KADINLARA VICDANI RED CAGRISI

Merhaba,

‘Vicdani ret’; kişinin dini, ahlaki, insani, felsefi, politik ve benzer nedenlerle “silahlı hizmeti” (?!), yani askerliği reddetmesi olarak tanımlanıyor.

Vicdani ret hakkı gelişmiş tüm demokrasilerde en doğal haklardan biri olarak tanınırken, Türkiye’de ise ömür boyu hapis, işkence ya da kaçak bir yaşama, sivil anlamda ölüme dönüşen bir sürece tekabül ediyor.

Vicdani ret bir ‘hak’ olarak düzenlenmediği gibi bir ‘suç’ olarak da düzenlenmemiştir. Bu sebeple vicdani retçiler asker sayılmakta ve vicdani kanaatlerine uygun eylemleri başkaca askeri suç tanımlarına sokulup, bu şekilde cezalandırılmaktadır.

47 üye ülkesi bulunan Avrupa Konseyi’nde ise sadece iki ülke vicdani ret hakkını tanımamaktadır. Bunlardan birisi Türkiye, diğeri Azerbaycandır, Azarbeycan’da kanunlaştırma çalışmaları tamamlamak üzeredir.

Bu iletişim gurubundaki herkesin vicdani reddini açıklaması ya da açıklayacak olması gerekmiyor kuşkusuz.

Son otuz senedir on binlerce insan canının savaş ekonomisine, savaş zihniyetine kurban edildiği, bu ölüm ekonomisine vergilerimizle doğrudan bizim de suç ortağı edildiğimiz Türkiye’de, “kadın vicdani reddi”nden çıkarak, “vicdani-total red”de, “savaş karşıtlığına”, “şiddet karşıtlığına”, “militarizme”, şiddetin özellikle kadına, çocuğa, diğer canlı türlerine uygulanmasının fallosentrik, milliyetçi, devletçi, ırkçı, heteroseksit, türcü kökenlerinin militarizmle ilişkileri üzerine fikir teatisinde bulunabileceğimiz, haberleşebileceğimiz bir grup.

Bu grup oluşumu önce, bir grup Müslüman kadına yazılan özel bir mektupla başlamış, daha sonra bu kadınlardan gelen talep üzerine mektup her inançtan ya da inançsız, her ideolojiden, her etnisiteden, her sınıftan kadınlara genişlemiş ve bir iletişim grubu kurma fikrine evrilmiştir.

İsrail gibi kadınların askerlik mecburiyeti olan ülkeler dışında, kadın vicdani reddini “entelektüel bir faaliyet” diye küçümseyen, hatta tam bir sivil itaatsizlik olarak bile görmeyen genel bir anlayış hakim maalesef.

Oysa, her ne kadar mevcut askerlik kanununda askerlik “vatandaşlık görevi” olarak tanımlanarak kadınlar ve heteroseksüel olmayan ve ya engelli erkekler vatandaş bile sayılmamış olsa da. Pınar Selek’in Sürüne Sürüne Erkek Olmak kitabının girişinde çok güzel tahlil ettiği gibi askerlik sadece heteroseksüel erkekleri değil; kadınlar, farklı cinsel yönelimdekiler, engelliler, çocuklar vb toplumun bütününü ilgilendiren bir sorundur.

Murat Belge’nin Türkiye, Almanya ve Japonya örnekleri üzerinden militarist devlet-militarist toplumu ele aldığı yeni kitabında da açıkladığı gibi Türkiye’de herkes militarizmle maluldür.

Aslında militarist ezber Foucault’un mikrodan makroya olarak tanımladığı yöntemle ailede başlar, okulda devam eder (müfredat da tümden bunun meşrulaştırılması üzerinedir) askerde en net halini alır. Türk erkeği bir üst otoriteye boyun eğmeye, bir altında gördüğünü otoritesine koşulsuz teslim almaya şartlanır. Ve bu gazetelerde gün geçmiyor ki bir tanesini görmediğimiz kadın cinayetlerine, tecavüzlere kadar uzanır.

Her şeyi bir “suç ve ceza” mantığına oturtan zihniyet kadın vicdani reddinin “ceza”dan muaf için meşru görmemeye çalışır oysa maalesef kadınlar vicdani retlerini açıkladıklarında, vicdani reddi desteklediklerinde, militarizme karşı duruşlarında TCK 318’in, yani fikir ve ifade hürriyetini gasp eden “Halkı Askerlikten Soğutmak” kanunun tehdidi altındadırlar. Üstelik bu kanun, mevcut Anayasa’nın ayrımcılığa dair 10. maddesine de aykırıdır. “Halkı İşçilikten Soğutmak”, “Halkı Öğretmenlikten Soğutmak”, “Halkı Gazetecilikten Soğutmak”, “Halkı Dansözlükten Soğutmak” gibi bir kanun duydunuz mu?

TCK 318’den ilk yargılanan ve hapis yatan kadın, henüz ismi TCK 155 iken Bilgesu Eranus’tur. Zuhal Olcay, Lale Mansur, Perihan Mağden, Bülent Ersoy gibi pek çok kadın TCK 318’den yargılanmıştır.

Militarizmin kadın erkek ayırt etmeksizin, üzerimizdeki etkileri, üstelik vergilerimizle bizi de pasif suç ortakları eden etkileri korkunç boyutlardadır.

Sadece iktisadi açıdan baktığımızda, KHIP raporuna göre TSK bütçesi, ki vergi muafiyetleri ve örtülü dahil edilmeden 2010’da yine artmıştır. Ve 2011’de daha da artması projelendirilmiştir. Bu artışlar eğitimden, sağlıktan, istihdamdan, kadın, çocuk vb’den tasarruflarla sosyal devleti al aşağı etmektedir.

Mesela, haftanın 5 günü Eskişehir semalarında askeri güç gösterisi olarak yapılan uçuşlarda, bir askeri uçağın kalkış maliyetine orta ölçekli bir kadın sığınma evi açılabiliyor (bu uçuşların simülasyon odasında yapılma seçeneği var). Peki her beş günde bir bir kadının kocası ya da akrabaları tarafından öldürüldüğü ve toplan 52 kadın sığınma evi olan Türkiye’de, bizim vergilerimizle alınan 6 savaş helikopterine ödenen 400 milyon dolarla kaç kadın sığınma evi açılır?

Bir de bu bütçenin tezahürleri vardır ki, 20 senede öldürülen 50 bin insan, yakılan yıkılan 5 bin köy, doğrudan hedef alınarak öldürülen 485 çocuk… Ki bu suçlar kanunlarla kamufle edilmiş, suçlular yargılanamamış, beraat ettirilmiş ya da sembolik cezalarla yırtmışlardır.

“Ordu Millet” efsanesi nasıl bir tarihsel süreç içinde doğdu, gelişti, yaygınlaştı? Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana kadınlar ve erkekler, kadınlık ve erkeklik bu efsaneyle nasıl ilişkilendirildi? “Her Türk asker doğar” anlayışı nasıl normalleşti? Bunda eğitimin, özellikle de askerler tarafından verilen Milli Güvenlik dersinin nasıl bir rolü oldu? Zorunlu askerlik deneyimi erkekleri nasıl millileştirdi, disipline etti ve erkekleştirdi? Vicdani ret hareketi bir yandan ordu-millet efsanesini sorgularken başka neleri sorguladı? Bu süreçte cinsiyetçilik ve karşı cinsiyetçilikle (heteroseksizm) militarizm arasında nasıl bir ilişki kurgulandı? Kadınların “retçi” olması ne demek? Vicdani ret mücadelesi hangi eksenlerde şekillendi, nerelerde tıkanıklık yaşadı?

Maalesef en insani sivil itaatsizliklerden biri olan “vicdani ret” bile ülkemizde bir yerden sonra ciddi tek tipleşme ve statükolaşma süreçleri yaşandı. Bu noktada oluşan bazı iktidarlar önce Kürt Vicdani Reddini, ardından Müslüman Vicdani Reddini “vicdani ret” saymamaya kalktı, Kadın Vicdani Reddini tuzu kuru bir fantezi olarak görmeye çalıştı. Ki yine bir tek tipleştirme çabasını bazı feminist, anti-militaristler de yaptı, kendi doktrini harici kadın vicdani retlerini “fasulyeden” saymaya kalktılar.

Evet vicdani retteki büyük problemlerin biri de bu “tek tipleştirme” geleneğidir. Mesela bir kadın anti militarist bir görüş geliştirmeden, sadece oğlunun, kocasının askere gitmesini istemediği için vicdani reddini açıklamışsa, biz bunu “vicdani ret” saymayacak mıyız? Ne hakkımız var, ne haddimize?

Kadın Vicdani Redleri toğplumsal farkındalığın arttırılması adına da çok önemlidir.. Biliyorsunuz medyada birazcık meta değeri kazanmaya başlamış erkek vicdani retçiler de (Mehmet Bal, Halil Savda, Enver Aydemir vb) sahte çürük raporları verilerek gündemden düşürüldü. Bir sonraki duruşmasına bilir kişi gelecek, hukuk literatürünün en komik davalarından Eskişehir’deki “Herkes Bebek Doğar” davası (TCK 318) ya da 10 yıldır hürriyeti gaspedilen İnan Süver bile gündeme gelemedi.

28 Mayıs 2011’de ilkini, Pınar Selek’e ithafen Amargi’de yaptığımız Kadın ve Vicdani Red /Barış İçin Vicdani Red panel-forumlarına devam edeceğiz ve her panelde vicdani redlerini açıklayan kadınların, metinlerine yer vereceğiz.

Vicdani red ve vicdani red metinleri sahsidir. Herkes mesrebine, biyografisine izafeten, inanci, ideolojisi ya da baska nedenlere dayandirarak mevcut sartlarda ya da tum sartlarda niye askerige karsi oldugunu kendisi icin ilan eder. Kimisi total red boyutunda bu aciklamayi yaparken, kimisi mevcut kanuni duzenlemede getirilen bu yukumlulugu silahla alaka kurmamak, olmemek, oldurmemek vb nedenlerle askerlik yapmaya karsi oldugunu ama buna mukabil tutulacak baska bir sosyal gorevi kabul ettigini aciklar.

Devlet ve aygitlarindan TSK nicin vicdani reddin toplumsal farkindaligindan bu kadar cekiniyor? Bunu engellemek icin butceler ayirip stratejiler gelistiriyor?

Siz bugune kadar bir çatışmada ölmüs bir tek başbakan, cumhurbaşkanı, genelkurmay başkanı, milletvekili, büyük burjuva, büyük bürokrat, rütbeli asker oğlu gördünüz mü? Nedense hep fakir ailelerin çocukları, “vatan sağolsun” diye “sehit” (!?) olur, siyasi ve iktisadi güç vasilerinin oğullarina bir turlu “şehitlik” (!?) mertebesine erişmek nasip olmaz. Ya bir gün bu aileler şehitlik lolipobunu yemezlerse, kimin kapısına dayanırlar?

Şüphesiz devletler ideolojik aygıtlarıyla, hepimize pek çok hatalı ezber empoze eder. Oysa ağızlara pelezenk olmuş ezberlerin aksine milliyeti ne olursa olsun hiç bir bebek asker doğmaz. Potansiyel katil ya da maktul olmak bir erdem değildir.

Ama bu hususta bir toplumsal farkındalığın gelişmesi, savaştan siyasi ve iktisadi güç vesayeti sağlayanlar için büyük tehlikedir. Kolluk bütçesi tartışılmaya, devletin cebren aldığı vergilerin silaha değil de sosyal alana (yiyecek-içecek, iskan, sağlık, eğitim vb) harcanması talep edilmeye başlandığında, hatalı ezberleri harekete geçirip, bütçesine meşruiyet kazandırmak için, hemen bir “tehlike”, bir “savaş” yaratır. Mesela ABD’de ordu bütçesinin en çok tartışıldığı iki senenin birinin akabinde Afganistan, birinin akabinde Irak Savaşları başlatılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti devletini asker kökenli kişilerin kurduğunu, bu ülkede üç askeri “darbenin” yapıldığını, ordunun kendisine sadece ülkeyi iç ve dış düşmanlara karşı koruma görevi vermeyip ulusun baştan aşağı yaratılmasında baş aktör olduğunu dikkate aldığımızda askeriyenin ve askerlik kurumunun toplum üzerinde ne kadar etkili olabileceğini tahmin edebiliriz.

Bu etki politik, ekonomik, kültürel ve sosyal yaşamımızda kendini nasıl güçlü bir şekilde hissettiriyorsa, hukuk sistemimizde de aynı güçlü etki görülmektedir. Örneğin, 1982 Anayasasının Geçici 15. maddesi ile ülkeye iç huzur ve barış getirdiklerini ifade eden 12 Eylül askeri darbecileri hala yargılanmaktadır.

Türkiye Anayasasının “politik haklar ve görevler” başlıklı 5. bölümünün 72. maddesine göre “Vatan hizmeti, her Türkün hakkı ve ödevidir. Bu söylemde şunu görüyoruz bir manada vatandaşlık erkeklerindir, bir alt katmanda heteroseksüel erkeklerindir. Kadınlar ve homoseksüel erkekler vatandaş sayılmaz ayrımcılığı noktasında bir söylem.
İnsanlık tarihinde savaşa katılmamak için çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Bu yöntemlerden birisi vicdani rettir. Nitekim I. Dünya Savaşında 3500, II. Dünya Savaşında 37.000 ve Vietnam savaşında 200.000 vicdani retçi savaşın parçası olmayı reddetmiştir. Günümüzde ise ABD ordusundan Irak savaşına gitmeyi reddedenlerin sayısı beş bini bulmuştur.(1)

“Ordu millet efsanesi” nasıl bir tarihsel süreç içinde doğdu, gelişti, yaygınlaştı? Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana kadınlar ve erkekler, kadınlık ve erkeklik bu efsaneyle nasıl ilişkilendirildi? “Her Türk asker doğar” anlayışı nasıl normalleşti? Bunda eğitimin, özellikle de askerler tarafından verilen Milli Güvenlik dersinin nasıl bir rolü oldu? Zorunlu askerlik deneyimi erkekleri nasıl millileştirdi, disipline etti ve erkekleştirdi? Vicdani ret hareketi bir yandan ordu-millet efsanesini sorgularken başka neleri sorguladı? Bu süreçte cinsiyetçilik ve karşı cinsiyetçilikle (heteroseksizm) militarizm arasında nasıl bir ilişki kurgulandı? Kadınların “retçi” olması ne demek? Vicdani ret mücadelesi hangi eksenlerde şekillendi, nerelerde tıkanıklık yaşadı?

TSK’nin sadece savunma/silah alim bütçesi (Jandarma hariç), TC’nin genel bütçesinin % 7 si, Bu dünyada 1. , Kore ve Meksika’nın bile önünde bir nispet. Dünya ortalaması genel bütçelerin % 2. Mukayese icin Kültür Bakanlığı bütçesinin, TC genel bütçesine nispeti % 0.038.

75 milyon nüfuslu TC’nin ordusunda 800 bin kişi istihdam ediliyor. 83 milyon nüfuslu Almanya’nın ordusunda 190 bin kişi (163 bine indiriliyor bu sene sonuna kadar).

TSK’de sadece profesyonel askerlere hizmet için garson, uşak vb 160 bin er kullanılıyor (tüm Alman ordusu kadar).

TSK’de general-amiral konumunda 347 şahıs var. Almanya’da 1955’den beri bu konumda görev almış insan sayısı, ise toplam 43 (yazıyla kırküç), halen görev başında olan ise 3 (uç) şahıs.

Alman ordusundaki bu üç şahıstan biri buradaki Genelkurbay Başkanı’na karşılık (Generalinspekteur der Bundeswehr), ikincisi Supreme Headquarters Allied Powers Europe ve ucuncusu de Allied Jointe Force/Command Brunssum.  Gerek görulmediği için oramiral rütbesinde kimse yok.

TSK sadece bir kurum olduğu halde kanuni haksız imtiyazlar almıştır. Sadece OYAK bünyesinde 29 şirket, ortaklıklarla 60 şirket var. Bu şirketler müthiş cirolarına tezat sadece 18 bin kişiye iş imkanı sağlıyor, istihdam ediyor. Ve bu şirketler, ayni mecralarda faaliyet gösterenler dahil başka sivil şirketlerin aksine vergiden imtiyazlı ve pek çok hizmeti ücretsiz alıyor.

2 milyar dolarlık askeri harcamalarda da tek söz sahibi TSK’dir. 1/2si direkt, 1/2sine dolaylı, 2/3 oranında söz sahibidir, TBMM dahil diğer devlet kurumlarının söz hakki 1/3dur. Yani karar TSK’de dir.

TSK ve şirketleri haksız olarak bir çok vergiden muaftır, son dönemlerde Sümerbank, Demirçelik gibi şirketleri de bünyesine eklemiştir. Muthiş silah alım bütçesinin yarısı bile TC dahilinde üretilmemektedir, bu alımların % 95’lik bölümünün ABD, Almanya; Fransa; İngiltere ve İsrail’den yapılıyor, buradaki Wallerstein’in merkez-çevre ilişkisiyle açıkladığı rantp sizin mühayelinize bırakıyoruz.

Bizim vergilerimizle korkunç bir bütçe elde eden, siyasi, hukuki ve iktisadi (vergi muafiyetleri ve indirimleri) imtiyazlara sahip tek kurum da TSK değildir, her yıl vergisi üzerinden var olduğu pek çok insanın ölümüne sebebiyet veren kolluğun ikinci kodamanı Emniyet Teşkilatı’nın mevcut mevcudiyetiyle de mücadele etmemiz, bu mücadeleyi mevcut kanunları bile dikkate almadan, teamüllerle insan öldürmüş kolluk lehine kullanarak, koluğa karşı fikir suçları isnat ederek toplumsal adalet duygusunu yok eden Yargı ve toplumsal adalet duygusunu zedeleyici, insana karşı devlet ve aygıtlarını koruyan kanunlar çıkaran yasama yani Parlemento’ya genişletmeliyiz.

Vicdani ret sadece askerlikle yükümlü erkeklerin meselesi değildir. Vicdani, inancı vb nedenlerle cinsiyetçiliğe, militarizme, milliyetçiliğe, ataerkilliğe, savaş ekonomisine karşı çıkan herkesin meselesidir.

Ve tek tipleştirilemez, o tek tipleştirilmezlik anti-militarist olmayan vicdani retcileri de mesru kılar.

Vicdani ret bir sivil itaatsizliktir.

Bu noktada da kadın vicdani reddi, entelektüel bir faaliyet ya da sadece olgu mu , kocamı askere göndermiyorum amaçlı ve boyutunda değildir (ki sadece o boyuttaki de meşrudur)

Çünkü kadın vicdani reddi modernist ulus devletleri militer-milliyetçi yapısının ulus parafının ataerkillik olduğu, bu militarizmin sadece erkekleri değil tüm toplumsal yasama yansıyarak doğrudan kadınları da etkilediği, ki militarist zihniyet ezberindeki erkekler kadınlarla ilişkilerinde onları altı gibi görüp emir komuta şiddete kadar sık sık uzanan bu noktada cinsiyet ayrımı gözetmeyen bir sivil itaatsizliktir.

28 Mayıs 2011’de ilkini, Pınar Selek’e ithafen Amargi’de yaptığımız Kadın ve Vicdani Red /Barış İçin Vicdani Red panel-forumlarına devam edeceğiz ve her panelde vicdani redlerini açıklayan kadınların, metinlerine yer vereceğiz.

Şu ana kadar açıklanmış kadın vicdani red metinleri için grubun files bölümüne bakılabilir: http://groups.yahoo.com/group/baris_icin_vicdani_red/files/

Baris Icin Vicdani Red / Kadın ve Vicdani Red

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: