Doğuş Derya ile Kıbrıs’ta Militarizme Karşı Feminist Direniş, kaosGL.org

Doğuş Derya ile Kıbrıs’ta Militarizme Karşı Feminist Direniş

Çarşamba, 19 Mart 2014

Haber:  <http://www.kaosgl.org/yazarlar.php?id=4389> Ömer Akpınar

Doğuş Derya, Kuzey Kıbrıs’ta Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler
vekili ve Feminist Atölye kurucusu. Pek çok kişi Doğuş Derya adını ilk kez
meclis açılışında yaptığı alternatif yeminle duydu. Sonrasında Kuzey
Kıbrıs’ta erkekler arasında cinsel ilişkileri suç olmaktan çıkaran Ceza
Yasası değişikliği geldi. 3. Uluslararası Feminist Forum kapsamında Kaos
GL’nin konuğu olarak Ankara’ya gelen Doğuş Derya, Federal Kıbrıs
anlayışından “Ahlâka Aykırı Suçlar” yerine “Cinsel Suçlar” tanımını getiren
Ceza Yasası değişikliğine ve feminizmi karar mercilerine dâhil etmeye kadar
pek çok konuya dair görüşlerini kaosGL.org ile paylaştı.

<http://www.kaosgl.org/sayfa.php?id=16103>
http://www.kaosgl.org/sayfa.php?id=16103

KKTC ve Kıbrıs Rum Yönetimi, Şubat ayında bir “ortak açıklama metni”
yayınladı. Kıbrıs’ta federal bir yönetimi hedefleyen bu yakınlaşmadan sizin
beklentiniz nedir?

Kıbrıs yarım asırdan beri milliyetçilik ve militarizmden muzdarip bir ülke
ve bu bölünmüşlük koşullarında hakikaten çok ciddi sıkıntılar yaşıyoruz.
Kıbrıs sorununun çözülmesi için 40 yıldan fazla bir süredir bir görüşme
süreci devam ediyor. Bu çoğu zaman milliyetçi reflekslere, bir egemenlik
savaşına takılıp kalıyor. Yakın zamanda özellikle Güney Kıbrıs’ta denizde
doğalgaz ve petrolün bulunmasıyla birlikte Amerika ve İsrail de sürecin
içine girdi ve uluslararası aktörlerin teşviki ve zorlamasıyla bir görüşme
süreci başladı. Kıbrıslı Türkler olarak bizim için önemli olan adaletli,
eşitlikçi ve kimsenin mağduriyetine yol açmayacak bir barışın gelmesi.
Dışarıdan tarif edilen bir barış, barış değil “çözüm” olur. Dolayısıyla
Federal Kıbrıs dediğimiz, ortak metinde de somutlanan yakınlaşma bizim için
çok önemli. Bu sorunun artık çözülmesi lazım, özellikle Kıbrıslı Türkler
açısından ciddi dezavantajlar taşıyor.

Müzakere sürecine kadınları dâhil etmek için nasıl bir yol izliyorsunuz?

Görüşme masası kadınları dışlayan, toplumsal cinsiyet perspektifini masaya
yansıtmayan bir müzakere sürecinden oluşuyor. Biz özellikle Birleşmiş
Milletler’in 1325 sayılı kararı doğrultusunda, 2009 yılından beri müzakere
sürecine toplumsal cinsiyet bakışının dâhil edilmesi için çalışma yapıyoruz.
Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum feminist akademisyen ve aktivistlerden oluşan
Toplumsal Cinsiyet Danışma Kurulu çeşitli öneriler hazırlıyor. Müzakere
masasında görüşülen her başlığa dair, idare ve güç paylaşımı, mülkiyet,
toprak, vatandaşlık gibi konularda toplumsal cinsiyete duyarlı bir federal
devlet oluşması için öneriler hazırlanıyor. Derdimiz kadınların fiziken
masada olması değil, toplumsal cinsiyet perspektifinin federal devlete
yansıtılması. Çünkü var olan bir devleti reforme etmek, onu daha eşitlikçi
ve adil yapmak oldukça zordur ama sıfırdan yeni bir devlet kurulacağında
bunu yapmak mümkün. Bizim federalizm anlayışımız da etnesite ötesinde,
milliyetçi terimlerden arınmış bir federalizm anlayışı. Dolayısıyla bunu çok
daha çoğulcu, sadece toplumsal cinsiyeti değil, aynı zamanda engelli
haklarını, çocuk haklarını ve ekolojik dengeyi gözeten bir yerden formüle
etmeye çalışıyoruz. Bu müzakere sürecine kadınların dahil edilebilmesi için
başlattığımız girişimlerden sonuç alacağımızı düşünüyorum.

Bu çoğulcu bakış açınızı 12 Ağustos’taki meclis yemin törenine de
yansıttınız. Alternatif bir yemin okumaya nasıl karar verdiniz, anlatır
mısınız?

Tam da anlattığım bu federalist anlayıştan dolayı. Her şeyden önce Türk
milliyetçiliği Kıbrıs’ın bir ülke olduğunu unutturmaya çalıştı. Sürekli bir
ana vatan, yavru vatan söylemi içerisinde Türkiye’nin uzantısı, bir vilayeti
gibi bir sistem kuruldu. Türkleştirme politikaları da var bunun içinde.
Mekânın, eğitim müfredatının, para biriminin, hayatın Türkleştirilmesi… O
yemin de “Kıbrıs ülkesinde yaşayan her bireyin…” diye başlardı. Oranın bir
ülke olduğunu hatırlatabilmek için seçilmiş bir cümleydi. Var olan
milletvekili andı, militarist bir çatışma sürecinin akabinde oldukça
militarist bir yerden telaffuz edilmiş ve o dönemin elit erkeklerinin
ihtiyaçlarına göre formüle edilmiş bir yemindi. Bir kere buna ciddi bir
itirazım vardı. Namus ve şeref üzerine yemin etmenin insanlık onurunun
tanınmadığı bir yerde hiçbir anlamı yoktur. O yüzden benim için her şeyden
önce kutsal bulduğum tek şey olan insanlık onuru üzerine yemin etmek
önemliydi. Ayrıca bu milliyetçi sistemin içerisinde görünmez kılınan ve
hakları görmezden gelinen pek çok sosyal grup vardı. Cinsiyeti ve cinsel
yöneliminden dolayı ayrımcılığa maruz kalanlar gibi, fiziksel durumu, yaşı,
sınıfsal konumundan dolayı, bunların hepsini o metnin içine yerleştirmiştim.
Ben buna aday olduğum zaman karar verdim, kazanıp kazanmayacağımı
bilmiyordum henüz. Ama eğer kazanırsam böyle bir yemin yapacağıma dair
kendime bir söz vermiştim.

Teorik bir şey söyleyeyim bu noktada: Judith Butler der ya, hegemonya
kendini sürekli tekrarlar ve tekrarlarken de yeniler, yeniden kurar ama
hegemonya kendini tekrar ederken aslında her zaman birtakım kaymalar olur. O
kaymaların içinde tahrif oluşlar da vardır. Hegemonik olanın kendini yeniden
üretme kapasitesi çok gelişmiş olduğu için o tahrif oluşlar hemen
yenilenebilir ama bence feminizmin yaptığı şey o kaymalarda araya girip
hegemonyayı bozucu bir işlev üstlenmesidir. Yani belki kendi başına bir
karşı hegemonya pratiği değildir ama başlı başına hegemonya karşıtı bir
mücadeledir. Aslında tam da onun sembolüdür bence o yemin. Oradaki o
hegemonik pratiğin tekrarlanarak kendini yenilemesine dair bir arıza
çıkarmak, bir saniyelik bir kayma yaratmak ve orada satır arasına girmekti.
Bir yandan bu ezilen, ötelenen ve dışlanan gruplar tarafından çok umutla
karşılandı. İnsanlar kendilerine bir ses bulmuş gibi hissettiler. Öteki
taraftan ama çok ciddi saldırılara da maruz kaldım. Kadınlığıma yönelik çok
ciddi saldırılar oldu. Hem dijital ortamda, hem de gazetelerde korkunç
tepkiler verenler de oldu. Yani akıl hastası olduğumu söyleyenden tutun da
ağza alınmayacak küfürlere kadar… Bu kadar devletçi bir refleks çıktı.

http://www.kaosgl.org/resim/Kadn/dogus_derya-feminist_forum14.JPG

Ben zaten menfi ya da müspet bir tepki alacağımı biliyordum. Benim için
orada bir durumu çalkalayıp bir tartışmaya mahal vermek önemliydi. Çünkü
Kıbrıslı olmak biraz da üzerine ölü toprağı serilmiş, çok fazla bir şeyi
sorgulamayan bir yerde yaşamak demek aslında. 50 senedir tarihin
dondurulduğu, toplumsal süreçlerin sürekli gelip gelip Kıbrıs sorununa
takıldığı bir yerde mutlaka aktivizm yaparak bir şeyleri
dönüştürebiliyorsunuz, kendi doğal süreçleri içinde dönüşmüyor. O yüzden
arada bir çalkantı yaratmak, bir şeylerin sorgulanmasına mahal vermek
açısından iyidir. Biraz da öyle bir saikle yapmıştım yeminimi. Bu kendi
başına sembolik bir hareket, bunun altının da doldurulması gerektiğini
düşündüğüm için bu minvalde, özellikle sosyal politikalar konusunda çok çaba
sarf etmeye çalışıyorum.

Ceza Yasası’nda yaptığınız değişiklik bunun oldukça önemli bir parçasını
oluşturuyor. Değişiklikle erkekler arasında cinsel ilişkilerin suç olmaktan
çıktığını biliyoruz fakat değişiklik bununla sınırla değil. Yeni Ceza
Yasası’nın getirdiği değişiklikleri anlatabilir misiniz?

Kıbrıs’ta yürürlükte olan Ceza Yasası 1920’li yıllarda İngiliz koloni
yönetimi tarafından çıkarılmış bir yasaydı ve bugüne kadar çok da fazla
dokunulmamıştı. Bunun içinde özellikle uzun bir süredir sorun ettiğimiz bir
bölüm vardı, bu bölüm “Ahlâka Aykırı Suçlar” bölümü altında tarif
ediliyordu. İçinde sadece erkekler arasında cinsel ilişkiyi doğaya aykırı
olarak tanımlayan maddeler değil, aynı zamanda taciz ve tecavüz ya da fuhuş
gibi maddeleri düzenleyen bir takım maddeler de vardı. Bunlar da çok geri
kalmıştı. Buna komple bir el attık. “Ahlâka Aykırı Suçlar” değil, “Cinsel
Suçlar” olarak koyduk bölümün başlığını. İçinde cinsel tacizi, cinsel
tecavüzü ve cinsel saldırıyı yeniden, çok daha caydırıcı olabilecek bir
şekilde, düzenledik. Çocuk istismarını engelleyici, fiziksel ya da zihinsel
engelinden dolayı istismar edilen bireylerin mağduriyetlerini giderici
caydırıcı önlemler koyduk. Bunun yanında fuhuşla ilgili maddeler sadece
fuhuş hizmeti veren kişiyi cezalandırıyordu. Sürekli kadınlar mağdur
oluyordu. Biz bu suçu, fuhuş servisi verenlerin üzerinden alıp alıcı
kurumların üzerine yükledik. Gece klübü lobisine de bayağı bir rahatsız
etti. Çünkü Kıbrıs’ta seks köleliği diye bir şey var. Seks işçiliği yok
bizde fuhuş yasak olduğu için ama gece klüpleri adı altında düzenlenen
eğlence mekânları var. Oraya yurtdışından getirilen kadınların
pasaportlarına polis el koyuyor. O kadınların çalışma saati belli değil.
Sosyal güvenceleri yok. Ciddi şiddete de maruz kalabiliyorlar. Seks işçisi
olmadıkları için örgütlenme hakları da yok.

Doğaya aykırı cinsel ilişki denilen o abuk sabuk maddeyi kaldırmanın yanında
bir kişiye cinsiyeti, cinsiyet kimliği ya da cinsel yöneliminden dolayı
aşağılayıcı, ondan nefret edilmesine yol açan, çeşitli nefret suçlarına denk
gelebilecek zem ve kadih suçunu koyduk. Ayrıca bir kişi cinsiyeti, cinsel
yönelimi ya da cinsiyet kimliğinden dolayı ekonomik ya da psikolojik şiddete
maruz kalıyorsa, ki ekonomik şiddeti mobbing’i de içerek şekilde koyduk,
onları da cezalandırıyoruz.

Cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılığa karşı
mücadeleyi uygulamaya koymak için ne gibi planlarınız var?

Ceza Yasası’na konulması doğrudan şikâyet edebilme kapasitesini vatandaşa
getiriyor. Eğer ben ayrımcılığa maruz kalıyorum şundan dolayı derse kişi,
gidip mahkemede dava açabilir. Taciz ve tecavüz suçlarında kişinin beyanını
esas alan bir madde koyduk. Tabii ki bu tek başına Ceza Yasası’nda yapılan
düzenlemeyle çözülebilecek bir mesele değil. O yüzden benim en son
hazırladığım bir yasa var, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Dairesi kurulmasını
öngören bir yasa. Bu cinsiyeti ve cinsel yönelimi sebebiyle ayrımcılığa
maruz kalan kişilerin maruz kaldığı ayrımcılıkları ortadan kaldıracak
politikaları üretecek ve uygulayacak bir yer olacak. Aynı zamanda içinde
sivil toplum örgütlerinin daimi temsiliyetinin bulunduğu bir danışma ve
izleme konseyi var. Bu danışma ve izleme konseyi, tavsiye niteliğindeki
kararlar üreterek dairenin üreteceği işlere dâhil olacak. Yasa bitti,
çalışma bakanlığına teslim ettim, herhalde bir iki hafta içerisinde Meclis’e
gelir. Yasaları komitelerde madde madde görüşüyoruz, ondan sonra Meclis’in
onayına sunuluyor ve akabinde yürürlüğe giriyor.

Bu yasa ayrıca toplumsal cinsiyet eşitliği kurultayı öngörüyor. Kurultayda
komisyonlar aracılığıyla makro plan ve politikalar sivil toplum örgütleri ve
devletle beraber saptanacak. Bir yıllık eylem planı halinde dairenin
uygulayacağı politikalar şekillenecek. Tabi bunlar yine tek başına yeterli
değil. Çünkü güzel yasalar yaparsınız ama uygulamayı ve denetlemeyi takip
edecek mekanizmalar oluşturmazsanız bunlar aslında kâğıt üzerindeki güzel
cümlelerden öte bir şey ifade etmez. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Dairesinin
bir önemli ayağı da şu: Üç tane bakanlıkta cinsiyet odak noktaları
kurulmasını öngörüyoruz. Bir tanesi Eğitim Bakanlığı, müfredatın toplumsal
cinsiyete duyarlı olabilmesi, ırkçılık karşıtı, anti-militarist bir yerden
düzenlenebilmesi için. Bir tanesi Maliye Bakanlığı, toplumsal cinsiyete
duyarlı bütçeleme yapılması için. Çünkü bu malî politikalar oluşturulurken
sermaye ve karar alıcı merkezler yine erkeklerin elinde. Kıbrıs’ta bir tane
bile sığınma evi yok daha, onu açmaya çalışıyoruz. Şiddeti önleme danışma
merkezlerinin açılması ve ayrıca bu politikalara bir bütçe ayrılmasını
sağlayacak bir nokta olacak bu cinsiyet odak noktası. Bir diğeri de İçişleri
Bakanlığı. Yerel yönetimlerde kadın dostu belediyecilik ve yönetişim
ilkeleri çerçevesinde daha şeffaf, tabandan gelen bir yönetim anlayışının
gelişmesi için çalışacak. Bunun yürürlüğe girmesi, teşkilatlanıp oturması
mutlaka en az bir yıl alır. Çünkü gerekli yetişmiş kadrolar yok, hizmet içi
eğitimlerle insanların yetişmesi lazım.

Biz aslında 6-7 sene içerisinde, yürüttüğümüz aktivizmle birlikte bir
dönüşüm başlattık. Ben mesela üniversiteyi bitirip Kıbrıs’a döndüğümde 2007
yılıydı. O yıl feminizmi erkek düşmanlığı zanneden, çok daha homofobik,
ayrımcı söylemlerin çok daha ortada olduğu bir Kıbrıs vardı. Şansımız şu:
Ölçek küçük ya, çok daha geçirgen, çok daha yüz yüze ilişkilerin olduğu bir
nokta.

Peki ne gibi tepkilerle karşılaşıyorsunuz?

İnsanlara makul bir yerden bunun politik bir hadise olduğunu anlattıkça,
biyolojik bir hadiseye indirgenmemesi gerektiğini, bunların çok dışlayıcı
başka pratiklerin sonucu ortaya çıktığını anlattıkça bir ikna süreci oluyor.
Refleksler yok mu, var. Nitekim Ceza Yasası değişirken Kıbrıs’ta ansızın
daha önce görmediğimiz, biraz da AKP iktidarının bir tezahürü olarak
örgütlenen birtakım İslamcı muhafazakâr kesimler zuhur etti. Tam Ceza
Yasası’nı değiştireceğimiz meclis oylamasının olduğu süreçte, nefret
söylemine denk düşecek tam sayfa gazete ilanlarıyla eşcinselliğin sapıklık,
hastalık, doğaya aykırı bir anormallik olduğunu söyleyen çarşaf çarşaf
ilanlar verdiler. Orada, başta Feminist Atölye olmak üzere YKP-Fem ve Kuir
Kıbrıs çok sıkı durdu. Yürütülen kampanyayla bir yandan bir saflaşma ve
zıtlaşma da oldu tabii ki. Bu muhafazakâr kesim özellikle o maddenin
kaldırılmaması için ciddi çaba gösterdi. Cumhurbaşkanını ziyaret ettiler,
Meclis’in önüne geldiler. Hatta meclis oturumunda oylama sırasında bir
tarafta feministler ve LGBT bireyler oturuyor, öteki tarafta kendini İslamcı
ya da muhafazakâr olarak tanımlayan kesim oturuyordu. Allahtan pürüzsüz bir
şekilde yasayı geçirmeyi başardık. Ama bazen toplumda var olduğunu çok da
göremediğiniz birtakım haller böyle durumlarla pıt diye ortaya çıkabiliyor.
Daha sonraki süreçlerde nasıl refleksler gelişir şu an kestiremiyorum ama
gizliden gizliye çok sert bir şekilde işleyen bir ataerki ve homofobi
olduğunun farkındayım. Ama öteki taraftan bunların ayrımcılık olduğunun
farkında olan, kulağı bu tip şeylere çok açık bir insan potansiyeli olduğunu
da görüyorum Kıbrıs’ta. Kıbrıslılar genelde özgürlükçü düşünmeye meyilli bir
topluluk. Kendilerine göre muhafazakâr oldukları yanlar var ama anlatınca
anlıyorlar. O yüzden ben umutluyum.

Son olarak, Kıbrıs’ta feministler ve LGBTİ’ler hangi noktalarda yan yana
geliyor?

Biz çok küçük gruplarız zaten. LGBTİ bireylerin örgütlendiği yer olan Kuir
Kıbrıs şimdiye kadar yasanın değişmesi dışında çok da fazla görünür olmadı.
Küçük toplum ve görünürlük sorununu anlıyorum ama öteki taraftan toplumsal
cinsiyet ya da cinsiyet üzerinden kurulan her türlü iktidar biçiminin başka
politikalarla ilişkisi olduğunu görmek lazım. Biz mesela feministler olarak
şunu yapıyoruz: Ülkemizdeki özelleştirme politikalarına karşı da
konuşuyoruz, muhafazakârlaşmaya dair de konuşuyoruz. Sadece beden politikası
üzerinden değil, bedenimizde kurulan iktidarın aslında başka bir sürü şeyle
ilişkisel olduğunu görünür kılmaya çalışıyoruz. Milliyetçilikle de derdimiz
var, ırkçılıkla da, militarizmle de… Örneğin vicdani ret, özellikle
YKP-Fem’in çok sıkı bir şekilde yürüttüğü bir politikadır. Dolayısıyla bu
politikayı daha çoklu bir yerden yapmaya çalışıyoruz. LGBT örgütü, belki de
Ceza Yasası’ndan dolayı, bu manada olması gereken görünürlüğü çok fazla
ortaya koyamadı. Bundan sonra daha fazla olacağını düşünüyorum. Artık bu
insanlar cinsel yöneliminden dolayı suçlu konumda olmaktan çıktılar. Çok
daha rahat hissediyorlar. Nitekim son 8 Mart’ta da daha öncekilere nazaran
çok daha geniş bir katılımla alana geldiler ki çok güzeldi, çok umut
vericiydi. Sürekli dayanışma halindeyiz zaten. Onu ilgilendiren sorun, beni
ilgilendiren sorun diye bir ayrım yok; hepimizin ortak sorunu. O yüzden bu
dayanışmanın büyüyeceğini düşünüyorum.

İlgili haberler:

<http://www.kaosgl.com/sayfa.php?id=14635> KKTC Meclisi’nde Erkek Egemen
Yemine Vekil Protestosu

<http://kaosgl.org/sayfa.php?id=15643> Kuzey Kıbrıs’ın “Eşcinsellik Suçu”
Yasası Tarihe Karıştı!

<http://kaosgl.org/sayfa.php?id=15694> Kıbrıs’ın Kuzeyinde Gökkuşağı Artık
Daha Özgür!

<http://kaosgl.org/sayfa.php?id=15695> Kuzey Kıbrıslı Feministler Kazandı

<http://kaosgl.org/sayfa.php?id=16078> “Teori Olmadan Aktivizm, Aktivizm
Olmadan da Teori Eksik Kalıyor”

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: