BIR KADININ ANISI: Erkek Egemen duzende Nice pinarlar Katlediliyor

Erkek Egemen Düzende Nice Pınar’lar Katlediliyor
İş dönüşü otobüs duraklarına giderken, bir grup kadının erkek egemenliğini protesto eden sloganlarını duydum. Yürürken başımı seslerin geldiği yöne çevirdim. O arada ister istemez

“ Otobüs duraklarına mı yoksa kadınların eylemine mi gitmeliyim ?” diye düşündüm. Hemcinslerimin yanına gitmeyi beynimdeki emir komuta merkezim diretti. Hava kararırıyordu. Adımlarımı hızlıca atarken etrafımı gözlüyordum. Sağ tarafımda bir toma ve bir grup çevik kuvvet polisi vardı. Onları geçtiğimde etrafta kadın ve erkeklerden oluşan sivil polisler de ister istemez gözüme çarptı. Onların burada olması beni etkilemedi. Bir kadın basın açıklamasını okuyordu. Pankartta gencecik, saçları kıvırcık bir kadının resmi vardı. Yan tarafındaki yazıyı okudum. “Erkek terörü daha kaç kadının canını alacak!”. O an, ilkokul dönemimde aşağı mahallede oturan Naciye teyzenin kızı Pınar aklıma geldi. Ortaokulu bitirir bitirmez yaşça büyük bir akrabasıyla nişanladılar. Akrabasının şehirde evleri, işyerlerinin olduğunu, varlık içinde olduklarını annem ve komşular söyler dururdu. Bir ya da iki yıl içinde mahkemece yaşı büyütülerek nikâhı kıyıldı. Akşamı da düğünü oldu. Düğün bittikten sonra Pınar kocasıyla taksiye binip gitti. Arkalarından Marmaris’e balayına gittikleri söylendi. Daha sonra herkes onları bir yerlere gönderdi. Aradan kaç gün geçti hatırlamıyorum.     

Pınar kocasıyla ailesinin yanına geldi. Komşu kadınlar Naciye teyzenin evine akın etti. Her kafadan bir  ses çıkıyordu: “Maşallah birbirlerine ne güzel yakışmışlar.”, “Hep böyle mutlu kalın” ve benzeri sözler söyleniyordu. Pınar ve kocası birkaç gün kaldı. Mutluluk tablosu dışarıdan gözleniyordu. Konuşulan konulardan biri de kocasının ne kadar varlıklı olduğu idi. Pınar ve kocası gittikten sonra bir daha Pınar’ı göremedim. Kaç kış ya da yaz geçtiğini hatırlamıyorum. Komşular arasında Pınar’ın kocasından dayak yediğini duyduğumda evlilikten korktum. Naciye teyze kocası Halim amcayla Pınar’ın yanına birkaç kez gitmişlerdi. Halim amca “Böyle şeyler aile arasında olur” demiş. Komşu kadınları arasında buna benzer konuşmalar çok olurdu. Benim babam annemi hiç dövmedi ama ses tonuyla anneme emrederdi. Annem söyleneni anında yapardı. Babamla kol kola girdiklerini hiç görmedim. Babamın anneme karşı tatlı bir söz söylediğini hiç duymadım. Evin tüm yükü annemin üzerindeydi. Annemin babama karşı tepkisini hiç duymadım. “Kocamdır. Evimizin direğidir” der dururdu. Kendi kendime “Benim kocam da mı böyle olacak?”, “Beni de döver mi?” diye düşünürdüm. İşte o zaman evlenmeyeceğim diye kafama koymuştum.

O yaz hava çok sıcaktı. Sıcak bunalttığı için evden dışarı çıkmamıştım. Bir bağrışma sesi duyduğumda komşu kadınlar sokağa dökülmüştü. Naciye teyzenin evine doğru koşar adımlarla giden kadınların peşine düştüm. Naciye teyzenin evi kalabalık idi. Ağlama ve feryat sesleri uzaktan duyuluyordu. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Aklıma gelen Halim amcanın ölmüş olabileceği idi. Kadının birisi çığlığı kopardı: “ Vay kara bahtlı Pınarım! Sana dokunan Allah’ından bulsun inşallah.” O an olduğum yerde kalakaldım. Başım dönüyordu ve evliliğin böyle bir şey olduğunu düşünmeye başladım. Evlenmeyeceğimi beynimin derinliklerine hepten kazıdım. Pınar’ın cenazesi gelmişti. O’nun kocasından gördüğü baskı ve şiddet sonucu intihar etiğini  öğrendim Kalabalık bir insan topluluğu, apar topar sanki  yangından mal kaçırırcasına Pınar’ı sonsuzluğa uğurladı. Tabutu taşıyan erkeklere baktıkça tiksindim. Her evde erkeğin sözünün geçtiğini zaman içinde kavrıyordum. Birçok kadının darp edildiğini, hakarete uğradığını yaşadığım günler içinde öğreniyordum. Bu kötü anının ardından birçok kez erkeklerden arkadaşlık teklifi aldım. Hepsine de “Hayır!” dedim.

“Kadınız, haklıyız, kazanacağız!!!” sloganı beni dalıp gittiğim düsüncelerimden kurtardı. Basın açıklaması bittiğinde otobüs durağına yürürken, bu kadının da Pınar gibi erkek barbar düzeni nedeniyle öldüğünü düşündüm. İki kadın, iki yaşam öyküsü gözlerimin önüne geldi. Bu kafa anlayışıyla daha nice kadınlar erkek barbar düzeninde katledilmeyi, baskı görmeyi bekliyorlar diye düşündüm.

Otobüsün ortasında, sol taraftaki  camlı bölmeye oturdum. Yine Pınar’a ve  bu akşamki basın açıklamasındaki öldürülen kadına aklım takıldı. Düşüncelere dalıp çıkıyor, tekrar dalıyordum. Bu tam anlamıyla bir vahşet, katliamdı. “Tüm yaşananlar, yaşadıkların kaderdir. Alın yazısıdır” denilerek etki altına alınan birçok insan olsa da ben bu söylemlere inanmıyordum.

Çünkü ortalıkta kokuşmuşluk var. Bizi yönetenlerin kafa yapısının sistemle bütünleşmesi ve bunun da bize yansımasından dolayı, ne kadere ne de alın yazısına inandım. Benim yaşamım ve bedenim bana aittir. Bir erkeğe ait değildir. Ben mal değilim ki ya da satılık bir eşya değilim ki benim üzerimde söz sahibi olsunlar. Erkeklerin yaşam hakkı olduğu kadar, biz kadınların da yaşam hakkı vardır. Kim demiş kadın erkek eşit olamaz diye. İşin garip tarafı otobüsten nasıl indiğimi de hatırlamıyorum. Durağın az ilerisindeki iki katlı sarı binanın altında bulunan fırından bir ekmek aldım. Elektrik direklerinin beyaz ışığı yolu belirli yerine kadar aydınlatıyor ve büyük kısmı karanlıkta kalıyordu. Karanlık içinden geçerek tuğla yapılı evimin önüne geldim. Kapıyı açıp içeri girdim. Yemek yap, ye, sonra da masayı topla, temizle, bulaşıkları yıka gibi işler günün yorgunluğuyla bütünleşince bir kâbusa dönüşüyor. Çay içmek için ocağın üzerine demliği koydum. Oturma odasına gelerek televizyonu açtım. Haber saatine az bir zaman dilimi kala düşünceye daldım. Ben evlenebilir miyim? Pınar’ı ve diğer öldürülen kadınları düşündüm. Sonum böyle ya da bunun benzeri olabilir diye düşündüm.

Yıllar öncesinde beni istemeye gelen komşumuzun oğlu Muammer ve ailesini düşündüm! Bana sormadan, fikrim alınmadan aileler arasında bitirilen satılmışlık anlaşmasına baştan itiraz etmiştim. Ailem kabul etmedi. Babam öyle kızdı ki, tekme tokat  dövmüştü beni. İsteme olduğu gece nişan tarihini aile büyükleri belirlerken, Muammer’in de havalara girdiğini hissetmeye başladım. Ondan sonraki günlerde onunla sokakta ya da evin önünde karşılaştığımızda üzerimde baskı oluşturmaya çalıştığını gördüm. Giyinmeme, yolda yürümeme kısacası her şeyime karışıyordu. Hiç unutmam o günü. Sonbahardı, kalın yün kazaklarımızı, kışlık pantolonlarımızı giymeye başlamıştık. Muammer’le yine sokakta karşılaşmıştık. Bana kızarak, ses tonunu yükselterek eve dönmemi istiyordu. Nişanlı olmamızdan bu cesareti alıyordu. Ağız dalaşına başladık. Ağzımdan nasıl çıktığını bilemiyorum? “Ne seninle ne de başka bir erkekle evleneceğim. Hepiniz barbarsınız” demiştim. Muammer aptallaşmışçasına bana bakıyordu. Son sözü söyledim: “Benden sana karılık bekleme.” Babam beni o gece evire çevire dövdü. Nişan atılmıştı ve adım orospuya çıkartılmıştı. Günün konusu bendim. “Evlenmeyeceğim” diye hep direttim.

Yaşadığım kasabada hiçbir erkek korkudan beni istemeye gelmedi. Babam çalıştığı fabrikadan emekli olunca soluğu şehirde aldık. Bir gecekonduya ailece yerleştik. İlk önce tek odalı ve tuvaleti dışarıda olan derme çatma yapılı bir kondumuz oldu. Babam işportacılık yaparken, ben de tekstil atölyesinde makineci olarak çalışmaya başladım. Annem evde kalıyordu. Babamla benim aldığım para bizi öyle böyle idare ediyordu. İlerleyen günlerde borçlanarak odamızın yanına bir ek oda daha yapmıştık. Uzun yıllar ailemle birlikte burada yaşadık. Babam yıllardır sigara tiryakisiydi ve çok içiyordu. Nefes alıp vermekte zorlanıyordu. Epeyce de yaşlıydı. Bir süre sonra işporta tezgâhında can verdi. Annemle birlikte yaşamaya başladık. Bu gecekonduda devrimcilerle tanıştıktan sonra kadın-erkek eşitliğini öğrendim. Yine de yıllar öncesinde yaşadıklarım ve bugün yaşanılanların etkisiyle hiçbir erkek arkadaşım olmadı. Annemin ölümünden sonra da bu konduda yalnız yaşamaya başladım. Basına ve kamuoyuna yansıyan haberlerden de görüleceği üzere, barbar erkek düzeni kadınların, kızların canını almaya töre, namus adıyla devam ediyor. Devlet ve devletin yürütme, yasama organları erkek barbar düzenine hoşgörülü davranmaya devam ediyor. Yalnız yaşasam ne fark ediyor ki, ben özgür müydüm? Elbette değildim. Her yanımız delik deşik olmuş ve bu bozuk düzende yaşamak zorundayım. Yaşamımın bir yanıyla devam ettiğini söyleyebilirim ancak.
Fatma Tufaner
30.11.2013

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: