Korkak ve 1 Mayıs HALİL SAVDA

İktidar yönettiklerini korkutmak ister. “Korku” iktidarın arzusudur. Ne kadar çok korkutursan o kadar çok iktidarını sağlama alırsın.

Her iktidar böyle sanır. Böyle sandığı içindir ki korku duvarlarını kalınlaştırır, yükseltir.
“Şiddet” ve “Yasak” tabelası asar. Ne kadar çok yere bu tabelaları asarsa kolay hükmedeceğini sanır.
Bu “şiddet” ve “yasak”, iktidar her ne yaparsa sorgulanmasın diyedir.
İktidarlar, itaat eden bireyi arzularlar. Soranlar, sorularına yanıt bulmadıklarında itiraz edenler iktidarın yasak ve şiddetine maruz kalırlar.
İktidarın haşmetmeap’ı “1 Mayıs’ta Taksim’e çıkamazsınız, size Yenikapı’yı veriyorum” dedi. Sendikalar, sivil toplum örgütleri haşmetmeap’a itiraz ettiler. Taksim’de ısrarcı oldular. 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkmak istediler. Şişli’den, Fatih’ten, Beşiktaş’tan, Tarlabaşı‘ndan Taksim Meydanı’na flamalarıyla, pankartlarıyla yürüdüler. Polis Toma’ları, jopları, panzerleri ve bariyerleri ile engel oldu. Onlarca kişi yaralandı. Birçok kişi gözaltına alındı.
Sendika ve sivil toplum örgütleri “Haşmetmeap nereyi işaret ederse orası mı” deselerdi?
Sıkıyönetim döneminde bile sendikalar ve sivil toplum örgütleri 1 Mayıs’ta Taksim’e çıktılar. Baskılarına rağmen savunulmuş bir haktan bahsediyoruz, orada öldürülenlerin anısından bahsediyorum….
Otoriter rejimlerde “şef” ne derse o.
Şimdi o şef istediği meydana “Yasak tabelası” asabiliyor.
Demokratik toplumlar uslu çocuk, itaatkar asker, miskin müminden farklı olarak itaate değil itiraza dayalı bir kültürde yetişirler. Koşulsuz boyun eğmeyi değil, her koşulda sorgularlar.
Birey ve toplum boyun eğerek değil başını kaldırarak gelişir.
Darbe, yasak, şiddet, baskı, zorbalık ve Toma’lara inat sendikalar, partiler meydanlarda oldular. Kurşunlara rağmen “şef”in hayal ettiği gibi uysallar ordusu olmadılar.
Yasakların olduğu yerde elbet otorite ve şef düzeni vardır.
Taksim açılsa ne olur?
2010’da, 2011’de Taksim’de biliyoruz ki herkes özgürce kutlamasını yaptı.
Hükümet Taksim’i 1 Mayıs kutlamasına yasaklamak yerine serbest bıraksaydı İstanbul kapatılmayacak, binlerce polis savaşa hazırlanır gibi sokak başlarını meydanların etrafını tutmayacaktı. İstanbul’da OHAL görüntüsü olmayacaktı.
Hükümet 1 Mayıs’ta Taksim’i kuşatmak yerine serbest bıraksaydı gün ağardığında Taksim’de çocuklar, kadınlar ve erkekler hep birlikte bayram çoşkusu yaşayacaktı.
Akşam sokağı temizleyen Ahmet, sokağını temizleyecekti. İstiklal girişinde simit satan Murat, simidini satacaktı. Trafik polisi Ayhan, araçlara yol gösterecekti. Kafe işleten Gürsel, size kahvenizi verecekti. Üniversite öğrencisi Deniz, dersine gidecekti. Okuduğunuz gazetenin, izlediğiniz televizyonun muhabiri Saadet, haberini yapacaktı.
Hayat normal akışında akacaktı.
Ne Gürsel başına gaz bombası yiyecekti ne de Deniz gözaltına alınacaktı…
Taksim Meydanı 1 Mayıs kutlamasına açılsaydı didişen ve sorun yaratan devlet yerine koruyan ve sorun çözen devlet görüntüsü verilmiş olacaktı.
Şu tespiti de yapmadan edemeyeceğim; iktidar ve onun şefi Taksim geriliminden nemalanıp toplumu kamplaştırıyor ve bu kamplaşmadan güçlü çıkıyor her seferinde…
O zaman Taksim Meydanı’nda herşeye rağmen çıkmakta ısrarcı olan, çıkmaya çalışan sendikalar, sivil toplum örgütleri ve partiler şu soruyu sormalılar: Peki biz ne kazanıyoruz veya kaybediyoruz?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: