‘Ermenilere yapılan zulmün ruhu’ Talat Paşa

Tarihçi Hans-Lukas Kieser, Metternich’in 7 Aralık 1915’te Şansölye’ye yazdığı mektubunda belirttiği benzetmeyle ‘Ermenilere yapılan zulmün ruhu’ olan Talat Paşa’nın bir fail olarak portresini yazdı.

Mehmet Talat Bey (1874 – 1921), 1910’lu yıllarda Osmanlı siyasetinin baş aktörlerinden biriydi. 1917’de Sadrazam makamına ve paşa unvanına erişti. Bu, eski bir postane memurunun, Osmanlı İmparatorluğu’nda sultandan sonraki en üst makama olağanüstü bir şekilde yükselişi anlamına geliyordu. 1908 Jön Türk Devrimi öncesinde, Selanik-Makedonya’da bir posta memuru olarak çalışan Talat, İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) adıyla bilinen ve II. Abdülhamid’i devirmek için kurulan gizli ağın lideri olarak öne çıkmaya başlamıştı. Muhalif örgüt İTC’yi ilgilendiren sadece Hamid despotizmi değil, aynı zamanda Makedonya meselesiydi. İTC’nin gözünde bu mesele, Avrupalı güçlerin içişlerine müdahale tehlikesi ve Osmanlı tarihinde önemli bir yere sahip olan bu bereketli toprakların kaybedilme kaygısı demekti.

Darbecilerin safında

1908 Devrimi’nden sonra Talat, Meclis-i Mebusan üyesi ve birinci reis vekili oldu. Ağustos 1909’da Dâhiliye Nazırlığı’na getirilen iki İTC kabinesi üyesinden biriydi. Ocak 1913’te, 1912 Haziranı’ndaki darbeyle yönetime gelmiş olan ve liberal Osmanlı hükümetine yapılan darbe girişiminde başı çeken Enver’in saflarına katıldı. İTC ve komitası, 1918 yılına kadar Osmanlı İmparatorluğu’nu yönetti. Bu gizli ve yıkıcı komitacılık, devlet ve imparatorlukla özdeşleşmesi ve Müslümanlarla dayanışma içinde olması açısından Balkanlar, Kafkaslar ve Doğu vilayetlerindeki gayrimüslimlerin komitacılığından ayrışıyor, komplocu devrimci bir ruhla saltanatı yeniden kurma isteğinin birleşimi olarak Küçük Asya’yı tamamen egemen bir Türk yurdu haline getirmeyi amaçlıyordu. Bu Türk yurdu, Kafkaslar ve Balkanlar’dan gelen muhacirler için de sığınak olacaktı.

1913’ten itibaren partinin güçlü adamı ve yeni Dahiliye Nazırı olan Talat, Küçük Asya’da Müslümanların ve Türklerin lehine bir demografik ve ekonomik dönüşüm planladı ve uygulamaya koydu. Talat, böylece bir toplum mühendisi ve Almanya Büyükelçisi Metternich’in 7 Aralık 1915’te Şansölye’ye yazdığı mektubunda belirttiği gibi ‘Ermenilere yapılan zulmün ruhu’ oldu. Talat’ın Hıristiyanlık karşıtı siyaseti öncelikle, 1914 Haziran’ında Ege kıyılarından kovulan ve yerlerine Balkan muhacirlerinin yerleştirildiği sayıları 150 bini bulan Rumlara yönelik oldu. Ardından I. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarından itibaren Ermenileri ve Süryanileri hedef aldı. 1915’teki Ermeni Soykırımı, Osmanlı’nın toplumsal dokusunun sonuna gelindiğini ve saltanatın kaldırılmasını 1922’den çok daha önce haber veriyordu.

Hallacyan’la birlikte

Özellikle Balkanlar’da kök salmış olan İTC ve Talat, açıkça Ermeni karşıtı değildi; hatta Taşnaktsutyun’la (Ermeni Devrimci Federasyonu) işbirliğini övüyordu. İTC, Meclis-i Mebusan üyesi olan Kirkor Zohrab’ın da dahil olduğu Ermeni mebuslar, Taşnaktsutyun üyeleri ve İTC’de yer alan Bedros Hallacyan gibi isimlerle iletişim halindeydi. 1911’de Ticaret ve Ziraat Nazırı olan Hallacyan, Talat kabinesinin bir üyesiydi. Bununla birlikte Hallacyan, aynı kabinenin üyesi Maliye Nazırı Cavit Bey’in kendi gazetesinde eleştirel bir tonda belirttiği gibi ‘küçük ortak’ muamelesi görüyordu. Talat ve İTC’nin büyük çoğunluğu, Doğu vilayetlerindeki toprak sorunları, yani yerel aşiret liderlerinin yasadışı bir şekilde el koyduğu Ermeni mülklerinin iadesi meselesinde karşılaşılan zorluklardan ötürü, açıkça Ermeni karşıtı oldular.

Başta Ermeniler ve devrimci Ermeni meslektaşlarıyla aynı yerde duran İTC, bu durumu, Doğu illerinin Ermeni karşıtı ve Müslüman olan gayrıresmi temsilcileriyle işbirliğine girerek bitirdi ki, bu Doğu illerinde, Rusya tarafından Ermeni temsilcilerin de desteğiyle yeniden harekete geçirilen uluslararası diplomasi, Berlin Antlaşması’nın Ermenilerin için öngördüğü reformların uygulanmasını talep ediyordu. Talat Paşa’yla Osmanlı Ermenileri temsilcileri arasında yapılan ve Talat’ın hasmını esas olarak ifşa ettiği son müzakereler sırasında olanlar da dahil 1913-1914’teki her şey, o dönemi işaret ediyordu. Onların Avrupa emperyalizmiyle bir olduğuna, dolayısıyla Osmanlı egemenliğine karşı geldiklerine ve Küçük Asya’da yaşanacağı düşünülen Türk geleceğiyle bağdaşmadıklarına inanmıştı.

Reformlar askıda

İTC’nin diğer güçlü adamı Enver ve beraberinde Talat, Temmuz 1914’te yaklaşan genel savaşa hemen dahil olmanın yollarını arıyorlardı. Alman diplomasisi, onların Almanya’nın yanında yer alma talebini ilk etapta reddetti. Ancak Kayzer ve generaller, yaklaşan savaşta Alman kumandası altına girdikleri takdirde Osmanlı ordusunun belirleyici rol oynayabileceğine ikna olmuştu. Jön Türk hükümeti, savaşa dahi girmeden, Almanlarla 2 Ağustos 1914’te yapılan gizli savaş antlaşmasının ilk kazananıydı, çünkü bu antlaşmayla onların içişlerinde egemenlik hakkı ilk defa tanınıyordu. Hükümet bundan dolayı, 8 Şubat 1914’te imzalanan ‘Ermeni reformları’nı askıya aldı ve kapitülasyonları feshetti. Almanya ise Osmanlı ordusunun tekrar düzenlenip silahlandırılması ve seferberliğin sağlanmasına şevkle katkıda bulunarak, silahlı mücadeleyi kışkırttı. Osmanlı ordusunun Kafkaslar’da, Kuzey İran’da ve Süveyş Kanalı’ndaki yenilgileri, Harbiye Nazırı Enver’in prestijine zarar vermişti; ama Talat, Enver’in pozisyonunu sağlamlaştırarak ona destek çıktı.

Doğu ve Batı cephelerinde İtilaf Devletleri’nin tehdidi altında bulunan ama Alman generallerin yönetimindeki Gelibolu ve Çanakkale savunmalarında elde edilen başarı nedeniyle güven kazanmış olan Talat, 24 Nisan 1915’te Ermeni karşıtı aşırılıkçı siyasetini başlattı. Anadolu’daki Ermenilerin isyan ettiğine yönelik stratejik yalan, Ermeni aydınlarının yok edilmesini, insanları ölüme sürükleyen tehciri ve Ermeni mülklerinin gaspını haklı göstermeye hizmet etti. Talat, Ağustos’a varmadan, Nisan ayına ait suçlamaları, yine Almanlarla işbirliği halinde, geçmişe dönük olarak kanıtlama peşine düşmüştü. Almanların tehcir konusunda verdiği somut destek, askeri kullanımla sınırlıydı. Beklenmeyen bu soykırım karşısındaki takınılan edilgen tutum ve bu kandırmacadaki ortak sorumluluk, Alman siyasi kültürüne büyük zarar vermiş, öyle ki, ‘Talat sistemi’ ile yakın temas, 1918 sonbaharına kadar devam etmişti.

Türkçülük miti

Yenilgiden sonra eski Sadrazam Talat, milliyetçi İT hareketinin eski lideri Mustafa Kemal’le bağlantısını sürdürerek, Berlin’e sığındı. Talat, Mart 1921’de bir Ermeni tarafından intikam amacıyla öldürüldü. Türkiye Cumhuriyeti adı altında, Talat’ın emrindeki kamu görevlilerini büyük ölçüde yerinde tutarak ‘Türk Yurdu’nu hayata geçiren ise Mustafa Kemal’di. Kemalizm öncesi Türkiye’nin babası olarak Talat, 1913’ten sonra, siyasal İslam’la açık ittifak halindeki Türk milliyetçiliğini temsil ediyordu. Bu, ondan sonra gelen Kemalizm ile ayrışıyordu. Talat, sınıf savaşını etnik-dinî savaşla karıştırıp, aynı zamanda Türkçülük gibi emperyalist bir miti benimseyen sağcı bir ihtilalciydi.

FOTOĞRAF • ANTOINE AGOUDJIANFOTOĞRAF • ANTOINE AGOUDJIAN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: