“Gezi, İsyan, Özgürlük” Kitabı Vesilesiyle Uzun Bir Etkinlik – 25 Ocak Cumartesi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti

Gezi Hareketinin Sorunları

(Aşağıdaki yazı Gezi Hareketinin henüz yatağına çekilmediği zamanlarda
Temmuz ayının ortalarında yazılmıştı. Yeni bir yazı yazmaktansa o gün
söylenmişleri hem bir belge, hem bir öngörü olduğu; hem de hala güncelliğini
koruduğu için koyuyoruz. Yazıya bazı yine o dönemde yazdığımız yazılardan
bazı eklemeler koyduk ve bazı biçimsel değişmeler yaptık. Demir Küçükaydın –
23 Eylül 2013 Pazartesi)

Genişlemek ve Radikalleşmek

Nasıl “yanlış bir hayat doğru yaşanmaz” (Adorno) ise, stratejik hatalar da
taktik başarılarla telafi edilemez.

Forumlarda, İnternette ve Sosyal Medya’da Gezi Hareketi katılımcılarının
hareketin genişleme; henüz bu harekete uzak duran hatta karşı duran yeni
katmanlara ulaşma ve onları kazanma gerekliliğinin sık sık dile
getirildiğini görüyoruz.

Genellikle birebir ilişkileri temel alan iki yol öneriliyor.

Birincisi: Daha mahalli (örneğin mahalle meclisleri kurmak) veya daha özel
konularda yoğunlaşmak (örneğin hukuk; beyaz yakalılar veya daha çok özel
konularda atölyeler, gruplar kurmak)

İkincisi: başka yerlere ve insanlara gitmek derdi oralarda onlara anlatmak
(bunu bireyler olarak veya toplu olarak yapmak).    

Hareketin toplumun yeni kesimlerine yayılması ve onları kazanması gereği
elbet son derece doğru bir tespittir ve hayati önemdedir.

Ayrıca elbet önerilenler de yapılmalıdır, ama bunlar zaten hareketin her
zaman ve durumda yapması gerekenlerdir.

Ama bütün bunlar, (felsefi bir dille konuşursak) “yanlış bir hayatı doğru
yaşama” çabaları olmaktan; (askerlik ya da politika sanatının diliyle
konuşursak) “stratejik bir sorunu taktik bir sorunmuş gibi tartışmaktan”
farklı değildirler.

*

Strateji: hangi güçlere karşı hangi güçlerle hareket edileceği sorunudur.
Güçlerin yer alışısorunudur. Mücadelenin statik; uzun teorik hazırlık ve
uzun vadeli bakış gerektiren yanıdır.

Taktik: O güçlerin ilerleme mi ricat mı yapması gerektiği sorunudur.
Bunlarda hangi mücadele ve örgüt biçimleri kullanılacağı sorunudur.
Mücadelenin dinamik, esas yaratıcılık ve esneklik gerektiren yanıdır.

Şu ana kadar, Gezi Hareketinin taktikte, mücadele ve örgüt biçimlerinde
olağanüstü yaratıcı ve başarılı olduğu görülmüştür. Ancak Strateji bahsinde
aynı durumda olduğu söylenemez. Hareketin en büyük zaafı budur.

*

Gezi Hareketi şu ana kadar esas olarak, “seküler hayat tarzı” yaşayanları ve
Alevileri kapsamaktadır. Elbette harekete şu ana kadar rengini veren,
seküler yaşamı savunan, örneğin türbanı yasaklamaktan yana olan veya bu
yasaklamalar karşısında ses çıkarmayan klasik Kemalist çizgi ve Alevilik
değildir ve hareket bunlarla arasına çizgi çekmeye özel bir özen ve çaba
göstermektedir. Örneğin “Duram Adam” aynı zamanda türbanın yasaklanmasına
karşı da direniş göstermiş, bunu protesto etmiş bir insandır. Örneğin,
Kandil, Cuma Namazı ve İftarlar aynı zamanda Gezi Hareketi’nin insanların
inancıyla, giyimiyle sorun olmadığı mesajını vermeye de yöneliktirler. Ancak
bu çabalar henüz sembollerle ifade edilmektedir; programatik bir ifadesini
bulamamış; bayraklara yazılamamıştır.

Hareketi destekleyen çok geniş bir kesim bu çabalar karşısında tarafsız veya
hayırhah bir tavır içinde bulunmaktadır, ama hareket bu ayrım çizgilerini
bir program ve parola olarak bayrağına yazmış da değildir.

Hareketin sembollere dayanan bu mesajı, şimdiye kadar, Erdoğan’ın istediği
kamplaşmayı ve bölünmeyi yapabilmesini; etki alanındakileri Gezi’ye karşı
seferber edebilmesini engelleyebildi.

Ama gezi hareketine, çatışan dengeler içinde, ağırlığını koyarak
eğilimlerinin damgasını vuran; henüz çok ince bir katmandan ibaret bu modern
ücretliler tabakasının demokratik özlemleri programatik ve stratejik bir
ifadeye kavuşmadığı; hareketin bayrağı olamadığı için de AKP ve Erdoğan’ı
desteklemeye devam eden diğer yüzde elliyi veya onların önemli bir kısmını
yanına çekemedi ve seferber edemedi.

Bu durum uzun süre böyle gidemez. Bir yandan hareket içinde, geniş
olanaklarıyla onu kontrol etme çabalarına hiçbir zaman ara vermeyen
ulusalcılar; diğer tarafta AKP ve Erdoğan, eski bölünme çizgisini egemen
kılmak için çabalarını durdurmuş değildir. Hareket yatağına çekildiğinde
veya yorgunluk ve gerileme ortaya çıktığında, şimdi kaybettikleri mevzileri
tekrar ele geçirmeleri tehlikesi ortada durmaktadır.

*

Gezi hareketinin kazanması şart olan özellikle iki kesim bu harekete uzak
durmaktadır: Kürtler ve Politik İslam’a oy vermiş geniş işçi ve yoksul
kesimler.

Hareketin bu iki kesime ulaşması ve onları kazanması hayat memat
meselesidir.

Hareket bunu sezmekte, ama çözümü yukarıda değinilen taktik ve örgüt
biçimleriyle çözebileceği yanılgısını yaşamaktadır. Bunlar elbette çocukluk
hastalıklarıdır ve doğuşu bir buçuk ayı bile bulmamış bir hareketin böyle
çocuksu hayaller kurması son derece doğaldır da. Ama artık zaman daralıyor.
Buhranın olgunlaşma hızı, hareketin olgunlaşmasını beklemeyebilir.

Kürtleri ve AKP’ye oy vermiş geniş emekçi kesimleri kazanmak, bir strateji
sorunudur; yani program sorunudur.

Program ile strateji, yani hedefler ile dayanılacak güçler arasında kopmaz
bir bağ vardır.

Gezi hareketi, Programda radikalleşmeden, dayandığı güçleri genişletemez.

*

Radikalleşme sözcüğü alerji yaratabilir. Çünkü günlük kullanımda radikal
denince kavga çıkarmaya hazır, keskin görünen sloganlar atan küçük gruplar
akla gelmektedir. Radikalleşmenin bu yüzeysel anlayışına bağlı olarak,
radikalleşmenin genişlemek bir yana daralma ortaya çıkaracağı sanılır.

Biz gerçek anlamıyla radikalleşmeden; içeriksel bir radikalleşmeden söz
ediyoruz. Maalesef politik manzarada olmayan tam da budur.

Gerçek radikaller, taktikler ve mücadele biçimlerinde son derece esnek,
toparlayıcı ve kapsayıcıdır, ama hedeflerde radikaldir.

Yüzeysel ya da sözde radikaller ise (ki ortalığı kaplamış “raikaller”
bunlardır) taktik ve mücadele biçimlerinde “radikal” ama hedeflerde,
programda son derece yüzeyselve reformisttirler

Biçimsel radikalleşmeye iki örnek verelim.

Diyelim ki boynunuza Zülfikar, alnınıza ölmeye hazır olduğunuza anlamına
gelen bir bant taktınız; devrimci türküler söylüyor ya da dinliyorsunuz.
“Cemevleri tanınsın”; “Diyanet’te Aleviler de temsil edilsin”, “Madımak müze
olsun” vs. diye yürüyüşler tertip ediyorsunuz. (Örneğin geçenlerde
Kadıköy’de yapılan miting böyle bir imgelerle doluydu.)

İlk bakışta her şey çok radikal gibidir, ama aslında bütün bunların gerçek
bir radikallikle ilgisi yoktur. Bunlar biçimsel ve sözde radikalliklerdir.
Bu radikallik hem içeriğiyle hem biçimiyle daralma yaratır.

Örneğin böyle mesajları olan bir mitinge Aleviler dışında başka bir kesimin
ilgi göstermesi için hiçbir neden bulunmaz. Madımak’ın müze olması veya
Diyanet’in Cemevlerini tanıması veya din derslerine Alevilik hakkında
bilgiler de koyulması vs. Alevi olmayanları harekete geçirmez. Başka
inançlarıyla ezilenler bu taleplerde kendi özlemlerinin ve sorunlarının bir
karşılığını bulamazlar. Yani bu taleplerin tabanı sadece Alevilerle sınırlı
olur.

Öte yandan bütün bunlara ulaşılması özde zerrece bir demokratikleşme
anlamına gelmez. Devlet yurttaşların inanç alanına müdahale etme özelliğini
korumaya devam eder. Sadece bu müdahalenin biçimi ve sınırları değişmiş
olur.

Gerçek radikalleşme, Diyanet kaldırılsın; azınlıkların dinsel olarak
tanımlanmasına son verilsin ((Rumluk ve Ermenilik -“Azınlıklar”- din
üzerinden tanımlanmıştır. Türkiye’nin laik olmadığının tipik bir
örneğidir.); din dersleri kaldırılsın veya eğer çok gerekiyorsa, tüm
dinlerden ve dinsizlerden eşit sayıda temsilciden oluşan bir heyet
tarafından yazılsın dendiğinde; bayraklara bu sloganlar yazıldığında olur.
Bu talepler pek ala, Hıristiyanların, ateistlerin hatta inanç olarak
Müslümanların da savunacağı taleplerdir. Bu radikal içerik daha geniş
kesimleri kazanmakla kalmaz, biçimde de itici görünümlerden kurtulur.

Çünkü böyle talepleri yükselttiğiniz zaman, zaten sizin Aleviliği
vurgulayan, adanmışlığı vurgulayan sembollere ihtiyacınız olmaz. Aksine,
bunlardan uzak durursunuz, demokratlığınızı vurgulayan, her hangi bir dine
veya dile vurguyu içermeyen giyinişiniz, sembolleriniz, diliniz olur. O
dilde bir Sünni, bir Hıristiyan, bir Ateist de kendisine yer bulabilir.

Yani gerçek radikalleşme çok daha geniş kesimlerin taşıyabileceği bir
bayrak; çok daha geniş kesimlerin savunabileceği ve onları birleştirebilecek
bir program sunar. Böyle olduğu için de, bütün bu geniş kesimleri kapsayacak
son derece esnek, itici olmayan mücadele ve örgüt biçimleri, sembolleri
kullanmaya ve yaratmaya özel bir dikkat gösterir.

*

Bir başka örneği Kürt hareketinden verelim.

Diyelim ki, Kürdistan, PKK veya Apo bayrağı ile mitingler yapıyorsunuz veya
Gezi Hareketine öyle geliyorsunuz. Kürtlere statü istiyorsunuz.

Söylemi bir yana Kürt hareketinin yarattığı imge, aşagı yukarı böyle bir
şeydir. Böyle bir program Kürt olmayanları kazanamaz. Sadece Kürtleri
toplayabilir.

Bir de Kürt hareketinin içerikçe radikalleştiğini düşünelim. Kürtlere
özerklik veya statü istemiyor da Türklüğün statüsünün ortadan kaldırılmasını
istiyor. Özeklik değil, bir köyün bile isterse ayrılabileceği, tamamıyla
gönüllülüğe dayanın bir birliğini savunuyor. Yani yapıyı aynı bırakıp onun
somut biçimini değiştirmektense yapıyı kökten değiştirmeye yöneliyor. Daha
somut olarak konuşursak, Türkçenin resmi dil olması yerine, herkesin ana
dilinde eğitim alması hakkını savunuyor. Okullarda Türklerin Türk tarihi,
Kürtlerin Kürt Tarihi okuması yerine (“Statü” budur) bütün dillerden ve
“ulus”lardan seçilmiş eşit sayıdaki temsilcinin yazacağı aynı tarih kitabını
herkesin ana dilinde okumasını öneriyor.

Bu talepler sadecei kürtleri değil; Türklerin ve diğer halkalrın hepsini
kazanır ve birleştirir.

Bu talepler hem çok daha radikaldir; hem de çok daha geniş kesimleri kazanır
ve mücadeleye sevk edebilir.

Böylece çok geniş kesimler bir araya geldiğinden, bu hareketin gücüden gelen
bir esnekliği olur; güçsüzlüğünü mücadele biçimlerindeki keskinlikle
dengeleme gereği görmez. Öyle bir hareketin bayrağı, Öcalan veya Kürt
bayrakları değil; bunların veya Türklüğün de kişisel bir tercih olarak
kendini ifade edebildiği bir nötral bayrak olabilir örneğin. Beyaz’ın
herhangi bir ulus veya siyasi görüşe bir gönderme içermediği göz önüne
alınırsa, örneğin beyaz bayrak olabilir.

Şimdi Kürt, Türk, Çerkes, Laz, Ermeni, Rum, Arap vs. herkesin beyaz
bayraklarla katıldığı; herkese ana dilinde eğitim hakkı tanıyan bir miting
ve görünüm ile Kürt bayrakları ve Apo resimlerinin egemen olduğu, sadece
Kürtlerin katıldığı bir mitingi ve görünümü göz önüne getirin. Bunların
hangibi daha radikaldir ve daha geniş kesimleri bir araya getirir?

*

Aynı örneği bir de Gezi Hareketi açısından verelim.

Gezi hareketi öyle değil, ama varsayalım ki öyle oldu. Türk bayrağı veya
Atatürk sembolleri ona egemen oldu; anti AKP ve anti Tayyip sloganlar
belirleyici oldu. Bu da çok radikal gibi görünür, ama aslında bunun
radikallikle ilgisi yoktur. AKP veya Erdoğan gidip başkası gelse ne
olacaktır? Devletin ve toplumun yapısında hiçbir radikal değişiklik
olmayacaktır. Tabii bu sloganlar ve semboller, sadece ulusalcıları, haydi
haydi CHP’lileri kapsayabilir. Kürtler ve AKP’ye askeri ve bürokratik
oligarşi karşısında destek vermiş geniş emekçi kesimler bu hareketten uzak
duracağı gibi, onda var olan konumlarını bile tehlikeye atacak bir düşman
görürler.

Ayrıca bu sözde radikallik, genellikle mücadele biçimlerinde bir
radikallikle atbaşı da gider. Örneğin sürekli çatışma çıkararak iktidarı
haksız ve zor durumda bırakarak puan toplamayı hedefler.

Ve tabii bu mücadele biçimlerindeki radikallik de ek olarak bir sürü insanın
uzak durmasına da yol açar.

Ama bir de hareketin gerçekten radikalleştiğini, yukarıda Aleviler ve
Kürtler için yazdığımız radikalleşme hedeflerini kendi bayrağına yazdığını
düşünelim. Hem tabanı genişler, hem de daha esnek ve kapsayıcı mücadele
biçimleri ve sembolleri olur. Örneğin o harekette artık, Türklüğe veya
Kürtlüğü vurgu yapan bayraklar ve semboller değil;  Kürtlüğün ya da
Türklüğün politik olarak hiçbir anlamı olmadığına ve olmaması gerektiğine
vurgu yapan bu nedenle bunlar karşısında tarafsızlığı ve körlüğü vurgulayan
beyaz bayraklar olur. Kürt bayrağı Türk’ü, Türk Bayrağı Kürdü iter, ama
Beyaz bir bayrak hepsini birleştirir.

Yani Beyaz bayrak, ilk bakışta çok yumuşak bir sembol gibi görünür, ama
özünde Türklükle ve/veya Kürtlükle tanımlanmış bir cumhuriyet yerine,
Demokrasiyle tanımlanmış bir cumhuriyeti; Türklük veya Kürtlükle tanımlamaya
karşı tanımlanmış bir cumhuriyeti sembolize eder. Radikalliği ölçüsünde de
geniş kesimleri kapsayıcıdır.

*

İşte Gezi hareketin ihtiyacı olan tam da böyle bir radikalleşmedir. Hareket
bu radikalleşmeyi sağladığı takdirde, en geniş kesimlere ulaşabilir ve
onları kazanabilir. Ancakböyle bir stratejinin bileşeni olduğunda,
mahallelere yayılma veya diğer çalışma grupları veya başka toplum
kesimlerini ikna ve ilişki seferleri bir anlam taşıyabilir. Bu olmadan bütün
o çabalar yenilgi ve yılgınlık yaratır.

Evet, Gezi Hareketi hızla genişlemek; genişlemek için de sözde değil, özde
radikalleşmek zorundadır.

Örgütlenme ve Demokrasinin Araçları

Ama Gezi Hareketinin bütün bunları yapacağı bir haberleşme ve tartışma
platformu ve organı yok.

Böyle bir organ olmadan, bir araç olmadan, Gezi hareketinin bir hareket
olarak örgütlenmesi ve bir irade oluşturması mümkün olamaz. Bu durumda
örgütlü gruplar bir süre sonra bu oluşturulamayan organın yerini alırlar.

Gezi hareketinin en önemli sorunu strateji ve program sorunudur. Bu nedenle
tüm Türkiye çapında Gezi Hareketinin tümü tarafından tartışılması gerekir.
Parklarda yapılacak birbirinden kopuk tartışmalarla bu başarılamaz. Onlar
bunun aracı olamaz, ama onlar bunu tamamlayabilir, destekleyebilirler.

Hareketin program ve strateji tartışmasına acil olarak ihtiyacı vardır. İlk
hedef bunun aracı olabilecek bir organın yaratılması olmalıdır. Bunu küçük
örgütlü gruplardan beklemek bir hayaldır. Onlar böyle tüm bireylerin
katılacağı, kendilerinin ancak o bireylerin desteği ve seçimi aracılığıyla
görüş veya karlarının etki sağlayabileceği bir yapının oluşması gibi bir
görevi önlerine koymadıkları gibi böyle bir gelişmede kendilerine karşı bir
tehdit görürler.

Bunu başarmak için de, bu tartışmayı yapacağı, her bir katılımcısının tüm
Türkiye’deki tüm katılımcılara mesajını iletebileceği, on binlerce kişinin
yatay ilişkileriyle bir ağ oluşturabileceği bir dijital “köy meydanı” veya
“agora” veya “forum” veya “cem” veya “cami”ye veya “meclis”, veya “şura”
(Sovyet) veya “komün”e (“Gemeinde”, topluluk) (Bunların hepsi aynı şeyin
farklı biçimleri veya adlarıdır) ihtiyacı var.

Mahalli tartışmalar, parklar bunların destekleyicisi ve tamamlayıcısı olur.
O zaman onlar da gerçek verimli tartışmalara döner ve azalma ve dağılma
eğiliminden kurtulabilirler.

Bütün programcıları, bilişimcileri bu sorunu gündeme almaya, bunun teknik
olarak nasıl çözülebileceğini tartışıp bir an önce bunun alt yapısını
hazırlayarak hareketin emrine vermeye çağırıyoruz.

Günün en acil sorunu sırasıyla:

1)   Genişlemektir.

2)   Genişlemek için radikalleşmektir

3)   Radikalleşmek için bir program ve strateji tartışması açmaktır.

4)   Program ve strateji tartışması açmak için de bunun yapılabileceği bir
dijital “köy meydanı” oluşturmaktır.

Tüm hareketi oluşturan bireyler bu “köy meydanı”nın, “agora”nın, “forum”un,
“Cem”in, “Cami”nin, Meclis’in, Komün’ün  üyesi olur.

Gündem önerileri yapılır.

Herkes gündem önerilerini oylar.

En çok oy alan en başa alınır ve adım adım tartışılmaya başlanır.

Her başlık altında farklı görüşlerin yoğunlaşması yaşanır.

Görüşlerin yüzde kaçın desteğini aldığı herkesçe görülür.

O zaman bu demokratik toplum, insanların kendi kendisini yönetiminin nasıl
olacağının örneğini sunmuş olur.

Bugünkü devletin karşısına artık “devlet olmayan bir Devlet” bir özyönetim
olarak çıkmış olur.

Elbet bu “köy meydanı”nda farklı görüş, parti vs.’lerin kendi görüşlerini
egemen kılmak ve çoğunluğu kazanmak için mücadele vermeleri son derece
meşrudur ve haklarıdır. Ama bunu o “köy meydanı” ulusunun onayı aracılığıyla
ve onayladığı oranlarda yapabilmelidirler.

“Liquid Demokrasi”

Bunu yapmak hem de doğrudan demokrasi uygulaması olarak yapmak bugünkü
teknik düzeyde hem mümkündür hem de gereklidir.

Gezi hareketinin kendisi zaten İnternet araçlarını kullanarak oluştu.

Şimdi bu imkanın daha bilinçli ve organize bir kullanımı gerekmektedir.
Bugün bile farklı forum ve parkların Twitter, Faceboook, mail grupları
üzerinden örgütlenmeye ve ilişkileri sürdürmeye çalıştığını görüyoruz. Ama
bütün bunların her biri diğerinden kopuktur. Ayrıca bunlar sağlam bir
tartışma ve karar alma olanağı sunmayan, bunlara uygun olmayanduyuru yapmak
dışında kullanmaya elverişli olmayan araçlardır.

Böyle bir araç var. Bu özellikle sol yönelimli mahalli idarelerin ve sol
eğilimli partilerin kullandığı Liquid Feedback  (Liquid Demokrasi de
denilmektedir) denilen programdır.

Bu program aracılığıyla tüm Gezi hareketi doğrudan ve demokratik bir şekilde
tüm ülke çapında örgütlenebilir.

Bu programın adı da zaten bunu ima etmektedir. Bilindiği gibi bugünkü
devletler ve neredeyse bütün organlar Temsili Demokrasi aracılığıyla iş
görmektedirler. Teknik olarak yüzbinlerce insanın bir köy meydanına
toplanmasının fiziki olanaksızlığı, bir süre sonra çeşitli mekanizmalarla
daha da pekiştirilerek, bir sorun bir fazilet gibi ele alınmaya
başlanmıştır. Bugün gelinen noktada, aslında seçenlerin eğilimleri son
derece dar, dolaylı ve sınırlı ölçülerde yönetime yansımakta ve bu da
demokrasi denen biçimi egemen ve küçük bir azınlığın kendi egemenliğinin
aracı olarak kullanmasına imkan sağlamaktadır.

İnternet sayesinde bugün milyonlarca insan tıpkı bir köy meydanında olduğu
gibi belli bir zaman baskısı olmadan da tartışıp karar alabilir. Bu program
bunu sağlamaya yöneliktir.Liquid (Sıvı-akışkan) denmesinin nedeni, doğrudan
demokrasiyi mümkün kılmakla birlikte isteyenin, kendi görüş ve oylarının
temsilcisi olarak başkalarını seçmesine (tabii her an geri alabilme imkanı
ve koşuluyla) da imkan sağlamakta olmasıdır. Bu akışkanlığa da
imkansağlamasıdır.

İnternete girilerek bu program hakkında epey bir bilgi edinilebilir.
Youtube’da nasıl çalıştığı, arkasındaki anlayış ve felsefe öğrenilebilir.

İşte Gezi hareketi bu program aracığıyla kendisi hızla örgütlenip karar
alabilir hale gelebilir.

Bunun için ilk elde teknik alt yapının hazırlanması gerekmektedir.

Bunun için de bilgisayarcı ve programcı arkadaşların harekete geçip bunu
hazırlamaları gerekmektedir.

Seçimler, Partiler Adaylar ve Gezi Hareketi

Seçimler konusuna da yukarıda yazılanlar aışığında bakmak, o strateji
çerçevesinde değerlendirmek gerekiyor.

Gezi Hareketinin parklarda yapılan forumlarında sık sık, bir konuşmacının
çıkıp, yaklaşan mahalli seçimlerde bir aday göstermesi gerektiğinden;
hareketin bir parti olarak örgütlenmesinden veya belli bir partiyi
desteklemesinden söz edildiği görülüyor.

Hatta kimileri adayları bile öneriyor. Örneğin Sırrı Süreyya Önder’in Gezi
Hareketinin İstanbul Belediye Başkanı adayı olması en sık rastlanan
önerilerden biri.

Bu vesileyle, Gezi Hareketinin seçimler ve adaylar konusuna nasıl yaklaşması
gerektiği üzerinde biraz duralım.

Önce şunu unutmamak gerekiyor: Gezi Hareketi kendiliğinden ortaya çıkmış,
çok farklı ideolojik, siyasi görüşlerden insanları ortak bazı tepkiler ve
özlemler temelinde bir araya getirmiş bir harekettir. Elbette hareketin
gidişi içinde birçok insanın şimdiye kadarki görüşlerinde köklü değişmeler
de oldu ve oluyor, ama bu ortak politik ve ideolojik bir noktaya gelindiği
anlamına gelmez.

Hareket şimdiye kadar bu çeşitliliğini korumayı başardı ve bunun üzerine
titredi diyebiliriz. Hareketin ana destekçisi kitlede Türklerin, Alevilerin
ve “Seküler yaşam tarzındakiler”in kültürel ağırlığı zaten çok belirgin
olduğundan, özellikle Müslümanlar ve Kürtlere, onları dışlamayan ve davet
eden mesajlar vermeye çalıştı. Kandiller, İftarlar, Cuma Namazları;
Lice’deki katliama karşı destek mitinglerinin esas yapmaya çalıştığı buydu.

Hareket bütün dinamizmini ve ezberleri bozuş gücünü bu çizgisine ve çabasına
borçludur ve bu çizgiyi sürdürmelidir.

Özellikle CHP’liler ve Ulusalcıların, Hareketi bir AKP karşıtlığına çekme
denemelerine sık sık başvurduğu görülmektedir. Bu çevreler sık sık anti AKP
veya “Hükümet İstifa” gibi sloganlar atarak, hareketi bu mecraya sokma
denemelerinde bulunmaktadır. Buna karşılık hareket elindeki kendine özgü
yansız sloganları yükselterek (“Bu daha başlangıç, mücadeleye devam”; “Her
yer Taksim, her yer direniş” ve Alkış vs.) bu tuzaktan kaçınmaya
çalışmaktadır.

*

Bu hareket kendisinin bir AKP veya hükümet karşıtlığına indirgenmesine
müsaade ettiği takdirde biter. Var olan politikanın basit bir aracına
dönüşür ve olsa olsa var olan partilerden birine birazcık taze kan
sağlamaktan öteye gidemez.

Benzer şekilde bir parti kurma veya seçimlerde ayrı aday gösterme önerileri
de hareketin ölümü olur.

Bu hareketin özünü iyi anlamak gerekmektedir.

Bu hareket şu veya bu partinin veya hükümetin değil, tüm parti ve
kurumlarıyla var olan sistemin, alternatifi ve eleştirisidir ve de öyle
olmalıdır ve öyle olmak zorundadır.

Var olması, ilerlemesi ve başarısı, onun özündeki bu tohumun yeşerip
büyümesine bağlıdır.

Henüz her şey bir embriyon (rüşeym) halindedir; hareket yeni doğmuş bir
bebek gibidir;  yürümeyi ve konuşmayı yeni öğrenmektedir. Öneriler hep onun
bu yepyeni özünü geliştirecek biçimde olmalıdır. Bizim bütün yazılarımızın
ve önerilerimizin ardında bu temel değerlendirme yatmaktadır.

Örneğin bu hareketin Park Forumları veya Mahalle meclisleri, en küçük bir
birimin bile kendi yönetimini kendisinin belirlediği; ulusun birliğinin bu
birimlerin özgürce birleşmesiyle oluştuğu bir Demokratik Cumhuriyetin
tohumlarından başka bir şey değildirler.

Bu hareketin örgütlediği demokratik toplum veya ulus, Türkiye
Cumhuriyeti’nde ve binlerce yıllık şark despotluklarında olduğu gibi
merkezden atanan; merkezin bahşettiği ve her an geri alınabilir yetkilerle
yönetilmeyecektir ve yönetilmek istememektedir. Aksine, her düzeyde, özgürce
birleşmiş birimlerin merkeze bahşettiği ve her an geri alınabilir
yetkileriyle kendini yönetmek istemektedir.

Bu hareket fiilen kendini Türklükle veya Kürtlükle; Alevilikle veya
Müslümanlıkla veya başka bir şeyle tanımlamayı reddetmekte, bunlar
karşısında hepsine eşit muamele eden; bu ayrımların hiçbir politik anlamının
olmadığı; devletin bu ayrımlar karşısında kör olduğu bir cumhuriyet özlemini
dile getirmektedir. Müslümanlar bu özlemle Cem’e katılmakta; bu özlemle Cem
evi Sünni Müslümanlara İftar vermektedir.

Bu hareket, belki yarın, görevi, gerçeği açığa çıkarmak değil örtmek olan
bugünkü mahkemelerin karşısına; görevi gerçeği ortaya çıkarmak olan; belki
bir yaptırım yetkisi ve gücü olmayan ama vicdanlarda mahkûm ederek en ağır
cezayı veren, kendi mahkemelerini ve hukukunu kuracaktır.

Bu hareket belki öbür gün, görevi kendi maaşını veren yurttaşların
özgürlüklerini kullanmasını engellemek olan bugünkü polis ve ordunun
alternatifi olarak; kendi demokratik toplantılarına saldırılar olursa,
vatandaşların fikir, can vemal özgürlüklerini savunacak kendi öz savunma
organlar geliştirmek zorunda kalacaktır.

Bu hareket gün gelecek, devletin ve sermayenin elindeki medyaya karşı, her
eğilimin, dilin, dinin, yaş grubunun, cinsin veya cinsel tercihin kendini
ifade olanağı bulabileceği, sermayenin ve devletin kontrolünde olmayan bir
medyanın tohumlarını atacaktır.

Bunları yaptığı ölçüde, bu organlarını geliştirdiği ölçüde esas büyük
dönüştürücü ve alt üst edici işlevini kazanabilecektir.

Elbette bu çabalarında yanılgılar, güç ve zaman israfları, Amerika’yı
yeniden keşfetmeler kaçınılmazdır. Her kuşak için kaçınılmaz olduğu gibi bu
hareket için de kaçınılmazdır. Belli bir dereceye kadar bu zaman ve güç
kayıpları ilerde hastalıklara karşı direnci arttıracağı için yararlı bile
sayılabilirler.

Ama bunları yaparken her adımda kendisini eski dünyanın içine tıkmaya, oraya
çekmeye çalışanlarla giderek daha kesin sınırlar çizmek ve kopuşmalar
yaşamak da zorundadır. Zaten bunlarla kopuşmayı göze almadan ileri gidemez
ve hatta kopuştuklarını eğitip değiştirme ve tekrar kazanma şansını bile
yitirebilir.

*

Seçimler ve adaylar bahsi bu eski dünyadan kopuşun en somut sorunlarından
biridir.

Gezi hareketi elbet bu konuyu gündemine almalı, tartışmalıdır. Hiçbir görüşü
bastırmamalıdır.

Ama bu olgunlaşmış tartışma sonunda alacağı tavır veya karar, onun bundan
sonraki evrimini belirleyecektir.

Gezi hareketine gücünü veren, bugün var olan bölünmelerle bölünmüş
olmasıdır. Onu var olan sistem içinde bir seçime zorlamak, onu var olan
bölünmelerin içine çekmek olur.

Seçimlerde kimin destekleneceği sorunu, soru olarak yanlıştır ve hareketin
bu özüyle çelişir ve onu eski bölünmelerin içine çeker.

Gezi hareketi hiçbir şekilde, şu veya bu partiyi desteklemek veya parti
kurmak; şu veya bu adayı desteklemek veya aday göstermek gibi bir yola
girmemelidir. Sorunun böyle koyuluşunun kendi sonu olduğunu bir an için bile
aklından çıkarmamalıdır.

Peki, ne yapabilir Gezi Hareketi?

Gezi hareketi, somut programlar, yapılması gerekenler üzerine yoğunlaşmalı
ve bunları tartışmalıdır. Örneğin tartışmayı bir partiyi destekleme veya
parti kurma üzerinden yürütmez; kendisi bir program hazırlar.

Ve “işte bu program yapılması gereken en asgari ve acil tedbirleri
içermektedir. Buyurun baylar. Bunu hanginiz kabul ediyorsunuz? Kabul eden
varsa ilan etsin; kabul etmiyorsa neden etmediğini söylesin. Elbette gezi
hareketini oluşturanlar bunu değerlendirerek bir karar vereceklerdir”
demelidir.

Yani sorunu bir parti ve kişi sorunu olmaktan çıkarmalı, programa
çekmelidir.

Bu hem hareketin bir bütün olarak kalmasını sağlar; hem sistemin bir
unsuruna dönüşmesini engeller; hem var olan sistemin yanlışlığını gözlere
batırır; hem de geniş kitlelerin demokratik ve siyasi eğitimini sağlar ve
hareketin dayandığı güçleri genişletir.

*

Mahalli Seçimlerde de böyledir.

İstanbul’u ele alalım. CHP’yi veya Sırrı Süreyya’yı destekleme önerileri
daha baştan hareketi böler. Var olan sisteme entegre eder. Bu yapı ile bir
şeylerin değişebileceği hayalini yayar.

Ama diyelim ki, hareket İstanbul’daki park forumlarında, İstanbul için,
bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin yapısı içinde belediyelerin bütün kısıtlı
imkânları ve yetkilerine rağmen yapılabileceklerine ilişkin bir program
çıkarabilir. Örneğin, kamu taşımacılığının ve yayaların ve yeşilin önceliği;
Belediyelerin tüm işlerinin, ihalelerinin, tüm kararlarının ve
uygulamalarının bütün vatandaşların açık kontrolü altına alınması; tüm
gizliliğin kaldırılması tedbirlerine yönelik bunun hangi somut tedbirlerle
gerçekleştirileceği üzerine somut bir program çıkarabilir. Bunu tüm İstanbul
halkına ilan eder. Bunun için kendisi halk toplantıları düzenleyerek
örgütlenmesini ve etkisini genişletir. Bunu uygulayacak aday veya parti olup
olmadığını sorar.

Eğer ben bunları kabul ediyorum, yapacağım diyen bir aday çıkmazsa, hepsinin
ne olduğu ortaya çıkar. Eğer bir aday çıkarsa, o zaman zaten Gezi
Hareketinin özlemlerinin ifadesi olduğu için Geziyi oluşturanlar elbette
kendileri bireysel kararlarıyla oylarını verirler. Gezi Hareketinin bu
durumda bile şunu ya da bunu desteklemek gibi bir karar vermesi yanlıştır.

Gezi Hareketi sorunu doğru olarak koyup koymama üzerinde yoğunlaşmalı,
gerisini tek tek bireylerin takdirine bırakmalıdır. Hoş bırakmasa ne olur
ki. Kimin kime oy verdiğini kim bilebilir?

İşte özü itibariyle Gezi Hareketinin ve Park Forumlarının seçimler ve
adaylar konusundaki tavrının ne olması gerektiğine ilişkin görüşlerimiz
bunlar.

Bunların gündeme alınmasını, enine boyuna tartışılmasını diliyoruz.

Yoğurtçu Parkı Ahalisinden ve Acıbadem Dayanışmasından

Demir Küçükaydın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: