Beş Dakikada Anti-Kapitalizm

Robert Jensen

Kapitalizmin bir ekonomiyi organize etmek için en aklı başında yöntem olmakla kalmayıp bir ekonomiyi organize etmenin tek ve yegâne yolu olduğunu da biliyoruz. Bu geleneksel bilgeliğe muhalif olanlar hem göz ardı edilebilir, hem de göz ardı edilmeli. Bu tip asilere ceza vermeye bile gerek yok; kesinlikle hiç bir manaları yok.

Bütün bunları nereden biliyoruz? Çünkü bize böyle söyleniyor, hiç acımadan- bu tür bir iddiadan kazanacak çok şeyi olanlar tarafından, en çok da iş dünyası ve onların okullarda, medyada ve ana akım politikadaki yalakaları tarafından. Kapitalizm sanki bir seçim değil de daha  çok doğal birşeymiş gibi . Belki de doğanın bir akışı değil de doğal hâl denen şeyin ta kendisi. Bu günlerde kapitalizme meydan okumak demek içimize çektiğimiz havanın varlığına muhalif şeyler söylemekle neredeyse aynı şey. Bize deniyor ki kapitalizme karşı çıkmak delilikten başka bir şey değil.

Tekrar tekrar kapitalizmin sadece sahip olduğumuz bir sistem olmakla kalmayı aslında sahip olabileceğimiz tek ve yegâne sistem olduğu söyleniyor. Gene de bir çok insan için bu tür bir iddiada insanın canını sıkan bir şeyler var. Gerçekten tek seçenek bu olabilir mi? Bu tür şeyler hakkında düşünmememiz gerektiği söyleniyor bize. Ama gel de düşünme, bu gerçekten “tarihin sonu” mu? Büyük düşünürlerin bu cümleyi küresel kapitalizmin son zaferi olarak kullandığını biliyoruz? Eğer bu anlamda  tarihin sonunda isek o zaman gezegenin gerçek sonu çok mu gerilerde kaldı?

Merak ediyoruz, kafamıza takıyoruz, bu düşünceler keyfimizi kaçırıyor- tabii haklı olarak. Kapitalizm- ya da daha doğru şekilde söylemek gerekirse, hayatlarımızı belirleyip onu tahakküm altına alan avcı şirket kapitalizmi –eğer ondan kaçmayı başaramazsak ölümümüze sebep olacak. İlerici siyaset için hayati öneme sahip olan şey gerçekliği olduğu gibi tanımlayıp ortaya koyan bir dil bulmaktır. Avcı şirket kapitalizmini neden terketmek zorunda olduğumuzu açıklamanın yollarını aramalıyız. Eğer bunu yapmazsak , son zamanlarımızı yaşıyor olabiliriz, bu tür bir son Hz. İsa’nın dünyaya dönüşüne benzemeyecek, doğrudan yok olup gitmekten söz ediyoruz.

Bu argümanda kullanılacak dil için ben şöyle düşünüyorum.

Kapitalizm dünyanın bugüne dek görmediği türden eşya ve mal yaratmış olan inanılmaz derecede üretici bir sistemdir. Ayrıca kapitalizm 1-insanlıktan çıkmış, 2-anti-demokratik ve 3-sürdürülmesi imkânsız olan bir sistemdir. Kapitalizm Birinci Dünya’da yaşayan bizlere ruhlarımız karşılığında, ilerici bir politika ve çocuklarımız  için güzel bir gelecek olasılığı karşılığında çoğu marjinal ya da değeri tartışılır türden eşya ve metalar verdi.

Yani uzun sözün kısası, ya değişeceğiz ya da öleceğiz-ruhsal olarak, politik olarak ve kelimenin gerçek anlamıyla, öleceğiz.

1-     Kapitalizm insanlıktan çıkmıştır. Çağdaş kapitalizmin ardında bir teori bulunuyor. Bizlere açgözlü ve kendi çıkarına düşkün hayvanlar olduğumuz söyleniyor, böyle olduğumuz için de ekonomik sistemin biz ekonomik anlamda ilerlemek istedikçe açgözlü ve  çıkarına düşkün davranışları ödüllendirmek istediği söyleniyor.

Açgözlü ve çıkarına düşkün varlıklar mıyız? Elbette. En azından ben bazen öyleyim. Ama  bizler aynı derecede merhamet ve bencil olmama kapasitesine de sahibiz. Rekabet halinde ve agresifçe davranabiliriz, ama işbirliği ve dayanışma kapasitesine de sahibiz. Yani, insan doğasının çemberi oldukça büyük. Davranışlarımız elbette doğamıza dayanıyor, ama hepimiz bu doğanın değişebildiğini de biliyoruz. Merhamet ve dayanışmanın norm olduğu yerde öyle davranmaya meylediyoruz. Rekabet ve agresyonun ödüllendirildiği durumlarda çoğu insan bu tür davranışlara meylediyor.

Neden doğamızın en güzel yönlerinin  altını oyup en acımasız yönlerini güçlendiren bir ekonomik sistemi seçmek zorundayız? Çünkü bize insanların böyle olduğu söyleniyor. Peki kanıtı nerde? Etrafınıza bakın, bakın insanlar nasıl davranıyor, deniyor bize. Nereye bakarsa bakalım insanların kendi çıkarlarının peşinde koştuğunu ve açgözlü olduğunu görüyoruz. Böylece doğamızın açgözlü ve çıkarına düşkün yönlerinin baskın olmasının kanıtı, çıkarları gözeten ve açzgözlülüğü ödüllendiren bir sistem içinde insanların sıklıkla bu şekilde davranması mı oluyor? Sizce burada bir kısırdöngü söz konusu değil mi?

2- Kapitalizm anti-demokratiktir. Bu madde kolay. Kapitalizm zenginlik biriktiren bir sistemdir. Eğer bir toplumda zenginliğiniz artıyorsa o zaman iktidarınız da artıyordur. Bunun tersinin tarihî  bir kanıtı var mı?

Çağdaş ABD’deki biçimsel demokrasinin bütün tuzaklarına rağmen herkes zenginlerin seçilmişlerin çoğu  için geçerli olan politikaların temel haritasını dikte ettiğini biliyor. İnsanlar direnebilir, direniyor da, ve bazen politikacılar da bu mücadeleye katılıyor, ama bu tür bir direniş sıradışı bir efor gerektirir. Direnenler zafer kazanıyor, bazı zaferlerin insana ilham verdiği de doğru ama bugüne dek birikmiş zenginlik hükmetmeye devam etti. Demokrasiyi sürdürmenin yolunun bu olması mümkün mü?

Eğer demokrasiyi iktidar sahiplerinin verdiği kararları onaylama dışında sıradan insanların politikaya anlamlı şekilde katılmasını sağlayan bir sistem olarak anlarsak, o zaman kapitalizm ve demokrasinin birbirini kapsadığını görebiliriz.

Şunu bir netleştirelim. Sistemimizde herkesin bir oy sahibi olduğu düzenli seçimlerin, konuşma ve düşünme özgürlüğünün korunmasıyla beraber politik eşitliği garantilediğine inanıyoruz. Yani seçimlere katıldığımda benim bir oyum var demektir. Bill Gates oy kullanırken onun da bir oyu var demektir. Bill ve ben özgür bir şekilde konuşabiliriz, politik amaçlarla birbirimizle bağlantı kurabiliriz. Bu yüzden iyi bir demokrasideki eşit yurttaşlar olarak Bill ve benim politik iktidar için eşit fırsatımız var, doğru değil mi?

3- Kapitalizmin sürdürülmesi imkânsızdır. Bu madde daha da kolay. Kapitalizm sınırsız büyüme düşüncesine dayanan bir sistemdir. Son kez baktığımda bu gezegen sonlu bir gezegendi. Bu çıkmazdan kurtulmanın sadece iki yolu var. Belki yakında yeni bir gezegene taşınırız. Ya da belki bu fiziksel sınırlarla başa çıkmanın yollarını düşünüp bulmak zorunda olduğumuz için bu sınırları aşacak daha çok kompleks teknolojiler icat edeceğiz.

Ama her  iki konum da eşit derecede bir sanrıdan ibaret. Sanrılar geçici bir konfor sağlayabilir; ama sorunları çözmezler Aslında daha çok soruna yol açmaya meyillidirler. Bu sorunların sürekli arttığı görülüyor.

Kapitalizm elbette insanların bulduğu tek sürdürülemez sistem değil, ama sürdürülmesi imkânsız olduğu en net ve açık olan sistem bu ve hepimiz işte bu sistemin içine sıkışıp kalmış durumdayız. Bu sistemin kaçınılmaz ve doğal olduğu söyleniyor bize, tıpkı hava gibi.

İki akronimin öyküsü: TGIF ve TINA. Eski İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher’ın kapitalizme yönelik meydan okumalarla ilgili ünlü cevabı  TINA’ydı: There is no Alternative-Başka Alternatif Yok. Eğer alternatif yoksa o zaman kapitalizmi sorgulayan herkes kafayı sıyırmış demektir.

Bir akronim daha var, bu akronim daha yaygın, avcı şirket kapitalizmine maruz kalan hayatlar hakkında bir akronim: TGIF- Thank God It’s Friday- Allaha Şükür Bugün Cuma. Bu söz bu ekonomide çalışan bir çok insan için üzücü bir gerçeği dile getiriyor- yaptığımız işlerin bir faydası yok- aslında yapmaya değmez. Bu işleri hayatta kalmak için yapıyoruz biz. Ardından Cuma günü dışarı çıkıp bu gerçeği unutmak için sarhoş oluyoruz- böylece Pazartesi^ye dek gibi bir şarkıcının söylediği gibi “ayağa kalkıp yeniden yapabilmek” için hafta sonu birşeyler bulabilmeyi ümit ediyoruz.

Unutmayın, bir ekonomik sistem sadece mal üretmez. İnsanları da üretir. Bizim çalışma deneyimlerimiz bizlere şekil verir. Bu malları ve eşyaları tüketim biçimimiz bizi şekillendirir.  Bizler artık  ucuz eşya ve mal yığınları tüketen mutsuz insanlardan oluşuyoruz, hiç bir tatmin hissi vermeyen işlerin acısını dindirmeye çalışıyoruz. Olmak istediğimiz insan bu insan mı?

Allaha Şükür Bugün Cuma dünyasında bize Başka Bir Alternatif Yok deniyor. Sizce biraz garip gelmiyor mu kulağa? Gerçekten böyle bir dünyaya alternatif yok mu? İnsan seçimlerinin bir ürünü olan herşey farklı bir şekilde seçilebilir. Daima alternatifler olduğunu anlamak için her anlamda yeni bir sisteme ihtiyacımız yok. Sendikalar gibi bir direniş kuvveti oluşturan, var olan kurumları destekleyebiliriz, lokal kooperatifler gibi yeni tarzlarla tecrübelere girişmeye de devam edebiliriz bir yandan. Ancak ilk adım sistemin sonucun ne olacağının garantisini elde edemeden sistemin göreve çağırılmasıdır.

Birinci Dünya’da yabancılaşma ve korkuyla mücadele ediyoruz. Etrafımızdaki dünyanın değerlerinden sıklıkla hoşlanmıyoruz; dönüştüğümüz insanlardan hoşlanmıyoruz; bizden meydana gelecek şeylerden korkuyoruz. Ama Birinci Dünya’da çoğumuz düzenli olarak yemek yiyoruz. Ama her yerde durum böyle değil. Avcı şirket kapitalist sisteminde sadece bizim içinde bulunduğumuz koşullara odaklanmayalım, sonuçta dünya tarihindeki en refah ülkede yaşıyoruz, ama bu durumu küresel bir bağlama yerleştirelim.

Dünya nüfusunun yarısı günde 2 dolardan azıyla yaşıyor. Bu da 3 milyardan fazla insan demek. Sahara çölünün aşağılarındaki insanlar günde 1 dolardan azıyla yaşıyor. Bu da 300 milyon insan demek.

Şu istatiğe ne demeli: Afrika’da yaklaşık 500 çocuk yoksullukla alakalı hastalıklar sebebiyle ölüyor, ve bu ölümlerin çoğu basit ilaçlarla, böcek öldürücü ilaçlarla halledilebilir. 500 çocuk- her sene, her ay ya da her hafta değil… Her gün 500 çocuk değil. Yoksullukla alakalı hastalıklar Afrika’da her saat 500 çocuğun canını alıyor.

İnsanlığımıza tutunmaya çalıştığımızda bu tür istatistikler bizi delirtebilir. Ama bu sistemi değiştirmekle  ilgili çılgınca fikirlere kapılmayın. TINA’yı hatırlayın: Avcı şirket kapitalizmine bir alternatif yok.

Kapitalizmi eleştirdiğimde bana yapılan en sık eleştirilerden birisi şudur: “hepsi doğru olabilir; ama gerçekçi olup mümkün olanı yapmalıyız.” Ama bu mantığa göre gerçekçi olmak demek insanlıktan çıkmış, anti-demokratik ve sürdürülemez bir sistemi kabul etmek demek oluyor. Gerçekçi olmak  için ruhlarımızı çalan, bizi çok güçlü bir iktidara köle yapan ve bir gün gezegeni tümden yok edecek bir sisteme boyun eğmek zorunda olduğumuz söyleniyor.

Ama avcı şirket kapitalizmini reddedip ona direnmek delilik değil. Son derece aklı başında bir durum. İnsanlığımıza tutunmak delilik değil. Demokrasiyi savunmak delilik değil. Sürdürülebilir bir gelecek  için mücadele etmek delilik değil.

Gerçekten delilik olan ne biliyor musunuz?  insanlıktan çıkmış, anti-demokratik ve sürdürülemez bir sistemi bize yutturmaya çalışan kancaya kapılmak, dünyanın yarısını yoksulluğa mahkûm eden bir sistemi yutturmaya çalışan bu kancaya kapılmak, işte o delilik- bu sistemin var olan tek sistem olduğu, var olabilecek tek sistem olduğu, var olacak tek sistem olduğu yutturmacına kanmak delilik.

Eğer bu gerçekse, yakın zamanda hiç kimse için hiç bir şey kalmayacak.

Böylesi bir kaderi kabul etmenin gerçekçi olduğuna inanmıyorum. Eğer bu gerçekçi olmak demekse o zaman her gün delirmeyi tercih ediyorum.

Çeviri: CemCB

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: