GIORNATA PER I CIRCHI SENZA ANIMALI

Veröffentlicht in Avrupa haberler, Deutschsprachige Artikel, Duyurular mit Tags am 13/11/2009 von Karakök
Thursday, 12. November 2009
GIORNATA PER I CIRCHI SENZA ANIMALI
sabato 21 novembre 2009
in collaborazione con AZOT.DALLE 10.30 ALLE 17.00
Piazza Dante, Lugano
stand informativo, mostra fotografica,
proiezione video, volantinaggio, anim-azione!

DALLE 19.30 ALLE 20.30
Piazzale della Gerra (zona Stadio, vicino al tendone del Knie)
MANIFESTAZIONE CONTRO LO SFRUTTAMENTO
DEGLI ANIMALI NEI CIRCHI

Partecipa anche tu: facciamo sentire la voce dei Senza Voce!
TI ASPETTIAMO!

 

diseducazione

 

 

 

Aktion Zirkus ohne Tiere

27./28.11. Naziaufmarsch und Gegenaktivitäten

Veröffentlicht in Avrupa haberler, Deutschsprachige Artikel, Direnis, Duyurular mit Tags am 13/11/2009 von Karakök

Am 28.11.2009 rufen „Autonomen Nationalisten“ aus dem Dunstkreis AG Ruhr Mitte zu einer Demonstration am Recklinghäuser Hauptbahnhof auf. Die Demonstration, welche vom altbekannten Neonazi Christian Worch angemeldet wurde, soll den Jahresabschluss der „ANs“ darstellen. Die Demonstrationen in Dortmund und Leipzig wurden zum Desaster, so wurde Recklinghausen spontan nochmal zum Anlaufpunkt gewählt, um die Niederlagen weniger schlimm aussehen zu lassen. Doch auch in Recklinghausen regt sich zahlreicher Protest gegen den Aufmarsch.

___________________________________________________________________________________________________
Vorabenddemonstration

Am 27.11.2009 wird eine inhaltlich radikale Vorabenddemonstration der Offenen Antifa Recklinghausen und der Anarchistisch Syndikalistischen Jugend Herne/Recklinghausen stattfinden. Die Demonstration fängt ebenfalls am Recklinghäuser Hauptbahnhof an. Sie beginnt um 18 Uhr. Zu dieser Demonstration wurden zwei Aufrufe verfasst, die jeweils den radikalen und inhaltlichen Standpunkt der jeweiligen Gruppe wiedergeben sollen.

Anarchistisch Syndikalistische Jugend Herne/Recklinghausen:

Klassismus, eine Veranstaltung in der „Barrikade“

Veröffentlicht in Avrupa haberler, Deutschsprachige Artikel, Haberler mit Tags , am 13/11/2009 von Karakök

Eine Veranstaltung mit Andreas Kemper
Die letzte Diskussions-Veranstaltung mit Gabriel Kuhn zum Thema Arbeiter/innenklasse und Mittelschicht war interessant und hatte (zumindest mir) Spaß gemacht. War schön, wie viele Leute sich dabei eingebracht und was zum Thema zu sagen hatten.
Nun haben wir direkt eine thematisch passende Anschluß-Veranstaltung angehängt, die auf einer allgemeineren Ebene das Thema weiter vertieft.
Wieder geht es also um die „Klasse“. Andreas Kemper, Mitautor des kürzlich erschienenen Buches „Klassismus“ wird die Veranstaltung mit der Buchvorstellung beginnen, damit wir dann -hoffentlich wieder so ergiebig wie letztens- mit einer Diskussion daran anknüpfen können. Mensch kann den Begriff „Klassismus“ und die dahinter stehende politsche Theorie durchaus kritisch sehen oder gar ablehnen, was aber nicht heißt, das etliche Beschreibungen der arbeitenden Klasse in der „Klassismus-Forschung“ nicht für uns nutzbar wären. Schlagworte: Sprache, Antirassismus, Sexismus und Klasse, Unterdrückung von ArbeiterInnenkultur, Proletkult, Familien, ArbeiterInnensexualität, Wohnverhältnisse usw…

Diese Veranstaltung läuft wieder an einem Dienstag, den 17. November um 20 Uhr. Eine tierelendfreie ProlKü wird organisiert.

Hier könnt ihr das Buch auch käuflich erwerben: Syndikat-A

Kadınlar Sokakta Olacak!

Veröffentlicht in Direnis, Duyurular, Feminizm mit Tags am 13/11/2009 von Karakök

Ankara Kadın Platformu, 25 Kasımda namus cinayetlerine, taciz ve tecavüzlere, mahkemelerde uygulanan haksız tahrik indirimlerine, nefret cinayeti adı altında işlenen katliamlara da hayır demek için sokaklarda olacak.

Bileşenlerinin içerisinde KAOS GL’nin de bulunduğu Platform; Ankara’da mücadelesini sürdüren kadın örgütleri, siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri, sendikalar, meslek örgütlerinden kadınlar ve bağımsız kadınlardan oluşuyor.

Kadın Dayanışma Vakfında bugün düzenlenen basın toplantısında Ankara Kadın platformu adına konuşan Nurşen Ayaz, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü çerçevesinde Ankara Kadın Platformu olarak bir dizi eylem ve etkinlik gerçekleştirileceklerini söyledi.
Kadınların etkinlikleri şöyle:
14 Kasım 2009 Cumartesi günü saat 13.00’te Sincan Cezaevi önünde bir basın açıklaması ile başlayacak.
17 Kasım 2009 Salı günü Ankara’daki belediyelere kadınların taleplerinin yer aldığı bir metin fakslanacak.
Aynı gün saat 12.30’da YKM önünde toplanıp İzmir Caddesi’ndeki PTT’ye yürüyecekler.
Ayaz sözlerine şöyle devam etti: “19-20 Kasım 2009 tarihlerinde KESK’li kadınların İzmir’de yapılacak duruşmasına katılacağız. 22–23–24 Kasım 2009 tarihlerinde Yüksel Caddesi’nde stantlarımızı açacağız. 25 Kasım 2009 saat 12.00’de YKM önünde toplanıp, Yüksel Caddesi’ne yürüyeceğiz.”
Platform adına okunan metinde ise “Biz Ankara’da mücadelesini sürdüren, kadın örgütleri, siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri, sendikalar, meslek örgütlerinden kadınlar ve bağımsız kadınlar bir 25 Kasım’ da daha yaşamımızı kuşatan her türlü şiddete, sömürüye, ayrımcılığa karşı yan yanayız.” denildi.
Ankara Kadın Platformu’nun çağrısının tam metni:

“Bundan tam 49 yıl önce Dominik Cumhuriyeti’nde Turijillo Diktatörlüğüne karşı muhalif bir hareketin üyesi olan Mirabel Kardeşler kaçırılarak öldürüldüler. Mirabel kardeşlerin ölümü kadına yönelik şiddetin ne ilk örneği ne de son! Yüzyıllardır kadın üzerinde uygulanan cinsel, ulusal ve sınıfsal sömürü, fiziksel, psikolojik, cinsel, ekonomik şiddet tüm acımasızlığıyla devam ediyor.
Cinsiyetçi bir dünyada, cinsiyetçi bir ülkede yaşıyor, yaşamın her alanında ikincilleştiriliyoruz. Bedenimiz, emeğimiz, kimliğimiz erkek egemenliği ve kapitalizmin ürettiği kadına yönelik her türlü şiddet biçimiyle parçalanıyor. Savaşlarda en çok mağdur olanlar, ev içinde şiddetin her biçimini yaşayanlar, gazete köşelerinde dağa kaldırılıp tecavüz edilenler, kadın ticareti ile bedenlerimizden kazanç sağlananlar, üçüncü sayfa haberleriyle ölümlerimize haklı gerekçeler yaratılanlar, nesne haline dönüştürülenler yine bizleriz.
Sadece Türkiye’de 7 ay boyunca istatistiklere yansıyan kadın ölümlerinin sayısı 953! Üstelik her gün o kadar çok kadın öldürülüyor ki bu 953 sayısına birkaç gün önce öldürülen Demet öğretmen ve Fatma TAŞ ve daha niceleri dâhil değil… Bilmediğimiz, görmediğimiz, intihar süsü verilmiş ölümlerin sayısını da ekleyecek olursak durum korkunç ötesi.
Kabahatler kanunu ile trans kadınlar suçlu duruma düşürülüyor. Lezbiyen, biseksüel, travesti veya transseksüeller ötekileştirilen dillerle hedef tahtası haline getiriliyor. Birçok arkadaşımızın yüzüne kezzap atılıyor, tecavüz ediliyor, işkence edilerek en temel hak olan yaşama hakkı ellerinden alınıyor.

Dolapdere’de sabah evlerinden iş yerlerine giden 7 kadının işe gitmek için servis adı verilen kamyonette boğularak can vereceklerini, üstelik işveren tarafından ölümlerinden sorumlu tutulacaklarını düşünebilir miydik? Ya da Ceylan’ın oyun oynadığı yerde koyun otlatırken kafasına havan mermisinin isabet edeceğini… Bölgeye özgü görülen, meşrulaştırılan kadın ölümleri çok uzağımızda değil, ülkenin her yerinde yaşanılan şiddet çınlatıyor kulaklarımızı. Korucu katliamlarının ardı arkası kesilmiyor.
Kadınların insanca yaşam için attığı her adım, aldığı her soluk kesilmeye çalışılıyor.
KESK ve demokratik kitle örgütlerinden kadın arkadaşlarımız sadece örgütlü oldukları için cezaevlerinde tutuluyor. Sokaklarda barış adına bildiri dağıtan arkadaşlarımız karakollarda çırılçıplak soyularak aranmak isteniyor. Su ve barınma hakkı için sokağa çıkan kadınlar gözaltına alınıyor.
İşte tüm bu nedenlerle…
Bu 25 Kasımda da namus cinayetlerine, taciz ve tecavüzlere, mahkemelerde uygulanan haksız tahrik indirimlerine, nefret cinayeti adı altında işlenen katliamlara hayır demek için…
Yaşadığımız şehirlerde korkmadan sokakta yürüyebilmek, şiddete uğradığımızda başvurabileceğimiz kurumların olması, sığınma evlerinin açılması için…
Yeni Ceylanlar’ın öldürülmemesi, yeni Bilge Köyü katliamlarının yaşanmaması, her çocuğun ana dilinde eğitim görebilmesi, zorunlu göç mağduru Kürt kadınlarının yaşadıkları sorunların çözülmesi için…
Her kadının kolayca ulaşabileceği, ücretsiz, sağlık ve sosyal güvenlik hakkı ve eğitim için, çalışan kadınların İstanbul Dolapdere’deki gibi kamyonetlerle işe taşınmaması, işten çıkarmalarda ilk işini kaybedenin kadınlar olmaması için…
Ailenin Korunmasına Dair Kanunun etkinleştirilmesi, yargının “erkek yargı” olmaktan çıkması, Nahide OPUZ’ların kocalarından saklanmak zorunda kalmaması için…
Gözaltında, cezaevinde cinsel şiddete, işkenceye uğrayan kadının kalmadığı, kadın mücadelesi yürüten kadınların apar topar cezaevine atılmadığı, Güler ZERE’nin cezaevinden çıkması için neredeyse ölümünün beklenmediği bir ülke için
Kreş sayılarının artırılması için…
Medyanın yeniden yeniden ürettiği şiddeti sonlandırmak için 25 Kasım’da sokaklarda olacağız.”
Kaos GL

Venezüella Polisinin Uygulamaları Çok Tanıdık!

Veröffentlicht in Feminizm, Haberler mit Tags am 13/11/2009 von Karakök



Venezüella, hem devrimci hem homofobik olmanın çelişkilerini yaşıyor. Chavez yönetiminin eşcinsellere yönelik görmezden gelme ve marjinalleştirme yaklaşımı devam ediyor. Caracas’tan gelen habere göre polis, tutukladığı eşcinselleri şehir merkezine uzak bir otoyol kenarına bıraktı.

Uluslararası Gey ve Lezbiyen İnsan Hakları Komisyonu (IGLHRC) ve Venezuela Diversa C.A., Venezüella’da eşcinsellerin tutuklanmasıyla ilgili bir açıklama yaptı. Yapılan çağrıda, Caracas’lı ve Venezüellalı yetkililerden 19 LGBT bireyin ve insan hakları savunucusunun 9 Ekim 2009’da Caracas’ta keyfi olarak tutuklanmasının tam ve adil biçimde araştırılması ve gelecekte cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayanan keyfi tutuklamalara karşı önlem alınması talep ediliyor.

Neler Oldu?

9 Ekim 2009 Cuma günü akşamı Venezüella Diversa üyeleri Yonatan Matheus ve Omarliv Marques, polisten bilgi edinmeye çalışır ve polisin hareketlerini kameraya alırken, LGBT bireylere hizmet veren club ve pubların bulunduğu sokakta Caracas polisi tarafından keyfi olarak tutuklandı.
Polis, son olarak 19 gey ve lezbiyeni tutukladı. 11’den fazla kişi 18 yaşın altındaydı. Polis, kimliklerine ve cep telefonlarına el koydu, onları cinsel yönelimlerine gönderme yaparak sözle taciz etti ve dövdü. Cep telefonunu saklayan biri arkadaşlarını ve Ombudsmanlık Ofisi’ni arayabildi. Tutuklananlar arasında polise heteroseksüel olduğunu söyleyen iki adam da vardı. Gey ve lezbiyen olarak tespit edilenlerin tersine bu iki kişiye saygı gösterildi ve telefonla görevlilerle konuşmalarına izin verildi.
18 yaşın altında iki gençle birlikte gece yarısı Francisco Fajardo otoyolunun ortasına bırakılan aktivistler şehir merkezine yürüyerek dönmek zorunda kaldılar. Kalan tutuklular Policaracas merkezine götürüldüler. Aktivistler saatler sonra Ombudsmanlık Ofisi yetkilileriyle görüşebildi ve neler olduğunu anlattı. Bunun üzerine görevliler diğer tutukluların durumunu kontrol etmek için Policaracas merkezine gitti.

Polisten Tanıdık Hareketler: Başkente güvenlik, LGBT’lere taciz ve keyfi tutuklama!

Bu vaka, “Güvenli Caracas Operasyonu” adı altında suçu bastırmak adına LGBT cemaatinin aleyhine yapılan çok sayıda keyfi tutuklamadan sadece biri. Polis cinsel yönelimi ve/veya cinsiyet kimliği toplumsal normlardan ayrışan insanları taciz ediyor. Bu tutuklamalar, uluslararası insan hakları yasasına göre keyfi ve yaşam ve güvenlik hakkını, yani keyfi tutuklamaya, işkence ve zalim, insanlık dışı ya da küçük düşürücü muameleye, ayrımcılığa maruz kalmama haklarını, yasalar önünde eşit olma ve ifade özgürlüğünü ve insan hakları savunucularının haklarını ihlal ediyor.

Venezüellalı yetkililer polisin keyfi tutumunu soruşturacak mı?

IGLHRC ve Venezuela Diversa harekete geçmek için insanları Caracas Belediye Başkanı’na da bir protesto mektubu yazmaya davet etti.
Bu mektupta Yogyakarta İlkeleri’nin çiğnendiği belirtiliyor ve Venezüella yetkililerinden bu uygulamaları alenen kınamaları, bunlar hakkında soruşturma yürütmeleri, failleri tespit etmeleri ve yasaya uygun biçimde cezalandırmaları, kurbanları ve avukatlarını bu ihlallere karşı adalet talebinde bulunduklarında desteklemeleri isteniyor.

Hâkimlerin ve polisin insan hakları merkezli sivil toplum örgütlerinin desteğiyle cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim temelli suçları engelleyecek, denetleyecek ve takip edecek bir program oluşturması talep ediliyor.(AE)

Yogyagarta İlkeleri için bakınız:
http://www.rightsagenda.org/index.php?option=com_content&view=article&id…

Die Revolution wird schlieszlich auch nicht angemeldet…

Veröffentlicht in Avrupa haberler, Deutschsprachige Artikel, Haberler mit Tags am 13/11/2009 von Karakök

 

die-revolution-wird-schlieszlich-auch-nicht-angemeldet-small.jpgFür den 14. November 2009 rufen wir zusammen mit dem Autonomen Zentrum KTS und anderen linksradikalen Projekten zu einer unangemeldeten antifaschistischen Demonstration in Freiburg auf. Unter dem Motto „Mit Autonomen Zentren antifaschistisch in die Zukunft!“ soll ein starkes Zeichen gegen staatliche Repression und Nazis gesetzt werden. Wie zu erwarten, setzen die Repressionsorgane schon jetzt alles daran, unsere Politik zu kriminalisieren. Zeitgleich verharmlosen sie den Naziterror. Als Anarchisten und Anarchistinnen haben wir dem Staat und seinen Repressionsorganen nichts als Ablehnung entgegenzubringen und erwarten keinerlei Entgegenkommen. Die KTS erwartet einen friedlichen Verlauf der Demo, weshalb die Demovorbereitungsgruppe Absprachen mit der Einsatzleitung angeboten hat. Die Erfahrung vergangener Demonstrationen hat jedoch gezeigt, dass wir seitens der Behörden auf alles gefasst sein müssen.

Unangemeldete Demonstrationen haben in Freiburg Tradition. Aus Protest gegen das „Versammlungsgesetz“, aus mangelndem Respekt gegenüber staatlicher Arroganz, und Ablehnung der StellvertreterInnenpolitik und nicht-selbstbestimmter Auflagen werden wir unsere Demonstrationen auch in Zukunft nicht anmelden.

Autonome Zentren, wie die KTS in Freiburg, sind wichtig, um einen selbstverwalteten und solidarischen Gegenstandpunkt zur vorherrschenden kapitalistischen Verwertungslogik zu bieten. Wir müssen Autonome Zentren verteidigen, weil sie einen wichtigen Schutzraum vor Konkurrenzdenken, Sexismus, Homophobie, Antisemitismus, Faschismus, Rassismus und Nationalismus darstellen.

Selbstverwaltete Freiräume sind daher schon immer staatlicher Repression und faschistischen Angriffen ausgesetzt gewesen. Auch die KTS blieb davon nicht verschont: nach der unangemeldeten Demonstration am 13. Dezember 2008 gegen das geplante neue baden-württembergische Versammlungsgesetz wurden die Vorstände des KTS-Fördervereins wegen angeblichen Verstoßes gegen das Versammlungsgesetz von der Polizei vorgeladen.

Auch die Vorstände der Wagenburg „Schattenparker“, in gewisser Weise ein Autonomes Zentrum im Freien, wurden auf Grund einer Jubelparade im Juni 2009 stellvertretend, wegen angeblichen Verstößen gegen das Versammlungsgesetz, angezeigt. Diese erneute Repression gegen linksradikale Strukturen lässt eine Eskalation zwischen Autonomen und den Behörden befürchten.

Mittlerweile wurden die Verfahren gegen die Vorstände der KTS eingestellt. Gleichzeitig laufen die Verfahren gegen die „Schattenparker“ weiter; die Stadt droht mit der Räumung des Wagenplatzes „Kommando Rhino“ und kürzlich zensierte die Polizei die Websites von KTS und Autonomer Antifa.

Dass Polizei und Ordnungsamt in einer pseudo-grün-alternativen Stadt wie Freiburg immer wieder versucht, soziale Kämpfe zu kriminalisieren und zu unterbinden, ist für uns nicht hinnehmbar.

Doch auch die Nazis wollen einfach keine Ruhe geben. Nach erfolgreicher Antifa-Recherche im Sommer 2009 wurde der Stützpunktleiter der JN („Junge Nationaldemokraten“) Lörrach von der Polizei festgenommen, da er neben 22 Kilogramm Chemikalien für Sprengstoffbau auch mehrere Waffen zu Hause hortete. Hinweise auf einschlägigen Nazi-Websites deuteten auf Treffpunkte der linken Szene als Anschlagsziel.

Während linksradikale Menschen oft mit einer „rund-um-die-Uhr“-Überwachung durch Staats- und Verfassungsschutz zu kämpfen haben, können Neonazis fast ungestört agieren, sich Sprengstoff besorgen, damit experimentieren und Bombenanschläge im Internet ankündigen.

Am 9. September 2009 ließen die Nazis ihren Ankündigungen Taten folgen, indem sie einen Brandanschlag auf die KTS verübten. Dabei brannte ein vor dem Haus stehendes Kassenhaus komplett aus, mehrere Fenster, ein Raum und die Hausfassade wurden beschädigt.

Bereits vor den Naziaktivitäten im August und September versuchten südbadische Nazis linke Szenetreffpunkte zu erkundschaften. Übergriffe gegen Andersdenkende häuften sich in diesem Jahr, auch wenn die Region eher wenig organisierte Nazistrukturen aufweist. Schon auf einer antimilitaristischen Demonstration am 30. März 2009 in Freiburg versuchten Nazifotografen, DemoteilnehmerInnen abzufotografieren.

Nazis stellen eine reelle Gefahr für uns und alle anderen freiheitsliebenden Menschen dar. Vor dieser Bedrohung müssen wir uns aktiv schützen und unsere Strukturen ausweiten. „Passive Bewaffnung“ oder Vermummung ist auf Demonstrationen in Deutschland zwar gesetzlich verboten, in Einzelfällen jedoch, beispielsweise zum Schutz vor Nazis, kann von einer Strafverfolgung abgesehen werden. Das Vermummen auf Demonstrationen ist für uns eine Möglichkeit, uns vor den Nazifotografen zu schützen. Wir rufen die Polizei, welche selbst immer wieder paramilitärisch anmutend und vermummt auftritt, dazu auf, dies einzusehen.

Die Demonstration am 14. November wird parallel zu zahlreichen Akionen gegen Nationalismus, Repression und Nazis stattfinden. Im Rahmen des „siempre antifascista“-Aktionstages werden AntifaschistInnen den Opfern von Nazigewalt gedenken. Dazu sind im gesamten Bundesgebiet, Polen, Spanien und der Tschechischen Republik Aktionen geplant.

Wir wollen an diesem Tag unsere grenzüberschreitende Solidarität, die Ablehnung faschistischer Systeme und unseren Kampf gegen jegliche Art von Herrschaft demonstrieren, die uns von Staat und Kapital alltäglich aufgezwungen wird.

Her mit der sozialen Revolution. Für den Anarchismus!

Advertisement

Commemorating the Fall of the Berlin Wall, Demonstrators Tumbled Down Section of Wall in Ni’ilin

Veröffentlicht in Avrupa haberler, Duyurular, English mit Tags , am 13/11/2009 von Karakök

Ni'ilin

In Ni’ilin, demonstrators brought down a section of the eight meters tall concrete wall that cuts through the village’s land. The soldiers, positioned at the other side of the wall, fired scores of live rounds at the demonstrators as well as tear gas, and sprayed them with the „skunk-bomb“ (a foul-smelling liquid). This is the first time since Israel began the construction of the wall in 2002 that demonstrators succeeded in toppling down a part of the wall. One of the demonstrators, Moheeb Khawaja, said during the protest: „Twenty years ago no one had thought the monster that divided Berlin into two could be brought down, but in only two days in November, it did. Today we have proven that this can also be done here and now. It is our land beyond this wall, and we will not give up on it. We will win for a simple reason – justice is on our side.“

Meanwhile in Bil’in, demonstrators carried posters demanding the release of Adeeb, the member of the village’s popular committee still in the Israeli jail, and a large styrofoam model of the wall which they set in the space between the main gate and the fence. Upon arrival to the fence parallel to the trail, the Shabab started busily cutting through it. Covered by the smoke of a burning tire, two of them made impressive progress for quite a few minutes before the army noticed them. A Belgian choir gave the demo a wonderfully surreal character, as they sang in harmony songs of resistance and struggle in various languages. The army demolished the mock model of the wall and threw gas and shock grenades, while the Shabab, enjoying the support of a very favorable wind, was returning the many unexploded canisters accompanied by stones.

At the same time in the village of al-Ma’asara, the army prevented from some 50 demonstrators to protest at the path of the wall. Blocked by an impromptu barbwire fence and held back by soldiers, demonstrators gave speeches in English and Arabic about the illegality of the Wall and Israel’s occupation of the Palestinian territories. The children of the village succeeded in temporarily removing the barbwire and attempted to walk forward, the soldiers threatened the demonstrators with arrests and violently pushed the children back across the fence. As the demonstrators began marching back to the village, they were blocked by a military jeep that entered the village from the back and parked on the main road. Trapped between the soldiers by the barbwire on one side and the jeep on another, the demonstrators crowded around the military vehicle with singing and clapping, accompanied by an Israeli group of percussionists. The soldiers in the jeep made threats of arrests and eventually left the village, the protesters headed back to the village and the percussions group gave a drumming workshop to the children and youths of the village.

al-Ma'asara

Anarşi Radyo’da Durruti ve İspanya Anarşist Devrimi özel programı

Veröffentlicht in Deutschsprachige Artikel, Duyurular, Haberler mit Tags am 13/11/2009 von Karakök

radyo_anime2ust_a


DURRUTİ VE İSPANYA ANARŞİST DEVRİMİ özel programını 20 Kasım 2009 Cuma
akşamı 22:00-24:00 saatleri arası, www.anarsiradyo.org adresinden
yayın yapan Anarşi Radyo’da dinleyebilirsiniz.
DURRUTİ’NİN HAYATINI KAYBETTİĞİ GÜN OLAN 20 KASIM’DA,
ANARŞİ RADYO, ÖZEL BİR PROGRAM HAZIRLADI:“DURRUTİ VE İSPANYA ANARŞİST DEVRİMİ“

Durruti’ye hep şu soruyu sordular: „Tek başınıza kazanabilir misiniz?“

O İspanya’daki Anarşist devrimin önderi değil taşıyıcısıdı.
İspanya Anarşist devrimini cephede haykıran kadın-erkek-çocuk 4
milyonu bulmuş Anarşistten sadece biriydi.

Bir işçinin oğlu, kendisi de babası gibi demiryolu işçisi olan Durruti,
Anarşist tarihin en önemli isimlerinden biri, gerçek bir Anarko-sendikalist,
tutkulu bir devrimci ve yürekli bir Anarşisttir.

20 Kasım 1936′da hayatını kabeden Durutti’yi yaşamıyla, sözleriyle,
yaptıklarıyla ve onun için yazılmış olanlarla selamlıyoruz.

„Biz hep varoşlarda ve izbe duvarların içinde yaşadık. Bir süre için
nasıl barınacağımızı bileceğiz. Şunu aklınızdan çıkarmayın, biz aynı
zamanda inşa da edebiliriz. İspanya’da, Amerika’da, her yerde,
sarayları ve şehirleri kuran biz işçileriz. Biz işçiler, onların
yerini alacak başkalarını da yapabiliriz. Ve hatta daha iyilerini!
Yıkıntılardan hiç korkmuyoruz. Biz dünyayı miras alacağız, bu konuda
hiçbir şüphemiz yok. Burjuvazi tarih sahnesinden çekilmeden önce kendi
dünyasını yakıp yıkabilir. Yüreğimizde yeni bir dünya taşıyoruz, şimdi
şu anda bu dünya büyümekte…“

Bueneventura Durruti

DURRUTİ VE İSPANYA ANARŞİST DEVRİMİ özel programını
20 Kasım 2009 Cuma akşamı 22:00-24:00 saatleri arası,
http://www.anarsiradyo.org adresinden yayın yapan Anarşi Radyo’da
dinleyebilirsiniz.

 

Kent ve İnsan Hakları Sempozyumu

Veröffentlicht in Direnis, Eko yazilari, Haberler mit Tags am 13/11/2009 von Karakök

KENT VE İNSAN HAKLARI SEMPOZYUMU
İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ İNSAN HAKLARI HUKUKU UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ
13-14 KASIM 2009, DOLAPDERE KAMPÜSÜ, MAHKEME SALONU

13-14 Kasım 2009 tarihlerinde “Kent ve İnsan Hakları” başlıklı bir sempozyum düzenliyoruz.
İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü’nde gerçekleşmesi planlanan sempozyumda, kent çalışmaları, kent ve planlama, mimarlık, kadın çalışmaları, engelli hakları ve erişim, adalete erişim, göç ve iltica meseleleri, kent ve suç, kent ve ayrımcılık konularında hukuk, sosyoloji, mimari, şehir ve bölge planlama gibi çeşitli alanlarda çalışmalar yapmakta olan akademisyen ve araştırmacıların bildirilerine yer verilecektir.
13 Kasım Cuma, 16:00-18:00 ve 14 Kasım Cumartesi 10:00-18:30 saatlerinde arasında dört oturum olarak planlanmakta olan sempozyumun ayrıntılı programı ekte sunulmaktadır.
İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenmekte olan sempozyumda sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyacağız.

Saygılarımızla,

İstanbul Bilgi Üniversitesi
İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi

Ayrıntılı bilgi için;
Seda Peker
Tel: (212) 311 52 76
e-mail: speker@bilgi.edu.tr

Program:

13 Kasım, Cuma
16:00 – 16:15             Açılış
16:15 – 18:00              1. Oturum
Konuşmacılar:
1.         Turgut Tarhanlı, Moderatör
İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi
2.         Hossein Sadri, Gazi Üniversitesi Mimarlık Bölümü
“Kent hakkından kentte insan haklarına”
3.      Senem Zeybekoğlu Sadri, Doğuş Üniversitesi Mimarlık Bölümü
“Kentsel dönüşüm ve kentte insan hakları”
Yorumcu:
Erdoğan Yıldız, İstanbul Mahalle Dernekleri Platformu

14 Kasım, Cumartesi
10:00-12:00                 2. Oturum
Konuşmacılar:
1.                  Murat Cemal Yalçıntan, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama
“Kentsel muhalefeti kent hakkı kavramı üzerinden düşünmek”
2.                  Ezgi Tuncer Gürkaş, Yıldız Teknik Üniversitesi, Mimarlık Bölümü
“Kentte barınma hakkı: kim için? Samatya sokaklarında “zorunlu” göçmenlerin “yer-kurma” pratikleri”
Yorumcular:
Galma Jahic, İstanbul Bilgi Üniversitesi, İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi
Pınar Uyan, İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi

12:00 – 13:00              Öğle yemeği

13:00 – 15:00              3. Oturum
Konuşmacılar:
1.                  Korhan Gümüş, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı
“Öznellikleri dışlamayan bir kamusal alan mümkün mü?”
2.                  Kıvılcım Ertan Akkoyunlu, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAIE)
“Kent ve İnsan Hakları Bağlamında Kentsel Hizmetlere Erişim Hakkı”

Yorumcular:

İdil Elveriş, İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi

Seda Kalem, İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi

15:00 – 15:30              çay-kahve arası

15:30 – 17:30              4. Oturum

Konuşmacılar:
1.                  Ayten Alkan, İstanbul Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü
““Yerim mi dar yenim mi?” Cinsiyete dayalı kentsel hak ihlâlleri ve ötesi”

2.                  Dikmen Bezmez, Koç Üniversitesi Sosyoloji Bölümü
Sibel Yardımcı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü
“Bir Vatandaşlık Hakkı Olarak Kent Hakkı: İstanbul Özelinde Sakat Hakları”

Yorumcular:

İdil Işıl Gül, İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi

Sevinç Eryılmaz, İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi

YARİN: Mimar Sinan GSU Besiktas: devrimci genclik koprusu film gosterim

Veröffentlicht in Direnis, Duyurular, Haberler mit Tags am 13/11/2009 von Karakök

dgk