağ dönen az sayıda aydınlardan biriydi, Mütarekeden sonra. Dr. Ward onun kamptaki sağlık durumunun çok kötü olduğunu görür, ama Hastaneye gelmesi için izin almayı başaramaz. Ancak 15 pound altın verdikten sonra izin alabilir. Ama bu arada zayıf bedeni tifüse yakalanmıştır. 7 Temmuz’da ölür. Onu gömmesi için Hastane yöneticilerine izin verilir. Dr. Ward, bizzat kendi tanık olduğu, sadece Elazığ/Mezre’ye getirilen tehcir’e tabi tutulan Rum ve Ermenilerin toplam sayısını 1921 Mayıs- 1922 Şubat ayları arasında, 20 bin 526 kişi olarak veriyor.

Birinci tehcirden sağ kurtulan ve memleketlerine dönen az sayıda insan, 6 yıl sonra yeniden, tehcir, salgın, kırım sarmalı ile yüz yüze kalmışlardır. Fransız emperyalizminin teminatına güvenme gafletinde bulunup memleketlerine dönenler, Adana, Urfa ve Maraş yöresinde yeniden kıyımla yüz yüze kalırken, kısmen 1915 borasını ucuz atlatan İzmir Rumları ve Ermenileri bu acı sürecin son şahikası olmuşlardır.

Kolej dendiğinde bugün lise gibi bir şey algılanıyor, ama aynı Robert Kolej gibi, Konya, Merzifon Anadolu, Talas vb. kolejler Üniversite eğitimi de veriyordu.

Bunların öğretim kadrosunda yer alan birçok Profesör, Dr. ve benzeri kıyımdan üzerlerine düşen payı alacaklardı, 1915 vahşetinden. Hatta Harput’taki Üniversite/Kolej’in binaları, izleri bile bırakılmadan yakılıp yerle bir edilecekti.

Umarım bir gün, Türkiyeli akademisyenler, suikastlerde yaşamını yitiren ve katilleri asla bulun(a)mayan Tütengil, Aksoy, Cömert, Kışlalı, Üçok, Karafakioğlu gibi bilim insanlarının listesine ırk ve din ayrımı yapmadan, 1915’de katledilen akademisyenleri de eklerler.

1915 yılında katledilen 2 Ermeni gazeteciye Basın Müzesinde yer vererek, TGC önemli bir ilk adıma imzasını atmıştır. Dileriz ileride doktorlar, matbaacılar, eczacılar, yayıncılar, tüccarlar, sendikalar, akademisyenler vb. de 1915’te yaşamını yitiren meslektaşlarını anar ve onlara yayınlarında yer verirler.

En başta, katledilen milletvekillerine ayrımsız bir yer vermek, anıt yapmak, TBMM’nin üstüne düşen vicdani bir görevdir.

Peki ya sosyalistler, anarşistler, sendikacılar, bu coğrafyadaki farklı soy ve dinden öncülerini ne zaman anmaya başlayacaklar, araştıracaklar. Bu yıl, Türkiyeli ve Ermeni sosyalistlerin 16 Haziran 1915’de Beyazıd Meydanında asılan Ermeni Sosyal Demokratları birlikte anmaları, geç ve mütevazi olsa bile önemli bir başlangıçtır.

Ya resimi, müziği, tiyatrosu, mimarisi vb. ile sanat erbabı, 100. Yıl için ne düşünüyor, ne hissediyorsunuz?

Ya din adamları?

Neyse o bahsi şimdilik açmayalım.

Ama inanıyorum ki, bu coğrafya nasıl antikapitalist Müslümanları doğurduysa, tehcir türkülerinde anıldığı gibi, “dini uğruna” ölüme yürüyen ruhanileri anma vicdanının da önünü açacaktır…

HÜKÜMET SEKS İŞÇİLERİNE UYGULADIĞI EKONOMİK ŞİDDETE SON VERMELİ!

Posted in Feminizm with tags on 30/10/2013 by Karakök

Geçtiğimiz günlerde yazılı medyada yer alan bilgiler, Emniyet Genel Müdürlüğü ile Maliye Bakanlığı’nın ortak bir çalışma başlatarak kayıtdışı seks işçiliği yapan kişilerden belirlenecek bir orana göre vergi almayı planladığını göstermektedir.

Türkiye’de genelevler dışında seks işçiliği yapan kişiler Hükümet’in halihazırda yoğun şekilde devam eden baskısı altında hayatlarına devam etmeye gayret etmektedirler. Hükümet baskısı sadece kayıtdışı seks işçiliği yapanlara yönelik değil, aynı zamanda genelevlerin kapatılması noktasındaki iradesi ile birlikte kayıt altında çalışan seks işçilerini de hedef almaktadır.

Kayıtdışı şekilde çeşitli mekanlarda seks işçiliği yapan bireyler kolluk kuvvetlerinin 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun meşru olmayan şekilde uygulanması suretiyle zaten sürekli bir ekonomik şiddetin baskısı altındadır. Kolluk kuvvetleri keyfi şekilde seks işçilerinden “gürültü yapmak” veya “rahatsız etmek” gibi son derece muğlak iddialarla Kabahatler Kanunu’na dayanarak bir nevi “vergi” almaktadır. Sokakta veya evlerinde çalışan neredeyse bütün seks işçileri polisin bu uygulaması sebebiyle ekonomik açıdan mağdur olmaktadır.

Kabahatler Kanunu üzerinden seks işçilerine kesilen para cezaları yetmezmiş gibi şimdi bir de seks işçilerinin kazançları üzerinden belirli bir oranda vergi almaya çalışmak hem keyfilik hem de hukuksuzluk demektir. 

Hükümet’e soruyoruz:

Madem kayıtdışı seks işçiliği üzerinden elde edilen gelir “haksız” kazanç olarak değerlendiriliyor, o halde neye dayanarak bu kazanç üzerinden vergi almayı planlıyorsunuz?

Kayıtdışı alanda yapılan seks işçiliği üzerinden gelir elde etmeye çalışmak ve aynı zamanda bu sektörde çalışan seks işçilerinin emek eksenli taleplerini sürekli olarak reddetmek bir çelişki değil midir?

Yıllardan beridir seks işçileri olarak seks işçiliğinin bir meslek olduğunu vurguluyor ve emek eksenli haklarımızın verilmesini, sağlıklı koşullarda çalışma hakkımızın sağlanması ile her türlü şiddet ve ayrımcılığa karşı mücadele edilmesi gerektiğini belirtiyoruz. Buna cevaben Hükümet, kayıt altında çalışan seks işçilerinin iş yeri olan genelevlerin kapatılması politikasını devam ettirirken, kayıtdışı çalışan seks işçilerine yönelik polis şiddeti, usulsüz ve keyfi para cezaları, çalışma koşullarını kötüleştiren ve seks işçilerini daha riskli ve güvenliksiz alanlara iten uygulamaları gündeme taşımaktadır.

Tekrar ediyoruz:

Genelevlerin kapatılması meselesinde de belirttiğimiz gibi, seks işçilerine yönelik her türlü ayrımcı uygulama, seks işçiliğini iddia edildiği gibi bitirmeyecek, aksine seks işçiliği yapan bireylerin fiziksel, psikolojik ve ekonomik açıdan güvenliğini daha çok riske atacaktır. Bin bir zorlukla para kazanmaya çalışan seks işçilerinin ekonomik kapasitesini düşürecek her türlü uygulama, seks işçilerini kendilerinden alınan parayı yeniden kazanabilmek için daha çok sokağa itecek, seks işçilerine yönelik şiddet olaylarını arttıracak, seks işçilerinin yasadışı ağlara bağımlılığını arttıracak ve cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı seks işçilerinin korunma seviyesini düşürecektir.

Hükümet’i kendisiyle çelişen politikalar oluşturmaktan vazgeçmeye ve seks işçilerine yönelik ekonomik şiddete son vermeye çağırıyoruz! Seks işçilerinin attığı her adımı suç haline getiren Türk Ceza Kanunu ile seks işçilerinden her gün bir nevi “vergi” toplanmasına vesile olan Kabahatler Kanunu ile seks işçiliğini kriminalize eden Hükümet’in bir de kayıtdışı seks işçiliği yapan kişilerden vergi toplamaya çalışmasının kendisidir asıl hukuksuzluk.

Seks işçilerinin emekçi haklarını yok sayan, çalışma hakkımıza sürekli şekilde saldıran Hükümet’in bizden vergi almaya hakkı yoktur! Genelevleri kapatan, sürekli ev kapatmaları ile bizi sokağa iten, sokakta bize keyfi para cezaları kesen, şiddet uygulayan Hükümet’i protesto ediyoruz!

Diğer iş kollarında olduğu gibi emeğimizden dolayı doğal olarak hakkımız olan emeklilik, güvenli çalışma alanları, sosyal güvence ve benzeri haklara kavuşmadan bizden vergi alınmasını kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz!

Saygılarımızla,

Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği

Adres: Konur 2 Sokak 44/8 06640 Kızılay, ANKARA
Tel: 0312.419.2991
E-Posta: kirmizisemsiye@kirmizisemsiye.org

SAVAŞA KARŞI KADIN BARIŞ YÜRÜYÜŞÜ-2 KASIM C.TESİ SAAT:15:00

Posted in Haberler with tags on 30/10/2013 by Karakök

*Savaşın değil barışın galip gelmesi için;*
*Sesimizi ve Ellerimizi Birleştirelim!*
*
*

*Ortadoğu’da savaşın ateşi her yanı sarmış durumda. Yüzbinlerce Suriye
mültecisi rejimden ve El Kaide güçlerinden kaçarak ülkemize sığınmış
durumda. Rojavalı ve Suriyeli kadın mülteciler, çocuklar yokluk ve
yoksullukla, her türlü istismarla karşı karşıya. *

*Çözüm süreci olarak ilan edilen diyalog süreci, Hükümet’in tek taraflı
tasarruflarıyla tıkanmış durumda. Aylardır süren çatışmasızlık ortamı
tehlikede. *

*Kadınlar olarak savaşa, ölümlere alışamıyoruz, çünkü kadın yaşam demektir.
Savaşın kışkırttığı cinsiyetçilikle kadına yönelik her türlü taciz,
tecavüz, şiddet ve kadın katliamları daha da artıyor. *

*Savaşta en çok acı çeken kadınlar olarak, barış ve savaş ikileminin
yaşandığı her coğrafyada, bu yaşananların bir kader olmadığını haykırıyor,
kadınların değiştirici-dönüştürücü gücüyle eşit haklara dayalı onurlu bir
barış için sesimizi yükseltiyoruz.*

*- Diyalog sürecinin müzakerelere dönüşmesi ve Kürt halkının taleplerinin
yerine getirilmesi için ,*

*- Rojava devriminin tanınması ve Nusaybin’de halklar arasına örülen ‘utanç
duvarı’nın yıkılması için,*

*- Kadına yönelik şiddetin, tacizin, tecavüzün savaş suçu ve insanlık suçu
sayılması, en ağır şekilde cezalandırılması için,*

*-Halkların anadilinde eğitiminin en temel insan hakkı görülerek anayasal
ve yasal güvence altına alınması için,*

*- Başta hasta tutsaklar olmak üzere siyasi tutsakların serbest bırakılması
için,*

*-Savaş tezkerelerinin iptal edilmesi için, *

*-Seçim barajının düşürülmesi için,*

*Savaşın değil barışın galip gelmesi için; sesimizi ve ellerimizi
birleştirelim!*
*
*

*HALKLARIN DEMOKRATİK KONGRESİ *
*İSTANBUL KADIN MECLİSİ*
*
*
*Yürüyüş ve Basın Açıklaması*
Tarih: 2 Kasım 2013 Cumartesi
Saat: 15:00
Toplanma: Şişli Cevahir AVM
Yürüyüş: AKP Şişli İlçe Başkanlığı (M.köy)2 kasim yuruyus

WEM GEHORT ZURIH KONUT SORUNU MITINGI

Posted in Haberler with tags on 27/10/2013 by Karakök

isgalevlerinin ve anarsistlerin cagrisiyla  2 bin kisinin katildigi konut sorun ve isgalevlerine karsi son donemde artan baskilar protesto edildi.

Miting organizasyon gruplar

http://www.wem-gehoert-zuerich.ch/

Yeni kentler yapiminda ev kiralarini asiri yukselmesi ve ucuzevlerin cok zor bulunmasi,

Carpik kentlesmenin getirdigi modern dedikleri tekno binalarin cogalmasi

doga ve cevre tahribi

isgalevlerin uzerindeki polis baskilari

mitingin ana temasini olusturmaktadir.

Miting de yesiller, sosyal demokrat genclik, rote kreuz, meclideki anternetif liste ve bircok yasal kuruluslar ve partilerde mitinge katildi.

wem 1

wem 2wem 3wem 4wem 5wem 7wem 8wem 9wem 10wem 11wem 12 wem 13

Kandil, Öcalan ve Kürtlerin ilişkisi

Posted in Haberler with tags , on 27/10/2013 by Karakök

Türk devletinin Kürtlere yönelik “böl-yönet” politikasına KCK yönetimi aşina.

1983-84’te Alman hükümetinin operasyonu olan Semir(Çetin Güngör) hamlesi, PKK’yi “ılımlı”, yani Avrupa’yı merkez alan bir çizgiye çekmeyi amaçlıyordu.
1990’larda Mehmet Şener benzer bir hamle gerçekleştirmek istedi. Nizamettin Taş-Osman Öcalan 2000’lerde benzer bir taktik izlediler. Öcalan daha 1980’lerde bu karşı politikayı “Apo’ya hayır, ılımlı PKK’ye evet” şeklinde açıklıyordu.
O gün PKK’yi başka bir çizgiye çekmek isteyenler, örgüt yönetimini ılımlı, Öcalan’ı ise sert olarak lanse ediyorlardı.
Şimdi bunun tam tersi bir durum var. Bu yeni durum “Öcalan’a evet, Kandil ve BDP’ye hayır” şeklinde özetlenebilir.
Hükümet bu politikasıyla, “Öcalan da bunlara karşı” havası yaratmak istiyor.
AKP bu politikası ile Kürdistan’da oy almak istiyor.
Müzakere edilecek doğru kişinin Öcalan olduğunu anladıkları için böyle davransalar, tamam. Ama söz konusu olan bu değil. Bu gayretin arkasında bir hinlik var. Bu hinlik bir yanı ile Öcalan ile Kandil’i karşı karşıya getirme istemi olurken, öbür yanıyla Kürt seçmenler nezdinde BDP ve Kandil’i çözüme karşı, kendileri ve Öcalan’ı çözümden yana göstererek oy avcılığı yapmak.
Çizilen tablonun motivasyonu kuşkusuz ki sorunu çözmek değil. Eğer böyle olsaydı muhatap alınan güç çok başlı ve kaotik gösterilmezdi.
Şu çok açık: Ne Öcalan Kandil’i boşa çıkartır bir strateji izler; ne de Kandil Öcalan’ı boşa çıkartır.
AKP Hükümeti gafletin içindedir.
Öcalan’ın kaldığı oda üç santim büyüdü, televizyon geldi diye Kandil ve BDP’yi yolda bırakacağını düşünüyorlar herhalde.
Kandil 2000 yılından bu yana herkese “müzakere adresi olarak Öcalan’ı görüyoruz” diyor. Siz şimdi Kandil’in Öcalan’ı zora düşürecek, onaylamadığı bir tutum takınacağına inanıyor musunuz?
Hakikaten de hükümetin ve ona bağlı çevrelerin durumu komik ve trajik.
Öcalan, Kandil ve BDP sürecin gidişatı ve stratejik durumu hususunda hemfikirler.
Hükümet ve yazıcılarının aksi fotoğraflar yaratıyor olmalarının arkasında oy hesabı ve Kürt siyasi hareketini demoralize etmek yatıyor. Hükümetin bu tavrının amacı, kuşkusuz ki, Kürtlerde ve Kürt siyasi hareketinde kafa karışıklığı yaratmak ve onları zayıflatmaktır.
SAMER (Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Merkezi)’in araştırmalarının sonuçları bunun başarılı olamadığını gösteriyor.
SAMER Ekim 2013 tarihinde Türkiye’nin Kürt bölgelerinde, 22 kent merkezinde araştırma yaptı. Araştırmadan çarpıcı sonuçlar çıktı.
SAMER araştırmasının en çarpıcı yanı şu: Kürtlerin yüzde 74’ü siyasi statü istiyor. Araştırmanın önemli başka sonuçları da vardı: “Araştırmaya katılanların yüzde 74,8’i anadilde eğitimi, yüzde 71’i Kürtçenin resmi dil olmasını, yüzde 68,9’u Demokratik Özerklik, yüzde 68.2’si Öcalan’ın sürece katılması için şartlarının düzeltilmesini istiyor.”
Kürtler AKP’nin sorunun çözümü konusunda bir projesinin olmadığına inanıyor.
“Demokrasi paketinde sizce neler olmalıdır” sorusuna ise, deneklerin yüzde 74’ü Kürtlerin statüsünün tanınması, yüzde 74,8’i devlet okullarında anadilde eğitimin yer alması, yüzde 71’i Kürtçe’nin resmi dillerden biri olarak kabul edilmesi, yüzde 68,9’u Demokratik Özerklik, yüzde 71,3’ü genel af, yüzde 76,7’si yerel yönetimlerin güçlendirilmesi cevabını veriyor.
SAMER araştırmasının sonuçları KCK’nin Kürt sorununun çözümü için deklare ettiği taleplerle büyük oranda örtüşüyor.
Hükümet ve yazıcıları, çözüm sürecinde KCK’nin yolu yokuşa sürdüğü ve gerekli adımları atmadığını çizmeye çalışsalar da, araştırma Kürtlerin aksini düşündüğünü söylüyor. Araştırmaya katılanların yüzde 46,8’ine göre KCK sorumluluklarını yerine getiriyor. Yüzde 59,8’i ise, hükümetin sorumluluklarını yerine getirmediğine inanıyor.
Bu anketin en önemli sonucu kuşkusuz KCK ve Kürtler arasında Gülen Cemaati’nin ve AKP Hükümetinin gevşetme ve kopartma çalışmalarına rağmen güçlü ve sağlam bir ilişkinin var olduğudur.
Görülüyor ki, Kürtleri “böl-yönet” siyaseti artık işe yaramıyor.

Halil Savda

3800
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Sosyal Savaş! Bülteni

Posted in Haberler with tags on 27/10/2013 by Karakök

Küre çapında gündelik sosyal savaş hikayeleri ve metinler:

www.sosyalsavas.org

– *Dayanışma saldırı demektir [Critter]

*- *Tayyip Erdoğan haklı, yol medeniyet demektir

– **Brezilya’da ücretsiz ulaşım çatışmaları büyüyor (Saou Paulo)

– **Hayatlarımızdaki yabancılaşmayı tasvir eden her şeyi ortadan kaldırmak
istiyorum

– **ODTÜ’de direniş ve polis saldırısı

– **Bahreyn’de hükümet karşıtı gösteriler çatışmaya dönüştü

– **Siyahi Bir Göçmenin Haykırışı

– **Arnavut Göçmenler Lokali: BUNLAR BİZİM DE GÜNLERİMİZ

– **Kurtarılmış Aghios Dimitrios Belediyesi’nde Gerçekleşecek Açık Halk
Meclisine Davet

– ****’Tamam, şimdi ortalığı sikip atacağız’
*
*- **300 kişi ile başladık, dönüşte 500 olduk

– **Exarchia Meydanı ve mahalle meclisleri*

– *Arjantin’de Monsanto karşıtı kuşatma

– **Mi’kmaq Kuşatması

– **Rovereto: Telecom şirketine kundaklama saldırısı (İtalya)

– **Dortmund: Göçmenlele dayanışmak için graffiti (Almanya)

– **Ücretsiz ulaşım eyleminde anarşistler polisle çatıştı (Brezilya)

– **Mapanyukki: Tahliyeye karşı direnişte polisle çatışma ve saldırı
(Endonezya)*

– *Unabomber: Zamanımızın bir kahramanı

– **Roma – Gözaltılarla dayanışmak için ATM sabotajı (İtalya)

– **”Pussy Riot”dan Nadezha Tolokonnikova’ya yazın!

**- Hidrolik çatlatmaya karşı küresel eylem günü (Ekaterinburg)*

– *Doğrudan Eyleme dair 12 efsane*

– *’Kahrolsun Lafarge!’*

www.sosyalsavas.org
** <http://sosyalsavas.org/wp-admin/post.php?post=10044&action=edit>