Ocak, 2016 için arşiv

Herkes 70’leri hayranlikla seyrediyor

Posted in Haberler with tags , , , on 28/01/2016 by Karakök
 America’s 1970s Hippie Communes (2)

Herkes 70 leri hayranlikla seyrediyor, imreniyor, oofffff. 70 ler gibi yasamaya gelince, iste orada durrrrrrrr..

70 lerde insanlar her turlu gelenekci degerleri, toplumsal ahlakciligi, sinifsal muzik anlayisini yikmis, komunal yasam , tembellik hakki, poliamori yasama gecmis. Bulunduklari mekanda kim olursa olsun, istedikleri gibi davraniyordu. mesela sevisirken yandaki arkadaslarinin olmasi hicde rahatsiz etmezdi. Toplu yasayan evde cok rahatlikla soyunup banyoya gidiyor, bahcede oturuyor ve ozel oda kapisini kapatmiyorlardi. Aldiklari yiyeceklerin hesabini yapmadan herkesle paylasiyorlar, issiz arkadaslarindan maddi birsey beklemiyorlardi.

Bazilari evlerinden hatta bulundugu ulkeden 2000- 4000 km uzaklara otostop veya eski minibusleriyle gidip, gittikleri yerde ne buldularsa onu yiyordu, para kalmayinca kisa araliklarla islerde calisip, yasamlarina devam ediyordu. Daha bir suru ornekler siraliyabiliriz.

americas-1970s-hippie-communes-7-600x400jpgc61653-728x728

Herseyi astigimizi iddia eden modern cagin insanlari bizler nasiliz. Genclik donemimizde bir sevgil bulmamiz ve onunla evlenmek ve cocuk yapma hayalimiz var. Bu evlilikde bizden fazla ailelerin soz haklari ve kurallari gecerlidir. “Oglum, kizim, sen ve baban ne is yapiyor?”, “nerelisiniz?”, “nerede oturuyorsunuz?” “tahsiliniz?”, erkekse “askerlik yaptinmi?”, “daha once evli veya nisanli oldunuzmu?”, “sanimiza yakisir dugun ve taki isteriz”, “Dügün davetiyeleri, gelinlik, damatlik ve araba konvoyu hazirlanacakmi?” BU AHIRET SORULARI DEVAM EDIYOR. BU GIDISLE DEVAM EDECEK.

Sevgilimizi kiskanip, cep telefonunu, mail ve facebook hesabini gizlice kontrol ediyoruz. “Kim o, neden yazdin, nereye, ne zaman” gibi kucuk ama alti buyuk kelimecikler savuruyoruz. Hepimiz özel mülkiyetin sahibi ve mali oluyoruz. Sevgilimizden, esimizden, flortumuzden herseyi sakliyarak yasiyoruz..

images

Erkeklerin cogu asildigi kadina cok acik, cok esliligi savundugunu ve kiskanc olmadigini soyler, fakat bu sadece kadinin onunla yatmasini saglamak icin bir kandirmacacir. Cunki uzakdaki kadin arkadasi veya esi asla boyle flortlerine acik iliskileri savunamaz ve soyleyemez.. NAMUSSSSS. Kadin erkek arkadasini cevredeki kadinlardan sakinir ve izole eder. Erkek soyunur, kadinin soyunmasi “olurmu oyle sey”… Soyunmak “cok ayip. Yanimda erkek arkadasim veya kiz arkadasim var, olurmu onun yaninda soyunmak ” kilotlu bile duramayiz. Soyunurken baska odaya gecmek lazim, eee baska oda yok, bende elbiselerimle yatarim, ne ifetliyim degilmi? heehee.

Kendimizi 21 yy sonun biyonik insani, herseyi asmis, marketlerden, AVM dan alislar, bio dukkanlari, organik besinler, broccoli, buruksel lahanali, tiramisu, krosan, avocado, homöopati ve teknolu super dans ediyoruz. kendimizi karsindakine farkli satmaya calisiriz, bazende felsefeden (ozellikle Nietzsche ve Freud ) ya da sanattan kesitlerle bla bla yapip, eksantrik davranmakla birlikte gunumuzu bira icerek geciriyoruz. Biz ultra jenerasyonuz.. “Kirolarla, magandalarla (neye göreyse) aaaaa vallahi hayatta konusmam, tenezul ettmem”.

rrr

Aslinda biz 70 lerden daha gericiyiz. Muzik konusu turkce pop, turkce arabesk rock, dinleyip ya iciyoruz yada bir seylerin anisina efkarlanmak icin duygu yuklu olarak dinliyoruz.. Eeee biz olarak cok romantik ve duygulu vatandaslariz.. Muzik, kanepeye uzanmak, yerde oturup sarap icmek, cips le birlikte keyfime degme gitsin ooohhh.

Evden uzaklara gitmek, o da ne demek?, Tatilemi gidiyoruz?. “Otel, pansiyon, kumsal isterim” birde fotokamera ile hatira fotolari….facebook ve instagrama koyalim, herkez gorsun ve imrensin. Unuttum: restoran veya lokantadan asagi yemek yok… yerde oturmak yok. Pisdir, kirlidir, hiyjen gereklidir. Tatilde parasiz kalmak imkansizdir, cunku para hesabi yaparak tatile cikiyoruz, “aaaaa neden tatilde calisacakmisim”

Karakok otonomu

kAAn Dogan.

Reklamlar

Halil Savda : Cenevre 3 ve beklentiler

Posted in Avrupa haberler, Duyurular with tags on 25/01/2016 by Karakök

images

Cenevre 3 ve beklentiler
Suriye iç savaşının yeni bir kritik dönemin eşiğine geldiği kesin.
25 Ocak 2016 Pazar günü Cenevre’de Suriye barış görüşmeleri yapılacak. Toplantıya DAİŞ terör örgütü dışındaki tüm tarafların katılımı bekleniyor. Ancak Türk tarafı Kürtleri veto ederek toplantıyı sabote etmeye çalışıyor.
Başbakan Ahmet Davutoğlu gittiği Londra’da bu yönde provokatif bir dil kullandı.
Türk tarafının bu çabalarının sonuç vermesi zor görünüyor. Çünkü Kürtlerin olmadığı bir Suriye barış toplantısının başarı şansı zayıf.       Okumaya devam et

Imam Muhsin Hendricks reflects on homosexuality

Posted in Deutschsprachige Artikel, English, Espanol, Feminizm, Français, Queer with tags on 20/01/2016 by Karakök

 

Oysa ne devletin yaptıkları gizlenir ne de Hrant’ın söyledikleri unutulur.

Posted in Direnis, Duyurular with tags on 20/01/2016 by Karakök

“Biz yaşadığı cehennemi,
Cennette çevirmeye talip insanlardık…”
HRANT DİNK

12510339_789501747845598_6660747058857135652_n
Eğer ki bir muktedirin tarihi çerçevesinde düşünecek olsak bile; “Eski Türkiye”nin “Yeni Türkiye”ye bıraktığı büyük miras, eskinin çocuktan katil yaratan zihniyetinin oluk oluk akıttığı kandan, yeninin artık dökülen kandan banyo yapmasına varmış olduğunu görürüz. T.C kısacık tarihinden bir an olsun kopukluk yaşamamış olması, üzerinde temel aldığı görüşün getirisidir. İktidarlar değişse de, söylemlerini yenilese bile, getirdiği davranışın geleneği süreklilik arz eder. Yaptığı, yaşa(tama)dığı tarihiyle bir kültür devamı. Eski ile Yeni’nin uzlaşı noktası her zaman olacaktır. Sonuç: öldürmenin verdiği keyfin başka fanteziye ulaşması…

Bizatihi devletin eskiye olan hıncı bir çıkar kavgasıdır. Söylemleri Eski olanla çok uzaklaşmadığı gibi, kapsama alanı kendi dar çıkar çerçevesinde devinip durur ve buna karşı çıkan her şeyin bir çomak olduğunu bağıra çağıra kitlesine şikayet eder ve nefreti daha da yükseltir. Hrant Dink bir Ermeni, Ermeni kanını akıtarak haz duymak, faşist güruhun ve zihniyetinin duygularını okşayan bir katliamı beraberinde getirmiştir. “Böyle yönetilmek istiyorum”la, şöyle “yönetirsem iktidarım payidar kalır”ın birlikteliğinin teminatıdır bu katliam. Böylece, iktidarın kendisi faşizmle iş birlik etmesi temel taştır bir yerde. Kendisine biat etmeyenin, yola gelmeyenin ölümü; tek zihniyetin çok insanı tarafından istenen bir suikast ortaya çıkartmıştır. Yeni’nin taşıdığı iddia iktidarın yaşamak için ortaya attığı bir zırvadan öteye geçmez böylece.

Faşist ideolojinin neredeyse bütün dinamiklerini barındıran, yaşanılır olmayan bütün düşüncelerini üzerimize çöreklendiren; egemen ideolojinin altında ezilen diğerleri grubu. Topyekûn Hrant Dink de bir başkası. Bir yerde, hepimizin toplamı ifade eder. Tıpkı T.C. ve onu yeniden üreten faşistlerinin nazarında olduğu gibi, diğerlerinin de hepsinin karşısındaki karşılığıdır. Burada ezilmemek olanaksızdır. Barışık olunamayan bir durum söz konusudur Devlet aygıtı kendini koruma adına, pazarladığı iktidar aracını sahaya yok etmek için sürerken; başkasının kendisini gerçekleştirmesini mümkün kılmaz. istese de olamaz. Hadi diyelim ki istedi, yarattığı koşullardan dolayı eski-yeni kimlik altında reddedilse kadim kimlik yaşatılamayacağı için biz Hrant Dink’ler, her hangi bir gün olan 1954’ün 15 Eylül’ünde, doğduğu günden 19 Ocak 2007’e kadar ölü, Malatya’daki emekleyen günlerinden İstanbul Osmanbey’de kaldırıma düşürüldüğü ana kadarki her adımda ise öldürülenleriz.

Artık, Ulus-devletin mutlak idealine doğru “başka, yabancı” olanlara 20.yy’ın başında çekilen hançer silahların 21. yy’ın başlarına doğru türlü kez, türlü kere yaratıla(maya)n ulusun tüm ezilmişliğini bedeninde, zihninde, yüreğinde taşıyanların yere kapaklanması gerekli. Ancak Türk’lük, dim dik, gururlu bir şekilde yoluna istikrarlı bir şekilde devam eder böylece. Hrant Dink, ölümü gerekli bir vatan haini… ‘Hrant bir Ermeni dölü.’ canına kıyılması vaciptir. Ki sözüm ona Allah nazarında mükâfat gören bir davranıştır. Buna cesaret eden vatan evladı bir bayrakla aynı karede yer almak polis için bir onur, tetiği çeken ise beyaz bereli bir kahraman.

Hrant’ın sesi, devletin sesinden yüksek çıkmıştır. Savunduğu şey her ne ise, bize ve kendine ait olduğu için her faşisti susturmuştur. Varlığı, devletin söyleminin önüne geçmiştir. Devletin sesini kesmiştir kimi zaman. Bu durum hem faşistleri hem de onları temsil eden devletin gözünden kaçmamıştır. Devreye giren devletin Güç’lerinin yerine getirmesi gereken, geçmişindeki tüm kirli ilişkileri askıya alıp bir an önce organize olup bu sesi kısmaya yönelik çözüm üretmeye dönüktür olmuştur. Topluca ortaklaşabilecekleri tek nokta da budur zaten. Kanında nefret taşıyanların potansiyelini düşünebiliyor muyuz? Bu iş birlikçiler böyle konular dışında bir araya gelmez esasen, düşmanıdır birbirinin. Omurgasız katiller sürüsünün ortaklığında ortaya çıkan suikast araçları çıkan her sesin nasıl kısalacağını gösterir. Katliamdan sonra devletin ortaya attığı yaygara kendi suçunu bertaraf etmektir. Hrant’ın söylemlerini unutturmaktadır.
Oysa ne devletin yaptıkları gizlenir ne de Hrant’ın söyledikleri unutulur. Hrant gibi, Tahir Elçi gibi söz ağızdan çıkmıştır bir kere. Bu sözlerin ardında gizlenen hiçbir şey yoktur. Söyledikleri hakikati göstermiştir. Can pahasına olsa bile bu hakikatten uzaklaşılmamıştır. Mücadelenin şekillendiği büyüdüğü yerlerden biri de bu hakikattir bir yerde…

STANBUL ANARŞİ İNİSİYATİFİ

İSTANBUL ANARŞİ İNİSİYATİFİ

anarşist bir direniş ve destek hareketi

Posted in Haberler with tags on 19/01/2016 by Karakök

http://abcistanbul.blogspot.com.tr/p/manifesto_81.html

 

” Anarşist ve politik tutsaklarla kuracağımız bağlantı ve edinilen bilgiler sayesinde, dışarıdan anarşist bir direniş ve destek hareketini İstanbul’da başlatmayı hedefliyoruz. Liberalizmin sultasında, düzeni ve yasal formu ön plana çıkarmak için direnişi pasifize etmeye çabalayan politikalar üreten, cezalandırma sistemini onayan ve geliştiren resmi insan hakları örgütlerinin ve cezaevlerine yönelik reform talebinde bulunanlardan farklı olarak devletle olan bağları koparmayı arzuluyoruz. “

sosyalsavas.org

Halil Savda : Avrupa neden suspus?

Posted in Haberler with tags on 15/01/2016 by Karakök

Halil Savda : Avrupa neden suspus? Bu hafta yazımı Diyarbakır’ın Suriçi ilçesinin kapısı tarihi Dağkapı meydanından yazıyorum. Tarihi Suriçi top ve obüslerle dövülürken tüm Diyarbakır silah sesleriyle inliyor. Top ve obüs sesleri tarihi Dağkapı meydanını esir almış bulunuyor. Bu satırları kaleme aldığım saatlerde Cizre’de yeni ölüm haberleri düşüyor ajanslara. Günler öncesinden sokağa çıkma yasaklarının kaldırılması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) ihtiyati tedbir başvurusu yapıldı.        Mahmeke ihtiyati tedbir talebini reddetti. Reddetme gerekçesinde, “Mahkememiz, vücut bütünlükleri bakımından korumasız durumda olan başvuranların talep etmeleri halinde gerekli bakıma, yardıma erişebilmelerini sağlamak üzere tüm makul adımların hükümet tarafından atılacağına güvenmektedir” denildi. AİHM sokağa çıkma yasağı karşısında ihtiyati tedbir almış olsaydı şimdi şu anda Suriçi ve Cizre’de yaşama hakkı risk altında olmayacak ve obüs ve tanklarla şehir bombalanmayacaktı. Ve başvurucuların yeniden başvurabileceğini belirtmektedir. Adeta bir uyarıcı kurum gibi davranmaktadır. Oysa Mahkeme bir uyarı merci değil, bir karar mercidir. Mahkeme görevini unutmuş görünüyor. Avrupa kurumlarının tümü son bir yılda neredeyse suspus olmuş durumdalar. Onca hak ihlaline rağmen kılları kımıldamıyor. Avrupa neden suspus ve kılları kımıldamıyor? Çünkü göç olgusunun sürmesinden korkuyorlar. Son iki yılda Türkiye üzerinden 600 bin göçmen Avrupa’ya gitti. Bu, Avrupa için büyük bir sorun. Son 4 yılda Türkiye’ye iki buçuk milyon Suriyeli göçetti. Türkiye bu göçlerden birkaç açıdan faydalandı. İlk olarak göçmenler üzerinden Esad rejimini sıkıştırarak uluslararası bir askeri müdaheleye yol açmak istedi. Bunda başarısız olunca iflas olan dış politikasına yedekleme gayreti içine girdi ve Avrupa ilişkilerini göçmen tehdidi üzerinden oluşturdu. Nitekim 2013’ten başlayarak Avrupa’ya göçleri organize etti. Türkiye üzerinden gerçekleşen tüm göç emniyet ve MİT’in bilgisi ve planlamasıyla gerçekleşiyor. Avrupa’nın tüm gazeteleri Türk hükümetinin DAİŞ ilişkilerini günlerce manşetlerinde yazdılar. Ve DAİŞ Avrupa’nın kalbi Paris’te katliam yaptı. Ve katliamı yapanlar Türkiye üzerinden Avrupa’ya geçtiler. Cumhurbaşkanı Erdoğan Ankara’da topladığı Büyükelçilerin önünde bir bildiri kaleme alıp barış isteyen akademisyenleri tehdit etti; ”Bu aydın müsveddeleri hesabını verecek” dedi. Türk hükümeti bir dönemin baba Esad’ı gibi bölgesel ilişkilerini terör üzerinden sağlıyor. İstanbul’un Sultanahmet meydanında Avrupalı turistleri hedef alan saldırıyı gerçekleştirenin ismi dakikalar sonra hükümet tarafından açıklandı. Ardından ”Saldırgan Türkiye’ye yeni giriş yapmış, takip edemedik” dediler. Oysa haftalardır Türkiye’de olduğu gazeteler tarafından yazıldı. İlgili saldırı Türkiye’ye yönelik değil, hedef Avrupa. Nitekim KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık “Sultanahmet saldırısı MİT’in işi” dedi. Amaç Avrupa’yı terör ve göçmenler üzerinden zapturapt altına almak. Bunu başarıyorlar da… Avrupa Birliği’nin sessizliği ve AİHM kararının Avrupa sözleşmesini bilen ve içtihatlara hakim hukukçular tarafından şaşkınlıkla karşılanmasının nedeni ilgili kararın hukuki değil, siyasi saiklerle alınmasından ötürüdür. Türk hükümeti tek adam rejimine doğru hızla koşuyor, muhaliflerine ciddi baskılar yapıyor, Kürtleri katlediyor, şehirlerini top ve obüslerle bombalıyor. Hak ihlalleri doruk noktasında ve kendi halkıyla bir savaş yürütüyor. Bu şartlarda Avrupa Birliği Türk hükümetiyle üyelik müzakereleri için yeni fasıllar açtı. Avrupa Türkiye ilişkilerinde adeta bir yeni bahar havası var. Avrupa’nın demokrasi, adalet, hümanizm ve özgürlük değerleri yerlerde sürünüyor. Avrupa sessiz kalarak ve izleyerek Türk hükümetine suç ortaklığı yapıyor! Okumaya devam et

Halil Savda : Beyazıt’ın başına bir şey gelirse sorumlusu Devlettir

Posted in anti militer, Direnis, Duyurular with tags , on 13/01/2016 by Karakök

Halil Savda :
Beyazıt’ın başına bir şey gelirse sorumlusu Devlettir

Kanal D’de yayımlanan 8 Ocak 2016 tarihli Beyaz Show programına Diyarbakır’dan bağlanan Ayşe Çelik, öğretmen olduğunu söyledi ve meslektaşlarına sitem ettikten sonra. “Çocuklar öldürülüyor, bebekler öldürülüyor. Sessiz kalmayın. Yazık; insanlar ölmesin, çocuklar ölmesin, anneler ağlamasın” dedi.
Beyaz’ıt Öztürk, Çelik’e teşekkür etti, “… söyledikleriniz bize ders oldu. Daha da fazla yapmaya devam edeceğiz” dedi ve Ayşe’yi alkışlattı.

Bu sözler sonrasında hükümet, ona yakın medya ve trolleri kıyamet koparttı.
“Beyaz Show’da PKK Propagandası” manşetleri atıldı. Milli eğitim Bakanlığı Ayşe Çelik hakkında inceleme yaptı ve “bahsi geçen Ayşe Çelik, öğretmen değildir” açıklaması yaptı. Ayşe öğretmen kimseyi hedef göstermedi, kimsenin ismini vermedi. Ancak fail kendini biliyordu…
Çünkü devlet ve medyasının gerçeklere ve barış kavramına tahammülü yok. Dün barış için Baldıran zehri içmekten bahseden iktidar ve medyası bugün barış sözüne düşman.
Dün Diyarbakır’da zindandaki çığlığı seslendirenler bugün Amed’ten yükselen cılız bir sese tahammül edemiyorlar. Bu zatların dün çözüm sürecine, barış sözcüğüne, basın hürriyetine ihtiyaçları vardı. Bugün bu zatlar maskelerini yırttılar. Çünkü artık muktedirler ve maskeye ihtiyaçları yok.      Okumaya devam et