Gezi Notları…(IV) Nerede Çokluk Orada Özgürlük…

Mayıs-Haziran Taksim Devrimi Martiri Abdullah Cömert’in anısına…

 

Dün akşam ve gece Ceren’le birlikte Taksim Gezi’sindeydik. Dorina’nın özenle diktiği kızıl-kara bayraklarımız ellerimizde. Benimkinin üzerinde püskürtme boyasıyla ve eğri büğrü bir yazıyla yazdığım, yuvarlak içindeki A ile birlikte CNT-FAI, Durruti yazısı vardı. Ceren’inkinin üzerinde ise, Biji Azadi yazıyordu. Bu yazıyla, harekete katılmakta ikircikli davranan Kürtlere bir mesaj vermek istemiştik. Onları bu kez meydanda gördüğümüze sevindik. Kürt politik hareketi böyle bir devrimin kenarında durmayı doğru bulmamış, güçlerini katmaya karar vermişti. Benimkinin üzerindeki yazı ise, ancak “hard-corn” anarşistlerin anlayabileceği türden, epeyce marjinal bir yazıydı. O meydandaki muazzam kalabalık içinde, 1936 yılında Franko darbecilerine karşı ellerindeki çekiçlerle özgürlük için dövüşmüş ve kenti çıplak elleriyle ele geçirmiş anarko-sendikalist CNT’li işçileri, İberya Anarşist Federasyonu’nu ve anarşist kahraman Durruti’yi kim bilir, kim hatırlardı. Ne var ki, her büyük topluluğun birkaç marjinale her zaman ihtiyacı vardır.

Dün gece Taksim Gezisi’nde, sürekli akışkan kalabalıkların tümünü hesaba katarsanız bence iki yüz binden fazla insan vardı. O küçük park tuhaf bir şekilde büyümüş, devleşmişti. Hayatımda ilk kez, net bir biçimde, mekânların çapının da görece olduğunu fark ettim. Taksim Gezisi, içine aldığı muazzam kalabalıklarla birlikte büyümüş de büyümüştü. Normal zamanda on dakikada turlayacağınız bu park, devasa bir alana dönüşmüştü. Ve söylemeye elbette gerek yok ki, orada Türkiye’nin bütün çoğulları, bütün renkleri bir aradaydı. Hem de barış içinde.

Ve yine hayatımda ilk kez kendimi bu kadar rahat, bu kadar güven içinde, bu kadar özgür hissettim. Herkes gülüyordu, herkes espri üretiyordu. Ve bizim Melih bu esprili sloganlar yağmurunu, Emma Goldman’ın ünlü bir sözünü değiştirerek taçlandırıyordu: “Gülemediğim bir devrim devrim değildir.”

Ve hemen ardından, pırıl pırıl parlayan gözlerle söylenen, birçok arkadaşımdan duyduğum şu sözler: “Bu günleri gördüm ya, artık ölsem de gam yemem.” Dillendiremesem de içten katıldığım sözlerdi bunlar. Elli yıl boyunca “devrim, devrim” deyip durmuştum. Sonunda devrim yüzünü işte burada, gerçekten göstermişti hepimize.

Dün gece çocuklar gibi şendik ve özgürdük. Dün gece yüz binler, varlıklarıyla ve neşeleriyle polisin olmadığı yerde olayın ve çatışmanın da yaşanmadığını bizzat, davranışlarıyla ispatlamanın mutluluğunu yaşıyorlardı. Siyasi ve ideolojik ayrılıklar devam etmesine rağmen aslında böyle büyük bir devrimde bunların o kadar önemli olmadığı net bir şekilde görülebiliyordu. Orada en ulusalcısı da vardı, en Kürt yanlısı da, en katı “proletarya diktatörlüğü” yanlısı da, en liberali de. Bir arkadaş yolumu kesip, “dün gece Cengiz Çandar da buradaydı, biliyor musun?” dedi. Ardından da “gerekeni söyledim ama” diye ekledi. “Keşke mahçup etmeseydin” dedim ona, “buraya gelmiş madem.” Öyle onur kırıcı bir laf etmemiş neyse ki. İşte devrim böylesi bir barış ortamı yaratmıştı. Farklılıklara saygı kültürü kendiliğinden, konuşulmamış, sessiz bir konsensüsle bir anda hâkim oluvermişti alanlara. Bir kere daha gördük ki, yaygın deyişin aksine, çokluğun olduğu yerde bokluk değil, gerçek özgürlük olur. Özgürlüğün garantisi, sizin sahte oy çoğunluğunuz değil, Negri’nin ifade ettiği çokluktur. Çokluklar, çoğunlukçu dengeleriyle bir gücün egemenliğini engelleyerek özgürlüğü garanti altına alır.

Gündüz Gezi Parkı’na gitmeden önce, Başbakan Yardımcısı Arınç’la görüşmeye giden Taksim Dayanışması üyelerinin basın açıklamasını yüreğim ağzımda dinlemiştim. Acaba nerede falso verecekler diye tetikte, dikkat kesilmiş bakıyordum TV ekranına. Hiçbir falso verdiler. Son derece tok bir üslupla, hiçbir uzlaşma cümlesi sarf etmeden, kesinlikle radikal taleplerini sıralayıverdiler. Tanımıyorum kendilerini ama mutlaka karakterli insanlardır. Mesele karakterlilik meselesi değil zaten. Arkalarında muazzam bir kitle olduğunu bilen insanlar daha dik dururlar, daha tok konuşurlar ve geri adım attıkları an o kitlenin gözünden düşeceklerini bilirler. Yani aslında “söyleyene değil, söyletene bak” sözü tam da bu durumlar için söylenmiştir. Bunun en iyi örneği, Macar Devrimini yatıştırmak için Kruşçev tarafından görev başına getirilen İmde Nagy’nin kitle hareketinin gücüyle ve itkisiyle bir halk önderine dönüşmesidir.

Sözün özü, demek istediğim, büyük devrimci kitlenin, bu kısa aralıkta hem kendini, hem de kendisi adına hareket edenleri dönüştürdüğüdür. O ne muazzam topluluktur öyle. Parkta her şey bedavaydı. Kitap bedava (acil bir kütüphane kurulmuştu. Herkes yüzlerce kitap bağışlıyor ve yüzlerce insan onlarca kitap alıp gidiyordu), kandil simidi bedava, üzerinde slogan yazılı seçtiğiniz yumurtadan yapılmış harika omletler bedava, pilav bedava, her adımda bunları ikram eden insanlar çıkıyor karşınıza. Herkes büyük bir nezaket ve sevecenlik içinde. Bir yerden inerken ayağınız mı tökezledi? On el birden uzanıyor size, yardımcı olmak için. Çok güzel, şortlu kızlar gecenin o vakti ve o kalabalıkta özgürce dolaşıyor. Tek bir taciz olayı yok. Taksim ve Beyoğlu’nun yılbaşı eğlenceleri sırasındaki halini bilenler ne demek istediğimi çok iyi anlayacaklardır… Her şey bedava dedim ama sanılmasın ki her şey kamulaştırılmış. Yok böyle bir şey. Halk kendi yaratıcılığı ile bir anlamda parayı ortadan kaldırmış ama özel ticaret yasaklanmış falan değil. Seyyar satıcılar istedikleri gibi faaliyetlerini sürdürüyorlar. Geçmişteki kamulaştırmacıların çok şey öğreneceği ve üzerinde derin derin düşüneceği bir durum.

Aslında yazılacak daha o kadar çok şey var ki. John Reed burada olsaydı sanırım Dünyayı Sarsan On Gün’ün ikinci versiyonunu da yazardı. Evet, dünyayı sarsan on gün bugün Türkiye’de yaşanıyor ve Taksim Gezisi, turistlerin de uğrak yeri olmuş. Hiçbir turist bu önemli olaya tanık olma fırsatını kaçırmak istemiyor. Hangi turist propaganda broşürü böylesine bir etki yaratabilirdi? Arkadaşlarla dün gece yarısından sonra karar verdik. Bir çalışma grubu oluşturup bu devrimi tüm canlı manzaralarıyla birlikte bir kitap halinde yazacağız.

Bu kitabın bölümlerinden biri de, öyle sanıyorum ki, ismini, hareketin sonsuz espri üretiminin çarpıtmasıyla değiştirdiği şekliyle söylememe izin verin, Bünyamin Tayyip Nedenyahu’nun incilerinden oluşacak. Sözleriyle ve tavırlarıyla devrime büyük hizmetlerde bulunduğuna inandığım Tayyip Nedenyahu’nun, kendisinden önce yeni birkaç incisi ulaştı Tunus’tan. Başbakan, “azınlığın çoğunluğun haklarını gasp etmesine izin vermeyeceklerini” buyurmuş. Yani, Taksim’deki “azınlık”, İstanbul’un semtlerini “aynı hava” ile inleten “azınlık”, Türkiye’nin neredeyse bütün illerinde yedisinden yetmişine ayağa kalkan “azınlık”, AKP’li bakanlardan, milletvekillerinden, valilerden, emniyet müdürlerinden, eli sopalı sivillerinden oluşan “çoğunluğun” haklarını  gaspediyormuş. Haberleri bile yok ki, onların bile hayat hakkı, “azınlık” dedikleri halkın güvencesi altındadır. “Hayata Dönüş” operasyonunun baş sorumlulurından biri olan Hikmet Sami Türk’ün, Taksim Gezisi’ne adeta bir “intihar bombacısı” kararlılığıyla gelme cüreti gösterip, oradan korumalarının eşliğinde sağ salim kaçabilmesi bile sadece halkın engin hoşgörüsünün ürünü değil midir?

Ve o halk, elbette kendisinin bir parçası olan, kendi çocuklarından oluşan, “marjinal” diye ötelenmeye çalışılan örgütlerin haklarını da güvence altına almıştır. Başbakan, ülke dışından yolladığı incilerinden birinde, her zamanki taktiğine başvurarak “içlerinde DHKP-C’liler de var” demiş. Var ya… Bu halk, o çocuklarını da himayesine almış bulunuyor, “azınlık” deme cüretini gösterdiğiniz halkın, daha önceleri yaptığınız gibi, onları hücre evlerinde basıp kenar köşe yerlerde katletmenize izin vereceğini mi sandınız…

Gün Zileli

6 Haziran 2013

www.gunzileli.com

gunzileli@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: