CUMA GÜNÜ KANDIRA “MEZAR EVİ” ÖNÜNDEYİM

 

Mahmut Alınak alinakmahmut@hotmail.com


            Birer mezar evi olan cezaevlerindeki çıplak aramaya ve kuyu sisteminden bahçe sistemine geçişin gereğine dikkat çekmek için Cuma günü Kandıra “mezar evi” önünde üç gün sürecek İnsan Hakları Nöbetine başlıyorum. Bir makale yazarak veya basına bir açıklama yaparak soruna dikkat çekmeye çalışabilirdim; ancak içim rahat etmezdi. Duyarlı olan herkesi isyan ettiren bu vahşetin ruhumda açtığı yaranın sızısı bir yazı ya da açıklamayla dinecek gibi değildi.  

            Mezar evlerinde süren vahşi uygulamalar sadece mahpusların değil hepimizin insanlığına yönelmiş zalim bir saldırıdır. Çünkü bu ölüm kuyularında hüküm süren terör, hükümetin sevk ve idaresindeki Polis Cumhuriyeti’nin sokakta estirdiği terörün yoğunlaşmış bir parçasıdır. Sokakta hak arayan insanlar başta olmak üzere hepimiz bir şekilde bu baskıdan payımızı almaktayız. Yarın hangimiz hak talebinde bulunsak terörün kırbacı onun tepesine inecek. İktidar bir “Sessizlik Tanrısı” gibi çöreklenmiş tepemize. Mutlak bir sessizlik ve baş eğiş istiyor herkesten. Sesini çıkaran ve koyun gibi güdülmeyi reddeden her onurlu insanı düşman olarak görüyor.

            Bu mezar evlerinde zavallı çocuklara -çocuklarımıza- tecavüz edildi. Bu tecavüzlerin bedelini hükümet ödemeliyken, tecavüze uğrayan o körpecik çocuklar başka mezar evlerine sürgün edilerek ceza yine onlara kesildi. Daha önce de yazmıştım; kızlarımız, yaşını başını almış kadınlarımız, çocuklarımız, yaşlılarımız soyundurularak aranıyor. Meclis’teki Türk ve Kürt siyasetçiler seçmenlere “selam göndermiş olmak” için birbirleriyle laf yarıştıradursun; o mezar evlerinde insanlar göz göre göre çürütülüyor, ruhları günün yirmi dört saati kör ve sağır bir boşluğun kıskacında tutuluyor. Ölümün efendisi cirit atıyor zindanların o gün yüzü görmeyen dehlizlerinde. Birçok cenaze çıktı hücrelerden, yüzlerce insan da ölümün eşiğinde yaşam savaşı veriyor.

                        Bu mezar evleri sorununun geçici ve acil çözümü -adı ister af, ister özgürleştirme olsun- onları boşaltmaktır. O zamana kadar mahpusların yeterli sayıdaki temsilcileri aracılığıyla cezaevi idaresinde eşit oy, söz ve karar sahibi olmaları sağlanmalıdır. Kesin çözüm ise siyasi vakalarda, tüm siyasi faaliyetlerin özgürleştirilmesi; adli vakalarda da suçun nedenlerini ortadan kaldıracak psikolojik, eğitsel ve ekonomik tedbirlerin alınmasıdır. Binlerce olayla görüldü ki, cezaların arttırılması sorunu kangrenleştirmekten başka bir sonuç doğurmamaktadır. Birkaç yıl önce yapılan kanun değişikliğiyle insan öldürmenin cezası müebbet, eş öldürmenin cezası ise ağırlaştırılmış müebbet olarak arttırıldı. Bu ağır cezalara rağmen cinayetler artarak sürüyorsa demek ki sorunun kaynağı, nedeni ve çözümü başka yerdedir. Sözü edilen tedbirleri almamakla devlet ve siyasal iktidarlar suçtan birinci derecede sorumludurlar.

            Bu nöbeti neden tutmak istediğimi birkaç gün önce yayımladığım Çırılçıplağım Sokak Ortasında Utanıyorum, başlıklı makalemde anlatmıştım. İsteyenler aşağıdaki linkten okuyabilirler: http://www.daplatform.com/news.php?nid=2905

            O makale sosyal medyada yayımlanınca, pek çok harika insan beni arayarak desteklerini ve birlikte nöbet tutmak istediklerini bildirdiler. Bu müstesna insanlar bana verdikleri moralle, şov yaptığımı söyleyecek çevrelerin bende yarattığı tedirginliği yenmemde bana yardımcı oldular. Kendilerine sonsuz minnettarım.

            Beni telefonları ve mailleri ile cesaretlendiren o sevgili insanların Kandıra mezar evi önünde karşılaşacakları herhangi bir sıkıntı beni derinden yaralardı. Eylem çağrısı benden geldiği için kendimi onlara karşı suçlu hissedecek ve hiç affetmeyecektim. Onların tırnağına zarar gelse kafama balyoz yemiş gibi acı çekecektim. Bu nedenle, “Ben nöbet tutarken, sizin dayanışma duygularınızı bildirmeniz yeterlidir,”dedim onlara.

            Bu tavrım bir zayıflık olarak değerlendirilebilinir. Haklı yanları da yok değil. Yirmili yaşlarımda bir ağabey, “Sen iyi bir siyasetçi olamazsın,”demişti bana. Nedenini sorduğumda: “Sen duygusal bir gençsin, ameliyat olacak hastanın doktoru gibi değil kardeşi gibi davranıyorsun,”diye cevap vermişti. Gençlik yıllarımın o gözleri mavi gülüşlü ağabeyi doğru bir kehanette bulunmuştu. Aradan geçen kırk yılda ne ettiysem bir türlü doktor gibi davranamadım, değişemedim; hep kardeş olarak kaldım.

            “Tek başına olursan eylem ses getirmez,”dedi bazı dostlar. İki taraflı medya ambargosu düşünüldüğünde bu kaygıyı dile getiren dostlar haklılar. Ancak hayat sürüyor, birlikte omuz omuza devrime yürüyeceğimiz günler de gelecek.

            İmkânsızı hayal edeceğiz, imkânsızı isteyeceğiz, imkânsız için haykıracağız. Tarih bizi duyuyor, insanlık er geç çığlığımıza cevap verecektir. Esenlik dileklerimle 23 Ekim 2013 (alinakmahmut@hotmail.com) Tel: 0 546 518 86 86

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: