07- Militarizm & Patriarka

1949 yılında kurulan NATO’ya Türkiye’nin 18 Şubat 1952 tarihinde üye olmasına karşın, ABD’nin Türkiye’deki en önemli üssü sayılan İncirlik 1951’de ABD’li askeri bir mühendis grubunca inşa edilmistir. İşte bu nedenledir ki daha üye olmamasına karşın Türkiye, ABD ile olan “özel” ilişkisi nedeniyle 17 Ekim 1950’debaslayip 1953 kadar suren Kore savasina abd nin hemen arkasindan asker çıkartmıştır. Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı sırasında aldığı borçlar ABD tarafından silinmiş, Yardım Yasaları Kongreden çıkartılmış, Marshall Planı olarak bilinen plan uygulamaya koyulmuş ve Türkiye daha NATO’ya üye olmadan hibeler ve düşük faizli kredili borçlanmalar dönemi başlamıştır. Türkiye ile ABD ve NATO arasında yapılan tüm anlaşmalar, “Ekonomik ve Savunma İşbirliği Anlaşmaları” başlıklarını taşır.

Türkiye’nin 1960-1980 yılları ABD emperyalizmine, NATO’ya, askeri üs ve tesislere, ülke topraklarındaki askeri varlıklara ve militarizme karşı yürütülen muhalefetin güçlü ve etkili olduğu yıllardır. ABD ile yapılan anlaşmaların tümü gözden geçirilmiş, devrimci muhalefetin yukselmesi ile NATO üyeliği tartışmaya açılmıştir. 1962 yılında Türkiye’de görev yapan, sonradan CIA ajanları olduğu anlaşılan “Barış Gönüllüleri” 1969 yılında geri çekilmiş, Ankara Büyükelçisi olarak atanan Komer’in CIA danışmanı olduğunun anlaşılması üzerine ODTÜ ziyareti sırasında arabası yakılmış ve bir yıldan kısa sürede geri çağrılmak zorunda kalınmıştir,.25 Temmuz 1975 tarihinde Ortak Savunma İşbirliği Anlaşması Türkiye tarafından tek taraflı olarak feshedilerek tüm üs ve tesislerin kapatılmasına karar verilmiştir.

Muhalefetin yoğunlaştığı, emperyalizme geri adımların attırıldığı yılların sonunda, NATO’nun gizli orduları olarak adlandırılan, gayri resmi nizami harp usulleri ile konter- gerilla eylemleri gerçekleştirecek olan ve NATO bünyesinde eğitilen Seferberlik Tetkik Kurulu, Özel Harp Daireleri, Özel Kuvvetler isimli oluşumların hızlandırdığı ve örgütlediği yillardir. ABD’nin bilgisi dahilinde ve onayı alınarak silahlı kuvvetler tarafından yapılan askeri müdahaleler NATO ile imzalanan 29 Mart 1980 Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması’nın ardından 12 Eylül 1980 darbesinin gelmesi ve darbe sol muhalefete karşı olmustur.

60 Yıllık NATO tarihi bize; NATO’nun savaş demek olduğunu, ABD politikalarını uygulamak ve silah ve enerji şirketleri için genişlemekte olduğunu, silah tacirlerinin birliği, derin devlet, askeri darbe demek olduğunu, etnik kışkırtıcı, hukuk tanımaz, kaynaklara göz koymuş bir saldırgan güç, nükleer tehlike, nükleer yıkım kaynağı, sivil halkın katili, yaşamı ve çevreyi tehdit eden bir örgüt olduğunu göstermiştir.

22.05.1930 tarihli Askerî Ceza Kanunu. Md. 148 ‘Siyasi Faaliyetlerde Bulunanlar’ başlığını taşıyor ve kınama cezasıyla da yetinmiyor: “Askerî şahıslardan: Siyasi amaçla nutuk , demeç veren, yazı yazan veya telkinde bulunanlar ‘veya toplu olarak siyasi mahiyette beyanname hazırlayan, hazırlanmış beyannameyi imzalayan, imzalatan ve yayın organlarına ulaştıran veya dağıtanlar’ 1 aydan 5 yila kadar hapis cezası öngörüyor.

Türkiye’de askerlik hizmetinin otoriter niteliği baskıcı koşulları ve emperyalist ordu isgalinin getirdigi toplu oldurmeler,tutsakliklar ve iskenceler da gençlerin askere gitmek istememelerinde önemli rol oynuyor. askeri Koşulların oldukça değiştiğini rahat huzur icinde oldugunu soyliyen ordu ve devletler, hâlâ anlamsız baskıcı uygulamaların oldurmenin ve olmenin felsefesinin sürdüğünü göruyoruz.. Birçok genc askerlik sonrası rehabilitasyon ihtiyacı hissetyor.
Türkiye, kendisini bir Avrupa ülkesi olmaya hazırlıyor. Avrupa’da ‘vicdani ret’ hakkı olduğu gibi, askerlik yapmak istemeyen kamu hizmeti seiçeneği sunuluyor.hicbirini yapmayanlari para cezasi na ,odemek istemeyenleride cezaevine atiyorlar. turkiyede otoritenin bireyi ezdiği bir ‘kurumsal ruh’ altında yapılıyor asker olacak veya olmayacaklari  hâlâ konunun tek karar vericisi olarak Türk Silahlı Kuvvetleri görülüyor.
Bu kurumsal ruhun cok iyi algilanmasi gerekmektedir

Türk Silahlı Kuvvetleri bir NATO ordusu olup,NATO ülkeleri içinde ABD’den sonra en çok asker sayısına sahip olan ülkedir. Nüfusumuza ve milli gelirimize göre Batı ülkeleri içinde silahlanmaya en çok para harcayan ülkelerin başında geliyoruz.

AKP’li TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı  günlerdir kamuoyunu meşgul eden bedelli askerlik tartışması için şunları söyledi: “Genç nüfus çok fazla, bedelli çıkarsa iyi olur.”
Konuya olumlu bakan çevreler, şu anda doktora, yüksek lisans yapan, işini gücünü kurmuş birçok genç insanın askerlik nedeniyle sıkıntı içinde olduklarını ifade ettiler. Bedelli askerlik fikrine olumlu bakanların sayısında artış var. Bazı ekonomistler, bu sayede birkaç milyar dolarlık gelir elde edilebileceğine dikkat çekiyorlar. Bedelli askerliğe alternatif olarak düşünülen fikirlerden biri de, askerlik süresinin kısaltılmasıdir.
Bütün bu tabloyu incelediğimiz zaman görürüz ki, Türkiye’deki ‘bedelli askerlik’ tartışması, yalnızca bu tartışmayla sınırlı olmayan bir ortama ışık tutuyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesi su yetkiyi vermektedir. ‘Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır’

Vicdani ret en basit anlamda bireyin ahlaki tercihi, dini inanc yada politik nedenlerle askere gitmeyi ret etmesidir. Turkiye ve dunyada vicdani ret butun boyutlariyla hizlanmistir. isvicre de her yil 20 kisi total vicdani red yapmaktadir.

Turkiyede ilk kayitli vicdani ret 1989 da istanbulda yapilmistir. Bugune kadar legal 74 kisi aciklamistir. Ayrica 13 kadin vicdani retci bulunmaktadir.

Yurtdisinda ( avrupanin genelinde) yasayanlar olarak  21 kisi de ayrica vicdani reddini aciklamistir.

Turkiye de hali hazirda 400.000 asker kacagi vardir.

VİCDANİ REDÇİ OLUNMAYA İTEN NEDENLER KISACA ŞUNLARDIR,

1-) İnsan yaşamına duyulan saygı gereği gerekçe ne olursa olsun öldürme eylemine karşı olabilir. Vicdani retçi şiddete başvurmayı, insan öldürmeyi istemiyor. Ahlaki boyuttur bu.
2-) Birey; emir almak ve vermek, itaat etmek ve hükmetmek istemiyor olabilir. Bu hayatın bütün alanlarıyla ilgilidir.
3-) Eylemci savaşlara karşı olabilir ve savaşın yürütücüsü olan ordulara hizmet etmek istemeyebilir.
4-) Birey, dini inançları gereği her türlü şiddete karşı olabilir.
5-) Birey, politik görüşleri doğrultusunda ordusuz, sınıfsız, devletsiz ve özgür bir dünyada yaşamak istiyor olabilir.
Vicdani retçi eylemini bunlardan sadece birisine dayandırabileceği gibi tümüne de dayandırabilir.
Bir hususu da belirtmekte yarar var. Ülkemizde vicdani ret olayı sadece askere gitmemek, askeri kuralları reddetmek olarak algılandığından ötürü askere gitme ‘‘yükümlülüğü’’ bulunan erkeklerle sınırlı bir eylem biçimi olarak görülmektedir. Bu yaklaşım yetersizdir, eksiktir. Zora, şiddete, tahakküme ve itaate karşı olan kadınları da kapsamaktadır. Vicdani retlerini yalnızca erkekler açıklamazlar, kadınlarda açıklayabilirler.

Anarşistler; kendilerine “sunulanı” reddetmeyi, ortağı olmak istemedikleri olaylar karşısında, düşmanlarını tanıyarak ama onların yöntemlerine başvurmadan isyan etmeyi, bütün uyum ve ıslah dayatmalarına karşı durup, yanlarındakinin sesini boğmadan çığlık atmayı gerçekleştirirler.

Anarşist ahlâk/vicdan; dil ile düşüncenin, düşünce ile edimin eşitlenmesidir aynı zamanda.
Vicdan; çıplaklıktır. Karşılaştığımızda, önce, ürküten, üşüten, şaşırtan, bunaltan, korkutan, kışkırtan ünlemli bir bakıştır. Sonra, eşitlenmedir, yüksüzlüktür. Aslımız, inancımız ve duyarlılığımızdır.
Vicdanımız, bizim ahlâkımız ve kişisel sorumluluğumuzdur. Bu kirlilikle uzlaşmak yerine, erdemi, yani doğrudan eylemi-isyanı öğütler bize.
Doğrudan eylem, kişisel bir eylemdir, sonuç alamasak bile, bizleri suç ortağı olmaktan kurtarır.

Tr deki ordunun konumu osmanlidan bu zamana kadar otoritenin kutsandigi dokunulmazligi,zorunlulugu,namusu, kutsalligi,ulkenin bekcisi durumunu korurken, insanlarin vicdanen buna karsi cikilmasi pek alisik birsey olmadigi gibi alinan karar tehlikeli ve toplum disi davranis olarak kabul goruyor. Askerligini yapmayan erkek degildir,evliligi onaylanmaz,ise girmesi zor olur, adam sayilmaz ve vatan haini gibi yaftalar takilirken asil meselenin ozunun ortaya cikmasi engellemeye calisilir.

Gunumuzdeki erkek egemenligi tipki militarizmdeki egemen mantikla aynidir.

Ordu ulkesini,  erkek de ailesinin kadin fertlerinin namusunu korur. Bu dusunce topluma yillarca sistemli bir sekilde islenmis ve manuple edilmistir.

Genc erkekler en guzel cagda askere alinip baski emir.,itaat,olmek ve oldurmek vatan borcu,vatanin namusunu korumak ,gibi  sistematigi empoze edilip sekillendirilmektedir.

Genc kizlarda aile icinde ki erkek otaritesi (baba,erkek kardes,dayi amca)ayni askerlik gibi ustunun yani erkegin emirlerini, otoritesi ,baski ile yasaklarinin altinda erkege ait olan namusunu korumak adina yasamasinin teorilerini empoze edilip sekilendirilmektedir.

Dinsel ve feodal toplumda kadinin yeri ile Kapitalist sistemdeki kadinin yeri bicim ve uygulamada degissede  ozunde kadin hep ayni yerde ayni sekilde kullanilmaktadir.

Feodalitenin  hakim oldugu yerlerde kadinin gorevi evde baslayip evde bitmek zorundadir. Kiz cocugu dogup 7 yasina geldiginde toplumdaki erkek egemenligi karabasan gibi uzerini ortmeye baslar. Yasitlari erkek cocuklar disarda oynarken kiz cocugu anneye yardim eder .Okul caginda zorunlu 8 yilini doldurunca evin reisi tarafindan egitimi son verilip erkek egemenligi altinda yasamasinin dersleri ogretilmeye baslanir. Evinde soz soyleme ve yorum yapma hakki olmayan genc kizlarin kendi iradesiyle sevmek ve sevilmeleri denetim altinda ailenin namusunu gozeterek kontrol altinda tutulur.. Genclik doneminde  baslik parasiyla satilip baba evine gelir gelmesiyle yada akrabasi ile evlilik, yeni bir aile kurma gorevi verilir. Kocasinin emir ve otoritesi ,cinsel arzularinin giderilmesi erkegine cocuk dogurmasiyla(ozelikle erkek cocuk)soyunun devami gorevi verilir.

Kapitalist ulkelerde durum da ayni sekil dedir. kadin yuva kurup erkegine cocuk vermek,evislerini yapmak ayni zamanda da disarida cinsiyet ayrimciligi icinde calisip evinin gecindirmekle sorumludur.Ayni is yapan erkeklerden az ucret alan kadin patronu tarafindan taciz edilmektedir.Ise giren veya okula baslayan kadin erkekler tarafindan paylasilmaktadir.Kapitalist urunlerin tanitimindan,sinema sahnelerine,genelevlerden,ticari anlasmaya kadar ortada kulanilan kadin kendini var edip esit bir sekilde ortaya koymasi sansini zorlasmaktadir.

Kadinlari moda ve lux tuketim hirsini asilayip yasamlarini bedenlerini satarak surdurmek zorunda kalmistir. Hizmet tanitimi icin kadini kullanan, muzik kliplerinde kadinin vucudunun sergilenmesi,iktidarlar politikada kadin yuzunu gosterilip imaj degisikligi yapmaktadirlar.

Militarizme vurulan her darbe ayni zamanda   geleneksel geri aile anlayisinin sarsilmasina ve de   erkek egemenligine karsi mucadelede de alternatiflerin hizlanmasini gundeme getirmektedir.

Feminizm ve anti militarizmin mucadele anlayis bicimi birbirlerinin icice gecislerislerini yasamin pratigi bize kendini gostermektedir. Okyanuslara farkli kollardan akan nehirler gibi birlesiyor tum mucadele bicimleri.

Yasamin bize sundugu dogal kendiliginden olusan dayanisma hareketleri yasamda anlam bulur vede tekrar yasama geri donerler.

Yasasin dogal dayanismalar…

Karakok turkiye-isvicre & Feminist Aksiyon

Bir Yanıt to “07- Militarizm & Patriarka”

  1. aslihan Says:

    Gercekten dogal dayanismalar cok önemli, gözardi edilmesi gerekmeyen bir konu. Güzel bir yorumla sonu baglamissiniz.
    Tebrikler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: