Okmeydanı Gezi’dir

1003417_568387163211823_1630993329_n-300x199İstanbul Anarşi İnisiyatifinin Coğrafyada yaşanan son olaylara dair bir değerlendirme ve konumlanış niteliğinde ki yazısını yayınlıyoruz.

Bundan böyle her ayaklanma ve bu yönde bir ilerlemede sürekli anacağımız Gezi direnişinin kazanımlarının devlet tarafından sönümlendirilme planlarının kurbanıdır Burak Karamanoğlu. Suçlu devlettir. Çünkü devletin çocuğu olmaz. Devletin katilleri ve kurbanları vardır. Burak Karamanoğlu da devlet tarafından katilleştirilmek için meydana sürülmüş bir kurbandır. Ancak onun kurbanlığı buraya kadardır. Bu kurbanlığın, öz savunma ilkesiyle hareket eden ve yaşam alanını savunan devrimciler için bir noktadan sonra geçerliliği olamaz. Çünkü mahalleler, o mahallelerde yaşayan halk ve o mahalleler için bedel ödeyenler tarafından, savunulmalıdır.

Devletin çocuğu olmaz. Ancak halkların çocukları vardır. Berkin o çocuklardan biridir. Burak da o çocuklardan biri olabilirdi. İkisi de yoksul mahallelerde doğmuş, yoksullukla büyümüş, aynı devlet tarafından açlıkla terbiye edilmeye çalışılmıştır. Berkin küçük yaşta devrimcilerle tanışıp adalet ve özgürlük mücadelesinin bir ucundan tutmuş ve bu mücadelenin ölümsüzlerinden biri olmuştur. Burak ise “Ya devlet başa, ya kuzgun leşe” sözünü dilinden düşürmeyen ağabeylerinin arasında, zulmün ve zorbalığın bir neferi olmak için telkin edilerek yetiştirilmiştir. Bu iki varoluş biçimi arasındaki farka ve sebeplerine dair söylenecek her şey son derece önemli olmakla birlikte başka bir yazının konusu olabilir. Onun için biz konumuza dönelim.    

Öncelikle yukarıda bahsettiğimiz kazanımlardan söz edelim. Gezi direnişi, devlet tarafından yıllarca aralarına duvar örülenlerin bu duvarı yıkmalarıydı bir bakıma. Kürdistan gerçeğinden “habersiz” olanların Kürtlerin hikâyelerini ilk kez kendilerinden dinlediği; suyu içilmez zannedilen Alevilerin sularının barikatlarda Sünnilere hayat verdiği ve aynı biçimde karşılık bulduğu; LGBTİ lerin zannedilenin aksine “hasta” olmadıklarının fark edildiği; hayvanların ayaklar altında dolaşan yaratıklar olmadığı ve yeryüzünün bir parçası olduklarının kabullenildiği; renkli camın ardında ulaşılmaz gözüken ünlülerin ünsüzlerle aynı ağacın altında oturduğu bir nefesti Gezi direnişi. Şimdi devlet bu nefesi kesmek istiyor. Bu nefesi kesmek devlet için nefes almak demek. Toplumsal hiyerarşik ilişkilerde gizli olan devlet etnik kimlikler, cinsler ve türler arasındaki hiyerarşinin ortadan kalkmasının kendisi için ciddi bir tehdit olduğunun gayet farkında çünkü. O nedenle şimdi Alevi ve Kürt mahallelerine tekbirlerle saldırıya geçmiş durumda.

Gezi’nin devleti rahatsız eden toplumsal biraradalığının en önemli yanlarından biri de yıllarca “marjinal” etiketlemesiyle halka tanıtılan devrimci muhalefetin halkla yakın temas kurması oldu. Bu temasla birlikte bu marjinallerin aslında halkın kendisi olduğunu gören oldukça geniş bir kesim devletin bir yalanıyla daha tanıştı. Bu temas sokaklardaki direnişin daha çetin, daha organize ve devleti daha zorlayan bir biçim almasına yardımcı olurken, insanlar için de artık “direniş” kelimesi korkulacak bir şey olmaktan çıktı. Direniş “meşru” devlet – polis “gayri meşru”ydu. Direniş sürerken alanlardaki insanların taş atan ve atmayan olarak ayrıştırılıp, devrimci muhalefetin unsurlarının hedef gösterilmesi ve bu yolla direnişin “iktidar” açısından daha tehlikeli bir hâle gelmeden kontrol edilmesi çabalandı. Bu çaba Gezi direnişinin önünü kesmek ve onu ortadan kaldırmak için devletin kullandığı sayısız taktikten biriydi. Bu ve benzeri ayrıştırma çabaları, bazı mahallelerde sivil faşistlerin direnişçilere saldırması, yoğun polis şiddeti, medya aracılığıyla toplumun yönlendirilmeye çalışılması vs. Ancak bunların hiçbirinin tutmadığını hep birlikte Berkin’in omuzlar üzerinde taşındığı vakit gördük. Bunca korku politikası, karalama çabası, şiddet ve işkence Berkin’in peşinden milyonların sokağa dökülmesini engelleyemedi. Bizim gözlerimizin yaşını tutamadan baktığımıza devlet dehşetle bakıyordu. Bizim gördüğümüz yerde zorbalığa karşı milyon tane sesin oluşturduğu barikat, devletin gördüğünde ise bizzat Azrail vardı.

Bu durumda iktidarın yapması gereken; hiçbir taktiğin işe yaramadığı bir birlikteliği dağıtmak ve bunu yaparken gelişen olaylardan hem devrimci muhalefeti sorumlu tutarak onu halktan uzaklaştırmak, hem iktidarının giremediği mahalleleri yeniden yapılandırmak için darmadağın etmek ve bunun için “meşru zemin” sağlamak, hem de oy kavgası içinde olduğu rakiplerinin, çeşitli söylemlerle işin içinde olduğunu göstererek geceleri sarılarak uyudukları sandıktan gözü yaşlı çıkmamayı sağlamaktı.

İşte yukarıda bahsettiğimiz o “kurbanlık” hâli… Bir taşla kuş avına çıkan bir iktidarın ve onun geleneğini taşıdığı devletin kurbanıdır Burak Karamanoğlu. Kendi hukukunun bile sınırlarının çok üzerindeki şiddet, gözaltı ve işkencelerle yıldıramadıklarını “yedek güç” leriyle ortadan kaldırma ve yeniden meydanlara çıkamayacak hâle getirme çabasıdır yaptığı. “Kitlesinin” de taşıyacağı bir fotoğraflarının olması gerekiyordu; sokağa çıkacak direnişçilere yapılacak faşist saldırıları “meşru” kılmak için. Şimdi o fotoğraf Burak Karamanoğlu’nun fotoğrafıdır. Sokaklarda verilen özgürlük mücadelesinin topyekun ortadan kalkması için devletle direnişçiler arasındaki savaşı, “direnen” ve “direnmeyen” insanlar arasına indirme uğraşıdır. Sokağa çıkaramadığı “yüzde elli”yi sokağa itmiş, ilk tekmeyi de Burak Karamanoğlu’na vurmuştur.

Bundan böyle sokaklar daha çetin bir özgürlük mücadelesine sahne olacak şüphesiz. Devlet, üniformalı ve sivil olmak üzere bütün güçleriyle saldırıda çünkü şu an. Ancak özgürlük direnişten doğduğuna ve teslimiyetin kölelikten başka kazandıracak bir şeyi olmadığına göre yerimiz gene sokaklar olacaktır. Bu gün bu sokaklar en fazla Okmeydanı sokaklarıdır. Bir Alevi, Kürt, yoksul ve devrimci mahallesi olarak Okmeydanı devletin kendince her türlü haklı sebebinin olduğu bir saldırı sahası bu gün. Gezi’den çok öncesinden beri olduğu gibi… Gazi, Gülsuyu, Tuzluçayır ve Armutlu gibi… Elbette ki buralarla sınırlı kalmayacak. Direnişin sürekli olduğu mahallelerden yaşamın her alanına hızlıca yayılarak, her mahallede fiziki ve psikolojik savaşın türlü biçimleri sayesinde, Haziran isyanında dirilen toplumsal kalkışımız derin bir uykuya yatırılmaya hatta öldürülmeye çalışılacak. Bunu yaparken devletin ilk vurduğu yerin yıllardır direnen mahalleler olmasına ve yeni baştan yazdığı senaryolarda ilk kirletmeye kalktığının Berkin olmasına şaşırmamak gerek.

Burada asıl önemli olan söz konusu tehlikenin geçmesini usulca beklemenin, bir başka deyişle “provakasyona gelmeyelim” söylemlerinin direnişi ilk elden ortadan kaldıran şey olduğunun farkına varmak gerekliliğidir. Tıpkı devrimcilerin öz savunmalarının “provakasyona gelmek” olarak adlandırılmasının direnişi kendi ellerimizle diri diri gömmek olduğunun farkına varmak gerekliliği gibi. Berkin’in uğurlanmasından sonra mahalleye dönen ailesinin, arkadaşlarının, yoldaşlarının, komşularının ve bütün mahalle halkının karşısına çıkan ve saldıran silahlı faşist güce karşı devrimcilerin yapabilecekleri tek şey ne pahasına olursa olsun yaşam alanlarını korumaktır. Devrimcilerin kendi canlarını ortaya koyarak gerçekleştirdikleri savunma, bir mağdur görünümü verilmeye çalışılan ve saldıranlar arasında yer alan Burak Karamanoğlu “pahasına” olmuştur. Ortada bir provokasyon vardır, devletin olduğu her yerde olduğu gibi. Ancak provokasyona verilen her karşılık provokasyona gelindiği anlamını taşımaz. Bu provokasyona karşılık devrimcilerin ortaya koydukları eylem – savunma doğrudan hepimizin sahiplendiği Berkin’i korumaktır. Kaldı ki o mahallede yaşayan insanlar bunu provokasyona gelmek olarak görmüyorlar. Bize sorarsanız bir bildikleri vardır.

Evini, mahallesini, yanındaki canlıyı koruyanların yaptığını provokasyona gelmek olarak adlandırıp, faşist güruhun “kayıp”larına devrimcilerin mağdur ettikleri gözüyle bakmak ve bunu dillendirmek, Gezi direnişinde omuz omuza çatıştığımız, günlerce sokaklarda her şeyimizi paylaştığımız isyan yoldaşlarımızın devlet tarafından “marjinalize” edilme çabasını desteklemekten başka bir işe yaramayacaktır. Gezi’nin başından beri anılan o masumiyet böylece kirlenecektir. Çünkü Gezi’nin masumiyeti taş atmak ya da atmamak üzerinden hayata geçen bir olgu değildi. Gezi’nin masumiyeti yukarıda sözünü ettiğimiz o toplumsal biraradalıktı. Şimdi o biraradalığa vurulan darbelerde devlet dışında bir suçlu aramak hem bizi Gezi’den uzaklaştıracak, hem de aylarca süren isyan yoldaşlığımıza ihanet etmemize neden olacaktır. Kaldı ki devlet zorbalığının ve buna karşı direnişin hatırı sayılır bir tarihe sahip olduğu bu mahalleler kendi tarihleriyle birlikte Gezi’nin yarattığı umudu da taşımaktadırlar bu gün.

Direnişin sürekliliği ve Gezi’nin masumiyetinin baki kalması ve gitgide büyümesi için bu gün Okmeydanı’na sahip çıkmak zorundayız. Çünkü bu gün Okmeydanı Gezi’dir. Gezi’ye polisin ve devletin girmesiyle Okmeydanı’na girmesi arasında fark yoktur. Sesimiz çıktığı kadar bu devlet provokasyonunu teşhir ederken, bir yandan da barikatlara koşmak, bulunduğumuz her alanı barikatlara çevirmek zorundayız. Çünkü eylem en iyi teşhir şeklidir. Bununla birlikte “bu topraklarda Gezi yaşandı” sözünün gerçekliğinin de ölçüleceği bir süreçtir bu. Çünkü Gezi yaşandıktan sonra mahallelerimiz hâlâ sahipsiz kalıyor ve isyan şehir merkezlerinden aşağı inmiyorsa Gezi’nin yaşanmış olmasının hiçbir anlamı kalmaz.

Devlet, bekası için nice kurbanlar verebilir. Ancak biz bir Berkin daha, bir Ethem daha vermek istemiyorsak ve özgürlük düşlerimizden vazgeçmediysek eğer yerimiz barikatların ardıdır. Okmeydanı, Alibeyköy, Sarıgazi, Gazi, Tuzluçayır, Armutlu… Bir tane Gezi bizi ne kadar mutlu etmişti! Oysa şimdi ne çok Gezi var! Eğer bu Gezilere devlet girerse mutsuzluktan ölürüz.

Yerimiz barikatların ardı, devletin tam karşısıdır.

Yaşasın Devrim Yaşasın Anarşi

İSTANBUL ANARŞİ İNİSİYATİFİ

Kaynak: Anarşist Platform

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: